Pembe çizgili pijamalarımla sendeleyerek odamdan çıktım. Annemle gözgöze geldik. Sesli bir şekilde gülümserken Elindeki poşeti masaya bıraktı. Kollarını açarak ona sarılmamı bekliyordu. Düşünmeden kollarımı beline sardım. Gözlerimi kapattım. Hala kendime gelememiştim. Uyumak istiyordum ama işe gitmeliydim. Geri çekilerek anneme baktım. Aklıma gelen şeyle gülümsedim. İşaret parmağımı havaya kaldırarak annemden beklemesini istedim. Yatağımın kenarındaki kutuyu aldıktan sonra geri döndüm annemin yanına. Yavaşça uzattım.
Haeun: İlk maaşımla sana aldım.
Mutlu ve şaşkın olduğunu yüz ifadesinden anlayabiliyordum. Gözleri doldu. Ama hissettirmemeye çalıştı. Kutuyu yavaşça açtı. İçerisinde bir parfüm şişesi vardı.
Yüzündeki gülümseme büyüdü.
"Haeun..."
Sonlara doğru sesi kısıldı. Bir şey diyecek gibi oldu ama sonra ağzını kapattı. Onun bu haline güldüm.
Haeun: Bu daha hiç bir şey daha iyilerini alacağım.
Kafasını sağa solla salladı.
"Hayır gerek yok. Sen ayaklarının üzerinde dur,sağlıklı ol,mutlu ol yeter."
Dudağımı büktüm. Yavaşça sarıldım. Annem benim her şeyimdi. Benim ondan başka kimsem yok. Ömrümün sonuna dek onu mutlu edeceğim.
...
Kapıyı yavaşça tıklattım. Ses gelmedi. Beni duymadığını düşündüm. Tekrar tıklattım. Tekrar ve tekrar. Hala ses gelmiyordu. Kapıyı açtım ve içeriyi kontrol ettim. Gördüğüm manzara merakımı arttırdı. İçeri girdim ve sessizce kapattım kapıyı. Yatakta uyuyan bedenin önünde dikildim. İyi durmuyordu. Kıpkırmızıydı. İçerisi sıcak değildi ki? Kolunu dürttüm.
Haeun: İyi misin?
Gözlerini araladı ve beni birkaç saniye inceledi.
Min jun: Haeun...
Konuşmasını bitiremeden ağzını eliyle örterek öksürdü.
Haeun: Hasta mısın?
Cevap gelmedi. Gözlerini kapattı. Şu an o kadar mutsuz ve yorgun duruyordu ki içim acıdı. Elimin tersini alnına götürdüm. Hissettiğim sıcaklık alt dudağımı ısırmama neden oldu. Elimi yüzünden çektim. Odaya kısa bir göz attım. Bilgisayar,kahve bardakları,birkaç kitap,film afişleri... Odada iyileşmesi için kullanabileceğim hiç bir şey yoktu. İç geçirerek kalktım ayağa. İlk iş Min jun'un boğazına kadar çektiği yorganı ayaklarının altına ittirmek oldu. Sonra hızlıca banyoya girdim. Askılıktaki küçük havluyu elime aldım. Musluğu açtım ve havluyu suyun altına tuttum. Yeterince ıslandığından emin olunca musluğu kapattım. Banyodan çıktım ve Min jun'un yatağının kenarına oturdum. Islanmış havluyu alnına bıraktım.
Haeun: Min jun ben revirden bir şeyler bulup geleceğim tamam mı?
Başını aşağı yukarı sallamakla yetindi. Hemen kalktım yataktan. Fevri hareketlerle çıktım odadan. Onu koruma isteğiyle dolup taşmıştım. Bir an önce işimi halletsem iyi olacaktı.
...
Odadan çıkmamla girmem bir olmuştu sanki. Elimdeki poşeti yatağa koydum ve içinden Hap kutusunu çıkardım. Odadaki küçük buzdolabından bir bardak su aldım. Min jun'u tekrar dürttüm. Gözlerini açtı. Alnına koyduğum havlu iyi gelmiş olmalı.
Haeun: Hadi kalk ilaç iç.
Kollarıyla destek alarak oturur pozisyona geldi. Yastığını düzelttim. Hap kutusunun içinden blisteri çıkarttım. Eline uzattım. Bir hapı eline aldı ve ağzına attı. Ben ise elimdeki su dolu bardağı onun dudaklarına doğrulttum. İçmeden önce izin alır gibi bana baktı. Gözgöze geldik tekrardan. Kalbim patlayacak gibiydi. Suyun hepsini içti. Bardağı bembeyaz komidinin üzerine bıraktım. Konuşmak için boğazımı temizledim.
Haeun: Havlu kurumuş tekrar ıslatıp geleyim.
Hiç konuşmadı. Sadece buruk bir şekilde gülümsedi. Havluyu alıp banyoya ilerledim. Kapıyı kapattım. Duvara yaslandım ve elimdeki havluyu avcumun içerisine alıp sıktım. Sonra istemsizce gülümsedim. Az önce olanlar heyecanlanmama neden olmuştu. Utangaç bir şekilde ellerimle yüzümü kapatarak başımı önüme eğdim. Sonra kafamı sallayarak kendime geldim. Musluğu açtım ve havluyu ıslatmaya başladım.
