Tünelin derinliklerinden gelen postalların uğultusu ve zırh şakırtıları, nemli taş duvarlarda yankılanarak üzerlerine doğru bir felaket gibi büyüyordu. Ethan kılıcını sımsıkı kavramış, Elara’yı arkasına alarak geri çekilme hamlesi yapıyordu ki, genç kız aniden olduğu yerde donakaldı.
Elara’nın şakaklarında beliren gümüşi damarlar, zihninde patlayan yeni ve çok daha karanlık bir kehanet dalgasıyla tutuştu. Gözleri tamamen ışıkla doldu. Ağzından süzülen ince bir kan damlası çenesine doğru akarken, neşter kadar keskin ve soğuk bir gerçek zihnine saplandı.
"Amacı bu değil..." dedi Elara, sesi iki farklı varlığın yankısıyla boğuklaşarak. "Ethan... Simon’ın tek amacı bu şehri yakıp yıkmak değil..."
Ethan başını hızla geriye çevirdi. Elara’nın burnundan ve gözpınarlarından ince kırmızı sızıntılar geliyordu. "Elara! Kendini zorlama, buradan hemen çıkmamız lazım!"
"Beni istiyor!" diye bağırdı Elara, göğsü bir körük gibi kalkıp inerken. Zihninde beliren görüntüler artık birer hayalet değil, düşmanın doğrudan kanlı planıydı. "Topraklarımızı yağmalamak bir kılıf Ethan... Kral Simon’ın asıl aradığı şey krallığın tacı değil; benim bedenimdeki 'Dolunay Kanı'! Yüz yıl önce kurban edilemeyen o son imparatoriçenin damarlarındaki aynı mühür bende uyanıyor!"
O an, tünelin karanlığından süzülerek çıkan adımların sesi kesildi. Meşalelerin kızıl ışığında, siyah bir cübbeye bürünmüş, yüzü çürümüş deri maskeyle kaplı devasa bir Simon Başbüyücüsü belirdi. Elindeki kemikten asayı yere vurduğunda, taş zeminde kan kırmızısı mistik bir çember parıldadı.
"Nihayet..." dedi Başbüyücü. Sesi adeta mezar toprağının altından geliyordu. "Yüz yıllık bekleyiş bitti. Kutsal kan, kehanetin doğduğu gece tamamen uyandı."
Başbüyücü asasını Elara’ya doğru uzattı. "Bize krallığınızın toprakları gerekmez prenses. Efendimiz Simon, damarlarındaki o ilahi ışığı söküp kendi kanına katacak. Senin kanınla gökyüzündeki kızıla hükmedecek ve iki diyarı da sonsuz bir karanlığa gömecek!"
Ethan duyduklarıyla çılgına döndü. Damarlarında akan Kuzey kanı öfkeyle tutuştu. "Ona dokunmana izin vermektense bu sarayı üzerinize yıkarım!"
Ethan bir kaplan gibi öne atıldı. Ancak Başbüyücü asasını hafifçe salladığında, havada beliren siyah büyüden kırbaçlar Ethan’ın göğsüne vurarak onu geriye fırlattı. Ethan şiddetle taş sütuna çarptı; ağzından kan fışkırdı ve zırhı göğsünden yarıldı.
"ETHAN!"
Elara çığlık atarak Ethan’a doğru koşmak istedi ama etrafını saran büyücü çömezleri Elara’nın etrafında dönmeye başladı. Büyülü sözlerin mırıltıları mahzenin tavanını çatlattı. Elara’nın bedenindeki ışık, bu karanlık ayinin çekim gücüyle zorla dışarı doğru çekilmeye başladı. Genç kız dizlerinin üzerine çöktü; bedeninden ruhu sökülüyormuşçasına acıyla haykırdı.
Ethan, yerde kendi kanı içinde yatarken Elara’nın acı dolu çığlığını duydu. Zihninde 3. Bölümdeki o kabus çaktı: Gözlerinin önünde katledilen prenses ve bir hiç uğruna yok olan krallık...
"HAYIR!"
Ethan, kemiklerinin çatırdayan acısına aldırış etmeden zemindeki kılıcına tutundu. Avuç içi çeliğin keskinliğiyle yarılırken, kendi kanını kılıcına sürdü. Kuzey’in kadim savaşçı yeminiyle doğruldu. Bakışları artık bir insanın değil, avını parçalamaya ant içmiş bir yırtıcının bakışlarıydı.
"Senin o kirli büyün..." dedi Ethan, dişlerinin arasından sızan kanla sırıtarak. "...benim aşkımın ve kılıcımın yanında hiçbir şey!"
Ethan imkansız bir hızla öne atıldı. Başbüyücü daha asasını kaldıramadan, Ethan kanlı kılıcını doğrudan büyücünün göğsüne sapladı. Siyah bir duman ve çığlık mahzeni kaplarken, ayinin büyülü çemberi büyük bir patlamayla darmadağın oldu!
Elara serbest kalan bedeninin ağırlığıyla Ethan’ın kollarına düştü. İkisi de kan, duman ve patlamanın ortasında nefes nefeseydi. Ancak yukarıdan, sarayın ana salonlarından gelen devasa patlama sesleri, ana Simon ordusunun ön kapıları yıktığını haber veriyordu.
Karanlık ayin durdurulmuştu ama asıl büyük savaş şimdi başlıyordu.