"Siktir!" İnanamaz gibi gülerken genizden bir kahkaha attı. "Hadi içeri geçelim." Neredeyse nezaketsiz sayılacak bir şekilde elini sırtıma koyarak beni yönlendirdi.
Evin ezbere bildiğim basamaklarını çıkarken gözlerim yine de farklı bir şey görme ihtiyacı ile etrafta gezindi.
"Her şey o kadar aynı ki, bir başka evrene gelmiş gibi hissetmiyorum." Gerçekten biraz şaşırarak mırıldandım. "Sanki sadece kendimi klonlamış gibiyim." Elim ikimizin arasında gidip geldi.
"Klonlama burada yasaklanalı onlarca yıl oldu." Dairenin kapısını açarken buna ihtimal bile vermedi. "Ayrıca kendimi klonlamış olsaydım bunu bence bilirdim." Geçmem için elini uzattı.
Ayakkabılarımı her zamanki gibi dışarıda çıkarıp içeri soktum. Kapının arkasındaki ayakkabılığa, yerine koydum.
Eğer aynaya bakarsak, aynı anda kendimizden dört tane göreceğimiz ikizim, buna güldü ve kendi ayakkabılarını misafirlerin koyduğu yere koydu. Fark etmeden kendimi fazla kaptırmıştım.
"Bana her şeyi anlatmalısın! Paralel bir evrenden geldiğini anlamak için kahin olmaya gerek yok. Aslına bakarsan bizde bir süredir bunun üzerinde çalışıyoruz ve deneylere ufak ufak başlamıştık. Ama gerçek bir insanı, özellikle de bir bilim insanını göndermek..." Heyecanı kısık bir çığlık atmasına sebep oldu.
"Benim bundan daha çok merak ettiğim bir sürü şey var ama..." İşin bilim kısmı şuanda hiç ama hiç ilgimi çekmiyordu.
"Ne gibi?" Anlamakta zorlandı. Bu sırada beni misafirperver bir şekilde mutfağına yönlendirdi. Farklı bir şeyler görürüm umudu ile dolaplarını karıştırmaya başladım. Ama yoktu...
Eve ilk çıktığım zamanlar annemin ucuz bir satıcıdan aldığı eski tabaklar bile aynıydı.
"Ne kadar aynıyız merak ediyorum." Dolaplardaki çaylar, sevdiğim meyveler, yediğim hazır gıdalar...
"Pekala..." Bu onu da heyecanlandırmıştı. "Nereden başlamalıyız?"
"İsimlere ne dersin?" Birbirimize o kadar benziyorduk ki sorma gereği bile duymamıştık bunu. O da yeni fark ediyor olmalı ki güler gibi bir ses çıkardı. Başını sallayarak beni onaylarken tahminimce çay demlemek için musluğu açtı.
Eh, suları şeffaftı.
"Aynı anda?" Yaşına rağmen bir çocuk gibi mırıldandı. Onayladım. Başı ile sayar gibi bir hareket yaptı. Aynı anda dudaklarımız aralandı.
"Thomson." Dedim aceleyle.
"Darwin." Dedi büyük bir beklenti ile.
İstediğimizi alamamak onu büyük bir şoka uğrattı.
"Thomson annemin koymayı düşündüğü diğer admış." Aklı, annesinin muhtemelen ona oldukça önceden anlattığı hikayeye gitti.
"Belki de evrenlerimizin tek farkı budur?" Dedim siyah çayı dolaptan çıkarıp ona uzatırken. Tereddüt etmeden aldı ve çayı demlemeye başladı. Garip bir şekilde sanki yıllardır birbirimizi tanıyor gibi alışıktık birbirimize. Ama zaten... Biz birbirimiz değil miydik ki? Daha fazla kimi tanıyor olabilirdik?
"Sadece isimlerimiz mi?" Buna inanmak istemiyor gibiydi. "Yalnızca annemizin yaptığı bir isim tercihi iki farklı evrenin oluşumuna sebep olmuş olamaz."
"İyi de paralel evrenlerin mantığı bu değil mi?" Favori iki kupamı dolaptan çıkarıp onun yanına bıraktım. "Her şeyin aynı olduğu ama sadece isimlerimizin bile farklı olduğu milyarlarca evren yok mu?"
"Bu tüm insanlık için geçerli değil mi?"
"Bence öyle."
"O halde sadece kendinin farklı bir isme sahip olduğu evreni nasıl buldun da buraya geldin?" Sesi beni gafil avladı. Suçlayıcı ya da herhangi bir şey için şüpheci değildi. Çünkü onu kolayca bulmam olsun ya da bilim insanı olduğumu bir şekilde kanıtlamam olsun bir tehdit olmadığımı ona kanıtlamıştım. Ben yalnızca öğrenmek isteyen o adamdım...
"Belki de sadece kaderdir, hım?" Hafifçe güldüm. "Hem tek farkın bu olduğu kesin değilki... İsimlerimizin farklı olması bile hayatımızı değiştirir. En basitinden sınıf listelerinde bile farklı sıralarda olmalıyız. Ve bundan dolayı tanıştığımız insanlarda farklı olur..." Düşünceli bir şekilde mutfak sandalyesine oturdum. O da masanın hızlıca diğer ucuna geçti.
"Hayatından bahset bana biraz." Dedim doğal bir şekilde. "Sonra bende benimkinden bahsederim. Böylece etrafımızdaki insanlar hakkında da bilgi sahibi oluruz."
"Pekala sana bir kağıt kalem getirsem iyi olacak. Geri dönerken yanında götürmek istersin belki." Başımı minnetle sallayıp teşekkür ettim.
O kağıt kalem almaya gidince ise bende hızlıca çaylarımızı doldurdum. Kendiminkine bir kaşık bal atmayı da ihmal etmedim.
"Pekala..." Tekrar masa başına oturduğumuzda kağıdı ikiye bölüp isimlerimizi yazdı. "Şimdi ben başlayacağım. Güncel olarak hayatım," madde madde yazmaya başladı. "Yıl iki bin dört yüz kırk dokuz. Bir bilim merkezinde evren ve zaman kavramları üzerinde araştırmalar yapıyorum. Önümüzdeki ay bir terfi bekliyorum."
"Buraya kadar oldukça benzer..."
"Profesör Jekly ile beraber çalışıyoruz. Merkezde süren rekabet yüzünden son zamanlarda iyi hissetmiyorum."
"Bende..."
"İş hayatım haricinde ise tek başıma bu evde yaşıyorum. Ailemden ilk olarak lisenin başında ayrıldım. Yatılı okullar, özel kolejler derken yoğun bir hayatım oldu. Ama tüm bunların arasında nişanlım Caroline ile tanışmayı başardım." Duyduğum şey ile kaşlarım havalandı adeta nefesim kesildi.
"Benim hayatımda kimse yok!" Diğerlerinin aksine yüksek bir tonda araya girdim. Başını ilk kez kağıttan kaldırdı. O da benim gibi şaşırmış duruyordu.
"Öyle mi?" Daha soracağı bir çok şey olduğunu gözlerinden anladım. Başımı eğerek de cesaret verdim. "Hiç mi olmadı? Yoksa ayrıldınız mı?"
"Hiç olmadı." Hafifçe gülerek omuz silktim. "Lise boyunca ölü gibi ders çalıştım. Zaten erkek lisesinde yurtta kalıyordum kimse ile tanışma fırsatım olmadı. Üniversite de ise diploma almayı kafama koymuştum. Bu yüzden bunlara hiç vaktim olmadı."
"Vaktin olsa bile tanışamazdınız muhtemelen..." Dedi biraz düşünceli bir hale bürünürken. "Darwin ismindeki başka bir arkadaşına mesaj atmaya çalışırken yanlışlıkla bana yazmıştı. Adın Darwin olmadığı için de tanışma ihtimaliniz sıfırlanıyor." Söyledikleri oldukça makul olduğu için dudağımı aşağı büküp başımı salladım.
"Pekala devam edelim." Konumuza dönmek için elimi salladım.
"Annem de babam da bir sahil kasabasında yaşıyorlar. Hiç kardeşim yok."
"Ama sana tıpatıp benzeyen biri tam karşında." Onu basitçe tiye aldım. Gülmeden edemedi.
"Sahi," biraz durgunlaşmıştı. "İkiz ya da kardeş sayılır mıyız?"
"Genetiklerimiz aynı gözüküyor. Gerçi araştırma için bir laboratuvarım olsa daha iyi anlayabilirdim. Ama sana baktığımda gördüğüm kişi-"
"Kendimim." Tok bir
sesle cümlemi tamamladı.
Başımı sallayarak onayladım. Tüylerim diken diken olmuştu.
***