Jack Williams Karanlık çökene kadar etrafta çeşitli araştırmalar yaptım fakat beklediğim gibi hiçbir iz yok. Neyseki artık vakti geldi. Yanına geliyoruz, sevgili katil. Amir Owen'ı bulmak için etrafıma bakıyorum artık gece olduğu için soğuk rüzgar etraftaki ağaçları sallıyor. Etrafa bakınırken amirin sesini duyuyorum. "Bay Williams, gidiyoruz değil mi?" Owen'a dönüyorum "elbette. Hazırsanız gidelim mi?" Owen eliyle 'önden buyurun' şeklinde bir işaret yapıyor ve ormana ilk adımlarımızı atıyoruz. Sabahın aksine akşamları orman oldukça ürkütücü görünüyor. Belimdeki kemerin cebinden feneri çıkarıp ışığını yakıyorum. Ormanın içine doğru ilerledikçe sanki buradan dönerken kaybolacakmışız gibi hissettiriyor.
Tahminimce bir buçuk saattir ormanda ilerliyoruz fakat görünürde hiçbirşey yok. Şaşırtmadı. "Bay Williams sanırım görünürde pek birşey yok gibi ha?" Owen'ı başımla onaylıyorum "evet, pek birşey yok. Fakat buraya gelmişken geri dönmeyeceğiz." Hafif tebessüm ederek omuzumun üstünden ona bakıyorum "değil mi?" Başını sallayarak onaylıyor "tabiki" ilerlemeye devam ediyoruz. Sanki kapkaranlık orman bizi içine çekiyor ve arkamızdan hafifçe esen ruzgar kapıları kapatıyor gibi huzurlu hissettiriyor... Fakat tam bu huzurlu anda arkamdan gelen Owen'dan bir inleme ve düşme sesi duyarak hızla arkamı dönüyorum. Feneri yere tutunca derin bir çukurun içinde kavalını tutarak inleyen bir Owen görünce sinir bozukluğuyla bir nefes veriyorum. Bu adam ciddi mi? O kadar amir oluyorsun ve göremediğin şey bir çukur- ha? Bir dakika, bu öylesine bir çukur değil. Bu bir tuzak. Eski zamanlarda kullanılan bir tuzak. Bir katil neden böyle bir yöntem kullansın ki? "Ah! Bay Williams! Işığı gözüme tutmasanız olur mu?" Kendime gelerek yeniden dikkatimi amire veriyorum. "Kusura bakmayın, iyi misiniz?" Feneri gözünden çekip daha rahat görebilmek için kafasının üstüne tutuyorum. "Sanırım değilim. Siz devam edin Williams ben buradan çıkabilirim. Hem bir suçlu görürsem de size haber veririm." Tanrı buna şahit ki o adam ne oradan çıkabilir, ne de suçluyu bulabilir yine de sinirlenmemelisin jack. Tek yapman gereken etraftaki başka bir tuzağa da yakalanmadan ip gibi birşeyler bulmak. "Sorun değil amir Owen. Etraftan bir sarmaşık falan bulurum. Ormandayız sonuçta değil mi?" Owen başıyla onaylıyor "Pekâlâ, dediğiniz gibi olsun bay Williams. Teşekkürler."
Hafifçe sırıttım "rica ederim. Bu arada... kavalınızı çok oynatmasanız sizin için iyi olabilir, kırılmıştır falan." Amir sanki kafasına silah dayamışım gibi zorla hafifçe güldü "bu komikliğinize suçlu bile gülerdi bay Williams" şu durumdan kesinlikle keyif alarak arkamı dönüp giderken hâlâ sırıtıyorum. "Biliyorum, orada oturmanın keyfini çıkarın amirim" Tanrım, o herif arkamdan sövmediyse hiçbirşey bilmiyorum. Herneyse bu durumla daha sonra dalga geçeceğim şimdi yapmam gereken ağaçlardan bir sarmaşık bulmak. Uzun orman yolu boyunca ilerliyorum. Orman çok sessiz, tek bir kuş cıvıltısı bile yok sadece benim ayak seslerim duyuluyor. Yeniden o huzuru buldum sanırım ama maalesef biraz hızlı olmalıyım çünkü o amir orada çok kalamaz.
Adımlarımı hızlandırıyorum hızlı, hızlı sarmaşık gibi birşeyler ararken feneri yere tutup başka bir tuzak daha olup olmadığını kontrol ediyorum bir yandan da ağaçlara bakıp sarmaşık arıyorum o an ayağım birşe ye takılıyor ve dizlerimin üstüne düşüyorum. "Ah, lanet olsun bir bu eksikti!" Kendi kendime fısıltılarla söyleniyorum fakat o an ayağımın takıldığı şeyin sarmaşık olduğunu fark edince rahat bir nefes veriyorum. Yarısı toprağa gömülü sarmaşığın ucundan tutup çekiyorum. Heryerin toz toprak olsa da, zorlansam da bir şekilde çıkarıyorum. Sarmaşığı elime dolarken yeterince uzun ve sağlam olup olmadığını kontrol ediyorum. Görev başarılı, sarmaşık yeterli uzunlukta ve yeterli sağlamlıkta.
Hızlı adımlarla Owen'ın yanına geri dönüyorum fakat hızlı adımlar attığım için feneri ileriye tuttuğumu fark etmeden tuzaklardan birine basıyorum ama düşecekken sarmaşığı elimde sıkarak ayağımı kaydırıp kendimi geriye atıp son anda kurtuluyorum. Ayağa kalkıp çukurun içine bakıyorum ama Owen'ın düştüğü çukurun aksine bunun içinde sivri tarafı yukarı bakıcak şekilde çiviler saplanmış. Kendi kendime mırıldanıyorum yine "nasıl bir psikopatsın lan sen?..." derin bir nefes alıp yoluma devam ediyorum uzun orman yolunu geldiğim yerden dönüyorum. Neden bir katil bu tür tuzaklar kursun ki? Kafamda binlerce sorular dönüyor bir yandan da yeniden bir tuzağa takılmamak için feneri yere tutuyorum.
Owen'ın olduğu yere yaklaştığım zaman uzaktan bir silüet görüyorum sanki bir şey çukurun üstünde çırpınıyor diğeri de onu boğuyor gibi... Amir Owen! Koşmaya başlıyorum. Fakat görüntü netleşince donup kalıyorum. bir kız amiri boğazlamış amir ise kurtulmaya çalışıyor. Hiçbirşey diyemedim. Dilim tutuldu sanki. Bir kızın bu kadar güçlü olması normal bir şey mi? Gözlerimi bir an bile ayıramadım. Göz bebeklerim şoktan donmuştu sanki. Tam ağzımı açıp birşey diyecektim ki, kız amirin boğazını sıkmaya devam ederken aniden kemik kırılma sesleri ve Owen'ın son kez bağırma sesleri ormanda yankılandı. Gövde yavaş yavaş düşerken kafası gövdesinde ayrılmış ağaca çarpıp ordanda ayağımın dibine yuvarlanınca işte o zaman dizlerimin bağı çözüldü.


