Sonraki gün öğleden sonra Helen odasına girdiğinde Berk ders çalışmaktaydı. Peçeteyle tuttuğu çikolatalı keki ona uzattı. Berk gülümsedi ve keki alırken konuştu.
"Ne bu, kermes mi yapıyoruz?"
Helen güldü.
"Ben canımı tehlikeye atıp mutfaktan sana kek aşırayım. Senin dediğine bak."
Berk cevap verecekti ama Helen sözünü kesti.
"Neyse geç şimdi bunu. Ne zaman çıkacaksın?"
"Nereye çıkacağım ki?" Berk tarla evinde odaklanamıyordu. Bu akşam burada çalışmaya karar vermişti.
"Abi unuttun mu? Annem sosyete arkadaşları için davet düzenliyor. Bizi evde istemiyor."
"Sokağa da mı atılacaktık be bro. Neyse ben tarla evine kaçıyorum o zaman."
Berk eşyalarını alıp gün batımında tarla evine doğru yola çıktı.
Yazarcık baharı 3 ay geri mi almıştı? Bu harika havanın başka hiç bir açıklaması olmazdı. Serin hava, üstü açık arabasında tişörtüne çarpıyor ama onu üşütmüyordu.
Berk tarla evine varana kadar güneş tepeye çıkmış güzel hava, çöl sıcağına dönmüştü. Tekerliklerle kuru çalıları ezip tarla evinin hemen yan tarafına park etti. Arabadan indiğinde ayaklarının çevresinde toz bulutu kalkmıştı.
Korumalar burada değildi. Durup etrafı dinledi. Sinek vızıltıları duyuyordu. Yol kenarında bir leşin üstüne üşüşen sineklerin imgesini başını sağa sola sallayarak aklından çıkarmaya çalıştı. Sanki hareketleri ağır çekimdi. Varolan her şey ona sarı, sıcak ve yapış yapış geliyordu.
Eve girmek için hareketlendi ama ilerleyemedi. Ahmet biraz ilerisinde arkası dönük duruyordu. Berk onu gördüğüne çok sevinmişti. "Burada tuhaf bir şeyler dönüyor, yardım et." demek için ağzını açtı ama Ahmet ona dönünce gözlerinin olmadığını fark etti.
Senin neden gözlerin yok diye düşünürken birden karnında acı hissetti. Kafasını kaldırdığında Ahmet'in elinde ateşlediği silahı gördü. Ağzından kan aktığını hissedince Berk elini ağzına götürdü bir şey yoktu. Ahmet'e tekrardan baktı. Ahmet gözleri olması gereken yerde 2 düzlük bulunan yüzünde ağzını açtı. Zift rengi parlak kan akmaya başladı. Onu yavaş yavaş eritiyordu. Çoktan onun öldüğünü fark eden Berk kalan tuhaf yığına Ahmet diye bağırmaya başladı ve aniden gözlerini açtı.
Camın ardında güneş yeni doğmaktaydı. Soğuk oda gökyüzünün mat lacivert tonuyla daha da soğuk hissettiriyordu
Berk gördüğü kabusun etkisiyle o kadar korkmuştu ki yattığı yatağın içinde hareket bile edemedi. Bir süre sonra elleri titreye titreye minimum hareketlerle yan tarafındaki çekmecenin üstünde duran su bardağına uzandı ve yavaş yavaş bütün su bitene kadar içti. Bardağı geri koydu.
"Uyandın mı?"
Korkuyla zıpladı. Ahmet tekrar konuştu.
"Kendinde misin?"
Berk cevap vermeden önce odaya göz attı. Burası Ahmet'in odasıydı. Ahmet sarı koltuğunu sanki onun geçişini önlemek istermiş gibi kapının önüne çekmiş, koltukta yatıyordu.
Berk'in yanına gelmek için ayağa kalktı. Işığı yaktı. Berk ne olduğunu anlayamıyordu. Ahmet uykusuzluktan morarmış gözleriyle yatağa oturdu ve Berk'e dikkatlice baktı.
"Nerede olduğunu biliyor musun?"
Berk şüpheyle fısıldadı "odanda?"
Ahmet evet anlamında başını salladı.
"Neden burada olduğunu biliyor musun?"
"Dün uyuyakaldım?"
Bunu demesiyle Ahmet'in ifadesiz yüzü nefretle doldu. Berk'in üstündeki yorganı çekti.
"Gayet kendindesin. Defol git şimdi."
"Neden?"
Ahmet derin derin soluyordu. Ellerini yumruk yapmıştı.
"Dün ne halde olduğunu hatırlamıyorsun cidden değil mi?"
Berk güldü. Yavaş yavaş kendine geliyordu.
"Dersi fazla kaçırıp sana ilanı aşk ettiğim kısımdan bahsediyorsan o biyolojinin etkisiyle filizlenen geçici bir durumdu."
Öyle bir olay olmamıştı. Berk huzursuz olduğu için espri yapmaya çalışıyordu. Ahmet yumruk atmak için elini sertçe kaldırınca Berk kollarıyla yüzünü siper aldı. Duvardan sert bir ses gelince kollarını indirdi. Ana karakter ona vurmak yerine duvarı yumruklamıştı.
Berk, belki de biraz daha düşünse o an konuşmaması gerektiğini bilirdi. Konuştu.
"Kendine geleceksen bir yumruk atabilirsin za-"
"Kes sesini! Yüzünü biraz daha görürsem dayanamayacağım. Ben banyodan çıkana kadar gitmiş ol. Gelme. Sen dışında kim gelirse gelsin umrumda değil."
Banyoya girip kapıyı kapattı. İçeriden sert bir çarpma sesi geldi. Muhtemelen kapıya yumruk atmıştı.
Berk derin bir nefes alıp odaya baktı. Meyveler dağılmış, koltuğun ve yatağın yastıklarıyla birlikte yerdeydi. Berk ilk olarak koltuğu geri yerine itti ve kapının önünü açtı. Daha sonra yastık ve meyveleri toplayıp geri yerine koydu. En son da yatağı düzeltti ve artık aydınlanan odadaki ışıkları söndürdü.
Düzelttiği yatağa oturup dün olanları düşünmeye başladı. Evden çıktığını hatırlıyordu. Kitaplarını falan toplamıştı. Arabayla buraya geldiğini de hatırlıyordu. Sonra durup tekrar düşündü. Arabayla buraya geldiğini hatırlamıyordu. Onu rüyasında görmüştü. Rüyasını hatırlayınca ürperdi. Düşünmemeye çalışıp yaptıklarını bir daha gözden geçirdi. Yok. Buraya nasıl geldiğini ve dün akşam ne olduğunu bir türlü hatırlayamıyordu. Yatağında uyuyup oturma odasında uyanmış gibi hissediyordu.
Telefonun melodisiyle düşüncelerinden sıyrıldı. Yatağın altından sesi gelen telefona uzandı. O bulamadan müzik kesilmişti. Cevapsız aramalara bakınca annesinin 21 babasının 5 kez aradığını gördü. Elleri tekrar titremeye başladı. Sabahki rüyası korkunçtu ama rüyaydı ve bitmişti. Asıl kabusu şimdi başlıyordu. Dün olanları hemen öğrenmesi gerekiyordu.
Telefon elinde tekrar çalmaya başladı. Annesi arıyordu. Dün ne olduğunu Ahmet'ten öğrenip açmak istedi ama banyodan su sesi gelince beklememeye karar verdi.
"Alo?"
"Nerdesin sen! Dün geceden beri seni arıyoruz. Baban ne kadar sinirlendi haberin var mı?"
"Tarla evindeydim. Uyuyakalmışım. Siz neden bu kadar merak ettiniz ki?"
Telefonun diğer ucundaki kadının sinirle nefes verdi. "Helen misafirler için olan özel kekten yemiş. Bütün gece hastanedeydik. Seni sayıklayıp durdu ama ne baban ne de ben sana ulaşamadık. Şu an kendine biraz geldi ve eve geçiyoruz. Beray, çağrılmazsan eve geri gelme. Baban seni gördüğü an kemiklerini kırmaya yeminli."
Telefon kapandı.
Berk dirseklerini dizlerine koymuş elleriyle de yüzünü kapatmış çaresiz yatağın kenarında oturuyordu. Ne Helen'in başına gelenleri ne de kendi başına gelenleri anlamlandırabiliyordu. Ahmet ona seslenene kadar öyle kaldı.
"Ağlıyor musun yoksa?" Ses tonundan siniri biraz azalmış gibiydi ama Berk yüzüne bakınca çokta öyle olmadığını anladı.
"Maalesef, göz kuruluğum ve Nilüfer, Şebnem Ferah ikilisine saygım gereği gözyaşı kullanmıyorum."
Ahmet zorla yutkundu ve gülümsedi.
"Sana bir yumruk atabileceğimi söylemiştin hala geçerli mi?"
Berk Ahmet şaka mı yapıyor yoksa ciddi mi anlamadı ama kafasını hayır anlamında salladı.
"Sen kabul etmeyince aynı planı başka biriyle yaptım." Berk hala dalga geçiyordu ama içten içe eve gitmemek için trafik kazası falan geçirmeyi umuyordu.
Camın kenarına geçmiş havluyla saçını kurutan ana karakter konuştu.
"Telefonla konuştuğunu duydum."
Berk omuz silkti. "Helen misafirlere yapılan özel kekten zehirlenmiş sanırım. Dün bana ulaşamayınca da kızmışlar biraz. Dün-" duraksadı. Ahmet sinirlendi mi diye kontrol etti ama o ifadesiz bir şekilde dışarıya bakıyordu. "Dün ne oldu hatırlamıyorum. En son evden çıkıyordum gerisi yok."
"Helen kim?"
Doğru ya. Ahmet ve Helen henüz tanışmamıştı.
"Üvey kız kardeşim"
Berk bilgi vermekten çekinmedi. Kitap orijinalinden çok uzaklaşmıştı ama belki yön değiştirip kız karakterin intikam için kaçırıldığı bir kitaba dönüşebilirdi. Ahmet tarafından kaçırılması bu evde kalmasından iyi olurdu büyük ihtimalle. Berk riski daha sonra hesaplayacaktı.
"Annen sana Helen kekten yediği için hastanedeyiz mi dedi? Yoksa zehirlendi mi dedi?"
"Zehirlendi demedi."
"Peki şu misafirlere yapılan kekten senin de yemiş olma ihtimalim var mı?"
"Sence dün zehirlendiğim için mi akşam olan hiçbir şeyi hatırlamıyorum? Yok ya ben daha önce de zehirlendim. Böyle birşey değildi." Berk güldü. "Aslında mantardan zehirlenmek tam olarak böyle bir şey. Bir kere mal kuzenimin başına gelmişti."
Ahmet elini şakaklarına bastırmaya başladı.
"Dün gece bayağı uçmuştun. Muhtemelen o kekin misafirlere özel yapılmasının bir nedeni vardı."
Berk'in gözleri kocaman açıldı. Nerelere gelmişti ya? Ama durumu yararına çevirebilirdi. Elindeki telefona ve 5 cevapsız aramaya baktı. Sonra kafasını kaldırıp kıstığı gözleriyle Ahmet'e baktı. "Bana şans dile."
Arama tuşuna bastı. Telefon açıldı.
"Baba beni aramışsınız."
"Buraya gel seninle konuşacağız." Berk elinde olmadan titredi .
"Başım dönüyor. Oraya kadar araba sürebileceğimi sanmıyorum. Dün biri bana uyuşturucu vermiş."
"Dün mutfaktan bir şey yedin mi?"
"Yok bir tek Helen'in getirdiği keki yedim. Sonra evden çıktım zaten."
"Kekin içinde esolen varmış. Kendine gelene kadar gelme."
Telefon kapandı. Berk derin bir nefes verip Ahmet'e bakarak güldü.
"Kekin içinde eşek öldüren varmış"
Ahmet kaşlarını çattı.
"Şaka şaka. Esolen diye bir şey varmış."
"Öyle bir şey yok."
"Babam var dedi."
"Sen yanlış duymuşundur." Berk itiraz etmek istedi ama böyle bir şey çok olasıydı.
"Evet, evet olabilir. Neyse söyle bakalım. Ne dedim de bu kadar kızdın?" Berk gözlerini kıstı. "Hala kızgın mısın?"
Ahmet saçını kuruladığı havluyu koltuğa attı. Elini kuruttuğu saçlarının içinden geçirdi.
"Hayır, bak ben sadece uyuşturucu alıp sonra buraya gelmene kızmıştım. Kendinde olmayan insanlarla uğraşmaktan nefret ediyorum."
Berk bunu çoktan biliyordu. Kitaba göre Ahmet'in babası, o 5 yaşına gelene kadar alkolikti. Eve sarhoş geldiği günlerden birinde Ahmet'in astım krizi tutuyor ve onu hastaneye götürürken kaza yapıyorlardı. Babası o gün yemin edip bir daha ağzına alkol almıyor, spor yapıp sağlıklı besleniyor ve tüm vaktini oğlu ve karısıyla geçiriyordu. Ahmet'e o günleri hatırlatmış olmalıydı. Tam ondan özür dileyecekti ki Ahmet ondan önce davrandı.
"Özür dilerim." Berk şaşırmıştı.
"Niye?"
"Sana gereksiz yere kızmışım."
"Yok ya önemli değil. Asıl ben özür dilerim. Kesin bir sürü saçma sapan şey söyledim."
Ahmet şüpheyle sordu. "Hiçbir şey hatırlamıyor musun?"
Berk hayır anlamında kafasını salladı. "Çok korkunç bir rüya gördüm." Ahmet kaşlarını çattı ama Berk yere baktığı için bunu farketmedi. "Ve bu odada uyandım."
"Anladım. Yok ya, dün dediğin gibi öyle saçma sapan konuştun. Normalde de aynı şekilde konuştuğun için kendinde olmadığını fark etmem uzun zamanımı aldı. Yani bir sorun yok. Gidip bize aşağıdan 2 kahve alsana hem ayılmana yardımcı olur herhalde. Bilmiyorum bu konuda pek bir bilgim yok."
Ana karakter bilmeyecekti de Berk mi bilecekti? Konuştu.
"Ben de hiç bilmiyorum. Daha önce ağzıma sürmedim. Ya da her nereye sürülüyorsa."
Ahmet şaşkınca konuştu. "Daha önce hiç kullanmamış mıydın?"
"Neden kullanayım ki?" dedi Berk.
Ahmet konuştu. "Bilmem a
ilen böyle olunca."
"Benim onlarla pek alakam yok" dedi Berk ve kapıya doğru yöneldi.
Ahmet sadece "anladım." diye cevap verdi ama Berk odadan çıkınca fısıldayarak konuştu. "Pek alakan yok."

