İçeriğe geç

KRALİÇENİN DÖNÜŞÜ

Bölüm 14 · 3 dk okuma

KRALİÇENİN DÖNÜŞÜ

Bölüm 14

Yanılsama ve Çelik

Karanlık Kule’nin kasvetli gölgesi ufku bir zindan gibi kapatırken, Ethan pelerinini rüzgara karşı sıkıca sardı. Handa aldığı o dondurucu haber—Elara’nın öldüğü ve kanının Başbüyücü’nün damarlarında aktığı iddiası—zihninde çekiç darbeleri gibi yankılanıyordu. Kılıcının kabzasını sıkan parmakları bembeyaz kesilmişti. Artık kaybedecek tek bir şeyi bile kalmamıştı. Başbüyücü’nün taştan kalesini tırnaklarıyla kazımaya, o adamın kalbini söküp gerçeği öğrenmeye kararlıydı.

Tam Kule’ye giden dar, sarp kayalık patikaya ilk adımını atmıştı ki, arkasındaki çam ağaçlarının arasından dörtnala gelen bir atın nal sesleri duyuldu.

Ethan kılıcının kabzasına davranıp hızla arkasını döndü. Gelen, Kuzey Krallığı’nın özel muhafız zırhını taşıyan, köpükler içindeki atından düşercesine inen bir ulaktı. Muhafız, Ethan’ın karşısında diz çöktü; nefes nefeseydi, yüzündeki ifade şok ve imkansız bir muştu arasında sıkışıp kalmıştı.

"Majesteleri! Prens Ethan!" diye bağırdı muhafız, sesi heyecandan titreyerek. "Saraydan... Saraydan emir geldi! Arama seferini durdurun!"

Ethan’ın bakışlarındaki buz gibi ifade değişmedi. Sesi bir uçurum kadar derinden geldi: "Ne saçmalıyorsun sen? Önümden çekil."

"Prensim, yemin ederim doğru!" dedi muhafız, ellerini kaldırarak. "Prenses Elara... Prenses Elara saraya döndü! Dün gece, bitkin bir halde kale kapılarına sığınmış. Yaşıyor!"

"Ne?"

O tek kelime, Ethan’ın dudaklarından bir uğultu gibi döküldü. Dünya bir saliseliğine ekseninden kaydı. Az önce hanın karanlığında onun öldüğünü, kanının bir büyücüye yem olduğunu öğrenmişti. Şimdi ise sarayda olduğu söyleniyordu.

O an, sol göğsünün tam ortasında, Elara’nın kolyeliğinin durduğu yerde amansız, nefes kesici bir acı yeniden patladı. Bu acı ne bir sevinçti ne de bir huzur... Zihnini kör eden, kalbini bir bıçak gibi ikiye yaran, tekinsiz bir sızıydı.

Yaşıyor mu? Yoksa zihnimi bir illüzyonla mı avlıyorlar?

Ethan’ın gözlerindeki kafa karışıklığı anında yerini kör bir acıya ve durdurulamaz bir sabırsızlığa bıraktı. Göğsünü tutarak soluklandı.

"Saraya dönüyoruz..." dedi Ethan, sesi bir fırtına öncesi kadar tekinsizdi.

Zaman kaybetmeden ulağın atına atlayıp dizginleri geriye, Kuzey ve Güney sınırını bağlayan geçide doğru kırdı. Ancak Simon Krallığı’nın topraklarından çıkmak o kadar kolay olmayacaktı.

Sarp dağ geçidinin en dar noktasında, kayalıkların arkasından aniden iki düzine silahlı gölge fırladı. Bunlar, Simon Krallığı’nın en elit, siyah zırhlı kule muhafızlarıydı. Yirmiye yakın muhafız, ellerinde kavisli kılıçlar ve ağır mızraklarla patikayı tamamen kapatmıştı.

"Gölge Şövalye!" diye kükredi muhafızların başı. "Buradan canlı çıkışın yok!"

Ethan atından aşağı sıçradı. Göğsündeki o dondurucu sızı ve Elara’nın belirsizliği, ruhundaki o acımasız canavarı serbest bırakmıştı.

"Yolumdan çekilin," dedi Ethan. Sesi bir kılıç biley taşı kadar pürüzsüz ve soğuktu.

Muhafızlar aynı anda üzerine çullandı. İlk üç mızraklı adam öne atıldığında Ethan zırhının esnekliğinden yararlanarak sıyrıldı. Ancak arkadan gelen kavisli bir Simon kılıcı, Ethan’ın savunmasındaki tek boşluğu buldu. Keskin çelik, zırhın eklem yerini yararak doğrudan Ethan’ın sol göğsünün üzerine, kalbinin hemen birkaç santim yanına derin bir yara açtı!

Sıcak kan, siyah pelerininden aşağı bir şelale gibi akmaya başladı.

Muhafızlar zafer çığlığı atmak üzereydi ki... Ethan kımıldamadı bile. Yüzünde ne bir acı ifadesi belirdi ne de bir gerileme oldu. Göğsünden süzülen kendi kanına bakmadı bile. Kalbinde taşıdığı o devasa ruhani acının yanında, bu fiziksel yara onun için sadece sivrisinek ısırığıydı.

Gözleri kan bürümüş bir kurt gibi parladı. Kılıcını kavrayan ellerinde Kuzey’in tüm kadim gücü tutuştu.

Ethan, acıyı bir kenara itip göğsündeki yaraya aldırış etmeden öne doğru tek bir devasa hamle yaptı. Ağır Kuzey çeliğini havada gümüşi bir kavis çizecek şekilde, tüm gücüyle savurdu!

O tek ve amansız kılıç darbesi, havanın nemini bile yardı. Kılıçtan yayılan o yıkıcı baskı ve çeliğin izi, önündeki yirmi muhafızın zırhlarını, mızraklarını ve bedenlerini aynı anda biçecek kadar vahşi bir şok dalgasına dönüştü.

Saniyeler içinde metal şakırtıları ve çığlıklar kesildi. Yirmi elit muhafız, tek bir hamlenin bıraktığı kanlı yıkımla taşların üzerine yığıldı.

Geçitte sadece rüzgarın uğultusu ve Ethan’ın ağır, hırıltılı nefesi kaldı.

Ethan, göğsündeki yaradan taze kanlar akarken kılıcını kınına soktu. Sendeledi ama düşmedi. Dizleri titriyordu ama çelik gibi duruşu bozulmadı. Kanlı elini göğsündeki yaraya bastırarak atına yöneldi.

Yaralı, bitkin ve tepeden tırnağa kendi ve düşmanının kanına bulanmış bir halde, zihnindeki o devasa şüpheyle saraya doğru sürmeye devam etti.

Gerçek miydi, yoksa karanlık bir oyun mu... Cevap, sarayın kapılarının arkasındaydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.