O sabah erkenden uyandım. Gözlerimi açtığımda odanın penceresinden içeri sızan ilk güneş ışıkları duvara vuruyordu. Bir süre yatakta doğruldum, başımı yastığa yaslayıp düşüncelere daldım. Dün gece olanlar aklımdan çıkmıyordu. Selen'in bana söyledikleri, Melis'in yüzündeki ifade... Hepsi zihnimde tekrar tekrar canlanıyordu.
Kalkıp banyoya gittim. Aynaya bakarken kendi kendime düşündüm: "Eylül, güçlü olmalısın. Bu durumun üstesinden gelmek zorundasın." Soğuk suyla yüzümü yıkadım ve bir anlığına bile olsa zihnimi temizlemeye çalıştım. Her şey o kadar karmaşıktı ki ne yapacağımı bilemiyordum.
Kahvaltıya indiğimde annem mutfakta telaşlı bir şekilde koşturuyordu. Beni görünce durdu, bir anlık bir sessizlik oldu. Gözlerindeki endişeyi fark ettim. "Eylül, iyi misin?" diye sordu. Sadece başımı sallayarak cevap verdim. Ona her şeyi anlatmak istiyordum ama nereden başlayacağımı bilemiyordum.
Okula giderken Selen'le karşılaştık. Yüzünde her zamanki alaycı gülümsemesi vardı. "Günaydın, Eylül" dedi. Sesi sakin ama içinde bir tehdit gizliydi sanki. Ona cevap vermeden yoluma devam ettim. Onunla tartışmak istemiyordum. Ama içimde bir yerlerde, her şeyin daha da kötüleşeceğine dair bir his vardı.
Dersler boyunca düşüncelerim dağınıktı. Öğretmen ne anlatıyor, arkadaşlarım ne konuşuyor farkında bile değildim. Tek bildiğim, her şeyin değişmek üzere olduğuydu ve bu değişiklik beni korkutuyordu.
Günün sonunda Melis'le buluştuk. Yüzüme baktı ve gözlerindeki çaresizliği gördüm. "Eylül, ne yapacağız?" diye sordu. Derin bir nefes aldım. "Bilmiyorum, Melis. Ama birlikteyken her şeyin üstesinden gelebiliriz, değil mi?" dedim. O da başını sallayarak bana destek verdi.
Bu olaylar bizi birbirimize daha da yakınlaştırmıştı. Ama aynı zamanda büyük bir sınavın eşiğindeydik. Kendimizi neyin beklediğini bilmiyorduk ama her ne olursa olsun, birlikte mücadele edecektik.