Kapıyı tıklattım ve karşı taraftan onay bekledim.
Min jun: gelebilirsin.
Kapıyı araladım ve içeriyi süzdüm. Yastıklarla dolu beyaz bir koltuğun üzerinde oturmuş, bana bakıyordu. Kapıyı sonuna kadar açtım ve içeri girdim. Kapıyı kapatmayı unutmadım tabii. Ellerimi önümde birleştirdim ve konuştum.
Haeun: buyrun efendim.
Konuşmadı. Sadece eliyle yanını işaret etti.Otelin sıradan bir çalışanıyla yanyana oturup konuşması biraz garipti ama ikiletmeden oturdum.
Min jun: Otelde yenisin sanırım.
Haeun: Evet efendim bugün çalışmaya başladım.
Min jun: Hiç yabancı gelmiyorsun nedense.
Neyi ima ettiğini çok iyi biliyordum. Yanan yanaklarımdan anlamıştım kızardığımı. Yüzüne baktığımda bana sırıtarak baktığını gördüm. Kendimi toparladım ve vücudumu biraz daha ona doğru çevirdim.
Haeun:Efendim çok haklısınız. O gün size karşı fazla kaba davrandım ve şu an gerçekten pişmanım. Benim başka şansım yok burada çalışmam lazım a-
Normalde ona böyle yalvarmak yapacağım son şey olurdu ama şu an zorundaydım. Anneme işe gidiyorum diye yalan söylemekten sıkılmıştım çünkü.
Ben konuşmaya başlar başlamaz yüzündeki bütün gülümseme yok oldu ve beni dinlemeye başladı. En sonunda elini havaya kaldırarak kesti sözümü.
Min jun: Buna gerek yok. Seni uyarıyorum sadece bir daha olmasın. Bundan sonra sana daha fazla dikkat edeceğim. Şimdi çıkabilirsin.
Yavaşça kalktım ayağa ve odadan çıktım. Arkamdan bana gülümseyerek baktığını bilmeyerek...
Odadan çıktığım gibi yere çöktüm. Çok yoruldum ama işten atılmamaktan iyidir sanırım. Onun odasının önünde bu şekilde oturmanın çokta mantıklı olmadığını düşünerek ayağa kalktım ve yoluma devam ettim.
...
Hava kararmıştı. Yuna'nın evinde oturmuş,Yuna'yla bir şeyler içiyorduk. Hiç konuşmuyorduk. Ben elimdeki sıcak bitki çayının buharını izlerken onun bana baktığını anladım.
Yuna: Eee kızım anlatsana artık meraktan delirtecek misin beni? Kabul edilmedin mi yoksa ondan mı konuşmuyorsun?
Elimdeki çiçek desenli kupayı sehpaya bıraktım ve konuşmaya başladım.
Haeun: Hayır işe alındım. Hatta bugün ilk günümdü.
Yuna: Çok iyi haber! Ama başka bir şey var sanırım hm?
Kafamı aşağı yıkarı salladım. İç çektim.
Haeun: Hani bizim tatlı yemeye gittiğimiz yerdeki garson var ya...
Yuna: Şu yakışıklı olan mı? Hani yüzüne puding geçirdiğin.
Haeun: Hiç yardımcı olmuyorsun Yuna!
Bu cevabıma kıkırdayarak gülmüştü Yuna. Bir yandan da beni destekler gibi omzumu sıkıyordu.
Yuna: Tamam tamam şakaydı. Hatırlıyorum da konuyla ne ilgisi var?
Haeun: O çocuk VIP otelin sahibinin oğluymuş.
Yuna: Neyy!? Neymiş neymiş? Yok duymadım ben böyle bir şey,asla,hayır.
Yuna'nın ani tepkisiyle irkilmiştim. Resmen kendi kendine konuşuyordu. Daha fazla bağırmasın engellemek için bir elimle ağzını kaparken bir elimle solumda kalan sonuna kadar açık camı kapattım. Yaptığım işe yaramış olmalı ki Yuna sesini kesmişti.
Haeun: Napıyorsun ya manyak!
Yuna: Ay ne bileyim bir anda oldu. Her neyse anlat hadi!
Haeun: Ben bunu görüşmeden dönerken bir çalışandan öğrendim. Böyle bir şey nasıl olabiliyor onu da anlamadım. Babası otel sahibi sonuçta neden garsonluk yapıyor ki?
Yuna: Değil mi? Çok saçma.
Haeun: Ben çok sorun etmemeye çalıştım. Karşılaşma ihtimalimizin az olduğunu ve karşılaşırsak saklanabileceğimi düşündüm.
Yuna:Doğru düşünmüşsün. Bence saklanamana bile gerek kalmayacak sen bu kadar kafaya takma.
Haeun: Dediğin gibi olmadı işte daha otelin asansörüne binemeden gözgöze geldik. Sonra beni odasına çağırdı orada uyardı beni.
Yuna bu dediklerimi kahkaha atarak dinliyordu. Onun gülmesi benimde istemsiz bir şekilde gülmeme neden oluyordu.
Haeun: Komik mi?
Yuna: Fazlasıyla! Kusura bakma ama ben böyle kötü tesadüf görmedim. Film gibi!
________________________________________
Min jun çok pislik ya ağzına bir tane çarpasım geliyor 😥
Siz bunu okurken ben 14. bölümü yazıyorum🤏
