Akşam olduğunda koğuş nihayet sessizleşmişti.
Emre yatağında uzanırken Hasan yanına geldi.
— Uyumadın mı?
Emre başını kaldırdı.
— Seni bekliyordum.
Hasan hafifçe gülümsedi ve yatağın kenarına oturdu.
— Bugün söylediklerimiz hakkında pişman mısın?
Emre başını iki yana salladı.
— Hayır.
Hasan ona biraz daha yaklaştı.
— Ben de değilim.
Bir süre birbirlerine baktılar. Koğuşun sessizliğinde yalnızca ikisinin nefesi duyuluyordu.
Emre fısıldadı:
— Hasan...
— Efendim?
— Bana böyle bakma.
Hasan gülümsedi.
— Neden?
— Çünkü utanıyorum.
Hasan'ın gülümsemesi yumuşadı.
— Çok tatlı oluyorsun utanınca.
Emre gözlerini kaçırdı.
Hasan elini onun elinin üzerine koydu.
Emre elini çekmedi.
Tam tersine parmaklarını Hasan'ın parmaklarının arasına geçirdi.
İkisi de sessizce gülümsedi.
Hasan biraz yaklaşarak alnını Emre'nin alnına yasladı.
— Biliyor musun?
— Ne?
— Burada seni bulduğuma çok sevindim.
Emre'nin gözleri doldu.
— Ben de.
Birbirlerine sarıldılar.
Kısa ama sımsıcak bir sarılmaydı.
Sonra Hasan geri çekilip Emre'ye baktı.
— İyi geceler.
Emre gülümseyerek cevap verdi:
— İyi geceler, Hasan.
Hasan kendi yatağına dönerken ikisi de gizlice gülümsüyordu.
Çünkü artık aralarında saklamak zorunda oldukları bir sır değil, korumak istedikleri bir bağ vardı.