Nefes nefese kalmıştım. İçeri girdikten sonra arkamdan kapıyı kapattım. Gerçek olabilir miydi? Bir yandan akla mantığa sığmayacak kadar imkansız gelirken bir yandan da böyle bir şeyin gerçek olması beni tedirgin ediyordu. Düşüncelerin içinde boğulurken gerginlikten nefesimi tuttuğumu fark ettim. Lavaboya gidip ayılmak için elimi yüzümü yıkadım. Oradan da yatak odama...
Yatağımın üzerinde uzanmış,bir o tarafa bir bu tarafa dönüp duruyordum. Kıpırdanarak sırt üstü pozisyona geldim ve hafif hafif yanaklarımı tokatladım. Kafamın altındaki yastıklardan küçük olanı suratıma bıraktım. Belkide kabul edilmedim değil mi? Kötü düşünmemek gerek.
Uyuduğumu sabah annemin ve telefon alarmının sesi sayesinde anlamıştım. Annem kahvaltı hazırlığıyla uğraşırken odamın kapısını açmış bana seslenip duruyordu. Sinirle kolumu telefonuma uzattım ve alarmı kapattım. Bıkkın mırıltılar çıkarıyordum.
"Hadi kızım kalk artık! Beni de oyalıyorsun bir an önce kahvaltını yap."
Haeun: Tamam kalkıcam birazdan.
Annem memnuniyetsiz bakışlarla odamdan çıktı. O çıkar çıkmaz telefonumdan sesler yükseldi. Telefonu elime alıp kimin aradığına baktım. bakmamla çığlığı basmam bir olmuştu. Yaptığım şeyden pişman olarak elimi ağzıma bastırdım. Hep böyleydim. Duygularım yüzünden ani tepkiler veriyordum. Annem sesimi duymuş olmalı ki mutfaktan seslendi.
"İyi misin!?"
Haeun:yok anne yok bir şey boşver sen!
Sanki az önce yataktan kalkmayan ben değilmişim gibi fırladım ve kapıyı kapatıp kilitledim. Otelden beni arıyorlardı. Hızlıca açtım aramayı ve ilk iş günümün yarın olduğunu öğrendim...Onun yüzünden sevincimi bile yaşayamıyorum.
Üzerimde otelin her çalışanının giyindiği takımlardan biri vardı.Dizimin altında siyah bir etek ve beyaz gömlek. Sade ve şık.
Ruh halim dünden daha iyi sanırım.
Eğer görürsem arkamı falan dönerim. Ne kadar zor olabilir ki?
Otele çoktan gelmiştim. Yukarı çıkmak için asansörün tuşuna bastım. Biraz bekledikten sonra asansörün kapısı açıldı. Gördüğüm tanıdık yüz gözlerimin sonuna kadar açılmasına sebep olmuştu. Meraklı gözlerle bana bakıyordu. Gereksiz yakışıklı olması da beni ayrı sinirlendiriyordu. Neden her seferinde karşımda beliriyordu bu çocuk? Beni gördü. Tanımamasına imkan yok. Beni son görüşünün üzerinden bir hafta bile geçmedi çünkü. Ne yapacağım şimdi?
Tam az önce dediğim gibi bir anda arkamı döndüm. Ben cidden aptalım...
Bunu yapacağımı düşünmüştüm ama bu şekilde değildi. Yerin dibine girmek istiyorum. Meslek deneyimim başlamadan bitecek sanırım.
Adım sesleri bu tarafa yürüdüğünü açıklıyordu. Yanımda değil ama belki bir kaç adım daha önümde durdu. Ben ise arkasından onu izliyordum. Yüzüme bakmadan konuştu.
Min jun: Sizi öğleden sonra Odama bekliyorum. Çalışanlara sorun yerini söylerler.
Başımı yana eğerek sordum. Sesim kısılmış gibi çıkmıştı.
Haeun: Bir sorun mu var efendim?
Min jun: Odamda konuşalım.
Beni göremeyeceğini bilmeme rağmen onaylamak için başımı aşağı yukarı salladım. Hızlı ve kendinden emin adımlarla uzaklaştı. Gözden kaybolunca içime derin bir nefes çektim ve elimi göğsüme bastırdım.O garsonla bu adamın aynı kişi olması inanılır gibi değildi.
Keşke zamanı durdurabilme hakkım olsaydı. Eminim tam şu an kullanırdım.
