Merhabalar. İlk kitabım olduğundan mantık hataları olabilir umarım görmezden gelir ve iyi yorumlarınızı benden esirgemezsiniz. Şimdiden teşekkür ediyorum. 💖
***
Yeşil parmak arası terliklerimi giyerek kapının önündeki çöp poşetini kaldırdım. Bir elimde telefonla en sevdiğim romanı bilmem kaçıncı defa okuyordum. Sokağın karşısına geçerek çöpü kutusuna attım. Ardından şıp şıp ses çıkartan terliklerimle seke seke yola atladım. Bir fren sesi duymamla kafamı telefondan kaldırmam neredeyse anyı anda olmuştu. Bana doğru gelen kamyonu görmemle yolun ortasında donakalmıştım. Ardın gelen acıyla bütün bilincimi kaybettim.
***
Gözlerimi açtığımda tamamen farklı bir odada uyandım. Telefonuma bakındım ancak bulamadım. Kalkmaya çalıştığımda başıma fena derecede bir ağrı saplandı ve bir anda benim olmayan ama tanıdık bir simanın anıları beynime hücum etti. Aklıma gelenle odanın kenarında bulunan boy aynasına koşturdum ve kendime baktım. Bu ben değildim.
Bu ben değildim ama bu vücudun içerisindeydim. Hızla atan kalbimi sakinleştirmeye çalıştım. Sanırım reenkarnasyon geçirmiştim. Daha öncesinde kitaplarda okumuştum aşı benim başıma geleceğini tahmin etmemiştim.
Aynadaki vücudu yani artık benim olan vücudu inceledim. Kül karası saçları ve bembeyaz bir teni vardı. Bu kişi okuduğum romanın kötü karakteri Khloe Mila Vallen’di.
Gerçekten gire gire bir kötünün bedenine mi girmiştim? Zaten bende şans olsa ana karakterin bedenine girerdim. Pekala kısaca özet geçiyorum.
Ana karakterimiz bir baronun evlatlık kızı Emyli ve ikinci Prens Carles Von Reagle. Bende prense aşık Vallen dükalığının şımarık ve kötü kızıyım. Emyli’ye yapmadığı eziyet kalmayan en sonunda onu zehirlemeye kalkan ve prens tarafından giyotine verilen bir karakterim.
Yani kitabın yarısına bile gelemeden hakkı rahmetine kavuşuyorum. Hatta üç tane erkek yan karakter tarafındanda zorbalığa uğruyorum.
Mesela yan karakterlerden Aaron Charl Vallen’de benim bu bedendeki kardeşim oluyor. Kitapta şöyle geçiyor, üvey annesinden olan kardeşi ona her zaman ön yargılı davranıyor ve kötü karakter olmasına yardımcı oluyor. Bunun nedenini gerçekten bilmiyorum. Genelde üvey anne çocuğa öteki çocuğu kötüler ama bu kitapta böyle olmuyor ona rağmen Aaron neden ablasına ön yargılı davranıyor bunu bilmiyorum.
Büyükçe bir iç çekiş yaşıyorum ve ne yapacağımı düşünüyorum. Yatağın yanındaki komidini karıştırıyorum ve içerisinden bir adet kağıt ve kuş tüyü kalem buluyorum. Aklıma gelenle okuduğum kitabı kağıda döküyorum ve katlayarak komidine geri koyuyorum. Tam o sırada kapım tıklanıyor. Girebilirsin diye sesleniyorum ve içeriye hizmetçi kıyafeti giyinmiş üç kişi giriyor.
“Leydim banyonuzu yaptırmaya geldik.” diyerek önümde eğiliyorlar.
“Tamam siz ikiniz suyu hazırlayadurun, sende burda kal.” Diyerek aralarından en masum duran kişiyi seçiyorum ve diğer ikisini yolluyorum.
Tabiki de her kitapta olduğu gibi hizmetçiler kötü kadından korkuyor ve önünde titriyor. Bu manzarayı şu an ben yaşıyorum.
“Sakin ol sadece bir kaç soru sorucam ve sende cevaplayacaksın tamam mı?” Diyorum. hizmetçi kafasını sallıyor ve bir onaylama sözcüğü çıkartıyor ağzından. Ancak o kadar kısık söylüyor ki çok zor anlaşılıyor.
”Öncelikle ben kaç yaşındayım?” Diye soruyorum. Hizmetçi şaşırsada beni cevaplamadan edemiyor.
“Evet? Ah evet bu yıl 19 yaşına girdiniz leydim.” Kekeliyor.
“Peki ben ne zaman akademiye başlıyorum?” Diye soruyorum. Bunu sorma amacım kitabın başlangıcının orada olması ve ana karaktere zorbalık yapmaya başladığım zaman.
“Leydim yaklaşık üç ay sonra akademiye gitmek için yola çıkacaksınız.”
Bir elimi çeneme yaslayarak düşünüyorum. Bu üç ay boyunca kesinlikle arıza çıkartacak bir şey yapmamalı ve evdekileri gözlemlemeliyim. Üvey annemin sıkıntı çıkartacağını sanmıyorum çünkü kitapta öyle çok şeye karışan kötü biri olarak bahsedilmiyor. Ancak Aaron sorun çıkartır mı emin olamıyorum bu yüzden özellikle ondan uzak durmayı düşünüyorum. Asıl soruna gelecek olursak aslında Khloe’nin yani şu an benim babam olan kişisinin nasıl bir karaktere sahip olduğu. Kitapta çocuklarıyla çok ilgilenmeyen ama her şeylerini eksiksiz yapan biri olarak anlatılmış. Kitapta Khloe ile pek bir diyaloglarına rastlanmıyor o yüzden tama olarak nasıl biri olduğu hakkında yorum yapamıyorum. Her neyse bu konuları sonraya bırakıcam.
Ben düşüncelere dalmışken diğer iki hizmetçi odaya dönüyor ve banyonun hazır olduğunu söylüyor. Onlar beni soyarken bundan utanmadığımı farkediyorum. Belkide bu bedene girdiğimde anılarınıda görebildiğim içindi. Hareketlerim önceki hayatımda olduğumdan çok daha zarif ve hoş. Hizmetçiler benimle gerçekten çok güzel ilgileniyorlar. Ben ne kadar kötü bir karakter olursam olayım krallıktaki en büyük dük ailesinin tek kızıyım bu yüzden bana yukardan bakmaya cüret bile edemezler. Belkide kitapta kötü karakteri asla durduramamalarının nedenide budur.
Banyoda küvetin içine çiçek yaprakları serptirilmiş ve vücut losyonları dökmüşler. Bu yüzden Khloe’nin -yani benim- zaten pürüzsüz olan vücudu dahada parlamıştı. Yaklaşık yarım saat süren banyo sefasından sonra hızlıca üzerime zümrütlerle işlenmiş şaşalı bir elbise giydirdiler. Neyseki korsesi yoktuda rahatça nefes alabildim.
“Yemeğe gitmek için hazırsınız leydim.” Diyen hizmetçiye teşekkür ediyorum. O anki şaşkın bakışlarını görsemde görmezlikten geliyorum ve bana öncülük eden hizmetçiyi takip ederek odanan çıkıyorum. Üzerinde tablolar asılı olan koskocaman bir koridordan geçiyoruz ve sola dönerek merdivenlerden iniyoruz. Kitapta büyük bir malikane diye bahsedilsede aslında devasa bir şato hissi veren Vallen dükalığı, bana gerçektende kitabın içindeymişim hissini misliyle yaşattı. Kendimi sakin tutarak sadece hizmetliyi takip ettim ve bir süre sonra yemek odasına geldik.
Açık olan kapıya yaklaşan hizmetçi beni salona davet etti.
“Dükalığın genç leydisi teşrif ediyor.”
Khloe’nin anılarında gördüğüm şekilde referans yaparak hizmetçinin benim için çektiği sandalyeye oturuyorum.
“Geç kaldın.” Konuşan kişiye dönüyorum. Khloe’nin babası yani Dük Robert Sky Vallen’e.
“Kusura bakmayın hazırlanmam uzun sürdü.” Nasıl davranacağımı bilemediğim için klasik bir cevap verdim. Ancak yanlış bir cevap vermiş olmalıyım ki dükün kaşları çatıldı.
“Herkes geldiğine göre yemeğinize başlayabilirsiniz.” Diyen dük yemeğinden bir kaşık aldığında ben dahil sofradaki herkes yemeğine başlamıştı. Yemekten sonra masanın ortasındaki tatlıya uzanırken Aaron ile göz göze geldik. Onunda kaşları çatıktı ve bana garip bir bakış atarak kendi önündeki tatlıyı yemeye başladı. Şaşkın bir şekilde çocuksu davranan Aarona değişik bakışlar atarak kendi tatlımdan bir çatal aldım. Bu evdeki erkeklerin kaş çatma problemi vardı zannımca. Vah vah oldukça yakışıklıydılar ama böylede çabucak yaşlanırlar. Neyse ben oldukçana güzel bir bedendeyim yeni bir hayattayım ve bu hayatta kötü kadın olarak giyotine vurulmak istemiyorum. Mutlu, huzurlu ve up uzun bir hayat düşlüyorum.
Sırıttığımı farkederek kendime çeki düzen veriyorum. Kalkmak için izin almam gerekiyor bu yüzden kafamı kaldırıyorum ve düke bakıyorum. Onunda bana baktığını farkediyorum ve kısacık bir an şaşırıyorum ama kendimi toparlıyorum.
”İzninizle yemeğimi bitirdim kalkabilir miyim.” Diyorum.
“Biraz sonra ofisime uğra seninle konuşmak istediğim bir konu var.” Diyor dük beyciğimiz. Onu onaylıyorum ve odama geri dönüyorum. Terasa çıkıyorum ve manzarayı izliyorum. O sırada da hizmetçiler masama sıcak çay koyuyorlar. Çayımı elime alarak manzaranın tadını çıkartıyorum.
Vallen dükaliğı olarak yemyeşil bir vadinin tepesinde yer alıyoruz. Kendimi antik bir filmde ana karakter gibi hissediyorum. Ağaçlara yuva yapmış kuşların cıvıltıları rahatlatıyor beni. Sahi eski bedenimde yaşarken böyle bir manzaraya hiç şahit oldum mu diye hafızamı yokluyorum. Ne yazık ki kentsel bir yaşamı baz alan eski hayatım hep çalışmakla ve kendimi başka insanlara ispatlamakla geçmişti. Asla kendime zaman ayıramaz, dünyanın güzelliğini farkedemez olmuştum. Şu anın kıymeti ne büyük bir lütufmuş meğer.
Kapımın çalınmasıyla bütün düşüncelerim buhar olup uçmuştu. Gelen dükün kapı muhafızlarından biriydi. Yemekte beni yanında çağırdığını hatırlayarak ayaklandım ve muhafızı takip ettim. Dükün odasına geldiğimde ben içeri girerken muhafız dışarıda kalmıştı. Düke referans yaptım.
“Yaklaş.” Eliyle koltukları göstererek gözlerimin içine baktı. Hızlıca koltuğa oturdum.
“Önemli bir şey mi oldu?” iyice meraklanıyorum. Dük çekmeceyi açarak içerisinden bir gazete kapıdı çıkartıyor ve bana uzatıyor. Gazeteyi elime alarak ilk sayfasına göz atıyorum. Koskocaman bir şekilde Khloe’nin, bir kızın başından aşağı şarap dökerkenki fotoğrafı bütün sayfayı kaplayacak bir şekilde yerleştirilmiş. Kaşlarımı çatıyorum ve dudağımı ısırıyorum.
“Bu hafta sosyeteyi sallayan büyük haberle beraberiz sayın okurlarım. Manşetimizin başlığı prens aşığı Vallen dükalığının tek kızı şeytani Khloe Mila Vallen, bu defa prens ile hayaller kuran masum bir kızın başından aşağıya bir kadeh şarap döktü. Reagle krallığı Prensi Charles Ron Reagle için sıraya giren kızlar hayal kurarken etrafınıza dikkat edin de hayalleriniz suya düşmesin. Bizden küçük bir tavsiye. Sıradaki haberimiz için diğer sayfaya geçebilirsiniz.”
Pekala böyle olacağını biliyordum ama gerçekten çok utandım. Yüzümün kızardığına o kadar eminim ki. Kafamı kaldırdım ve dükün yüzüne mahçup olmuş halimle baktım.
“Khloe sana çok fazla tolerans gösterdim ama artık bu son. Bundan sonra böyle bir haber alırsam seni akademiye göndermeyeceğim. Ve tekrar tekrar uyarmaktan bıktım ama artık prensten vazgeç. Beni anlıyorsun değil mi?”
”Pekala bundan sonra söz veriyorum bir daha böyle bir olay yaşanmayacak. Ve söylemeliyim ki sanırım artık prensten eskisi kadar hoşlanmıyorum.” dedim.
Dük dediklerim karşısında hızlıca ayağa kalkarken sandalye geriye doğru fırlıyor ve odada büyük bir ses yankılanıyor. İçeriye bodoslama dalan muhafızlar dükün eliyle kış kış hareketi yapmasıyla dışarı çıktıyorlar. Dük yanıma gelerek elini tereddüt ederek anlıma götürüyor.
“Afedersiniz ama ne yapıyorsunuz.” Garip bakışlarımla soruyorum.
“Ateşini ölçüyorum tabiki.”
”Ama neden?”
”Prensi sevmediğinden bahsettin. Sana kanmamalıyım buda bir oyun değil mi?” İnanmayarak soruyor. Gözlerimin içine yavru köpek gibi bakıyordu. Bu adam gerçekten çok sevimli.
Kitapta okuduğum üzere ad üzerine verilen söyler çok kıymetlidir hatta yüzyıllar boyunca bile bozulamazdır. “Adım üzerine yemin ederim artık prensin peşindem koşmayacağım.”
Dükle göz göze geliyoruz. İkimizdende çıt çıkmıyor ve sonra dükün gözleri geriye doğru kayarken ağır çekimdeymiş gibiyiz. Benim gözlerim şokla açılıyor ve bayılan düke ne yapacağımı bilemez bir şekilde bakakalıyorum.

