İçeriğe geç

Koruyucu

Bölüm 3 · 6 dk okuma

Koruyucu

Bölüm 3

Bölüm 2- Kuzgun

Odamın kapısını zorlukla kapattım. Sırtımı kapıya yaslayıp bir süre nefes alıp verdim. Nefes egzersizinin bir işe yaramayacağına fazla inanmasam da yine de denedim. Neredeyse bir haftadır yöneticimden kaçıyorum. O ise hep bir bahane bulup beni odasına çağırıyor. İş etiğine ters olduğunu düşündüğüm için, ondan uzak kalmayı seçsem de beni fazlasıyla zorluyor. Yan yana odalarda ondan nasıl kaçabilirdim ki?

İş çıkış saatime yakın kahverengi kapım tıklandığında içimi çektim. Yine o gelmiş olmalıydı. Kapım yavaşça açılınca, karşımda kız kardeşimi görmek içimi rahatlattı.

“O ne surat öyle?” diye sordu. Her zaman ki gibi, gözünden hiçbir şey kaçmıyordu.

“Bu halinin yanı başındaki Yunan Tanrısıyla bir ilgisi yoktur umarım. Burası mankenlik ajansı gibi,” diyerek alt dudağını ısırdı. Kapım neyse ki kapalıydı. Onu duymadığını umdum. Bu durumun daha da rahatsız edici bir hal alması beni korkutuyordu.

“Saçmalıyorsun. Bahsettiğin adam yeni yöneticimiz.”

“Eleman arıyor musunuz?” diye sordu. Onun kapısına bakıyordu. Sabır dilercesine gözlerimi ona dikerek baktım. Elimi saçlarımın arasına geçirdim. İki adet sinema biletini masamın üzerine bıraktı.

“Yeni bir film vizyona girmiş. Zombilerle ilgili. Senin de seveceğini düşündüm.”

“Bolca kan ve vahşet diyorsun yani,” dediğimde başını sallayarak gülümsedi.

“İkimizin de bir sevgilisi olmadığına göre baş başa gidebiliriz,” dediğinde bakışlarımı ona çevirdim. Sözleri kaşlarımın çatılmasına neden oldu.

“Bu seferkini neden terk ettin peki?”

“Bilmek istemezsin,” dedi yüzünde tiksinti dolu bir ifadeyle.

Kabanımı giyip kapıdan çıkmak üzere hazırlandığım sırada çaprazımdaki odanın kapısı açıldı.

“Çıkıyor muydun? İstersen seni evine bırakabilirim.”

Gülümsemeye çalıştım. Kız kardeşim öne atılarak tokalaşmak için elini uzattı. “Ben Ezra Karaca, kız kardeşiyim ve sizde…”

“Güz Demir.”

“Memnun oldum,” dedi gülümseyerek.

“Yüzünüz çok tanıdık geliyor,” dedi gözlerini kısarak.

“Passionate isimli parfümün reklam yüzüyüm.”

Ben yokmuşum gibi bir süre sohbet etmeye devam ettiler. Ezra onunla flört etmeyi denerken, zerre etkilenmiş görünmüyordu. Çevresi tarafından fazla ilgi gören bir kadındı. İlginin üzerinde olmasını her zaman seviyordu. Bu yüzden bir yabancıyla sohbet etmesi bana nazaran daha kolaydı. Hayatındaki tüm erkekler onunla fazlaca ilgilenirken sonunda sıkılıp terk ediyor ya da terk ediliyordu. Çekimleri olduğu zaman onun yüzünü bile göremiyordum. Ajansta yatıp kalkıyordu.

“Siz de gelmek ister misiniz?” dediğinde çok kısa bir anlığına yüzüme baktığını gördüm. Kardeşimin bu sorusuyla girdiğim düşüncelerimden kısa bir anlığına çıktım. Onu bizimle gelmeye davet etmişti. Hem de bana sormadan! Ondan etkilenmiş olamazdı değil mi?

Yüzüme bakıp ne düşündüğümü okumaya çalışırken, sol elini pantolonun cebine koyarak yandan bir bakış attı. Benim onayımı bekliyordu. Üzerinde açık mavi renkte bir takım elbise vardı. Takımıyla uyumlu saten bir kravat takmıştı. Beyaz renkli ipek gömleği ile kız kardeşimin ilgisini çekmesi son derece normaldi. Sessizliğimi korumaya devam ettiğimde, gözlerimin içine baktı ve gülümsedi.

“Aranıza girmesem daha iyi olacak. Size iyi eğlenceler. Yarın sabah görüşürüz Saye.”

“İyi akşamlar Güz Bey,” dediğimde kız kardeşimle koridorda yürümeye başladık. Ofiste neredeyse kimse kalmamıştı. Otoparkın bulunduğu B1. kata inmek için asansörün düğmesine bastım.

“Gelmeyi çok istiyormuş gibi duruyordu.”

“Ne işi var ki yanımızda?” dediğimde onaylamayan gözlerle bana baktı.

“Sana ilgisi var gibi görünüyor. Bütün flört denemelerimi bertaraf etti. Şu hayali erkek arkadaşını bir kenara bırakıp gerçek bir adam ile takılmalısın.”

Asansör geldiğinde doğruca kabine geçtim. Kız kardeşimin üzerimdeki baskısından sıyrılmak istedim. Otoparkın bulunduğu kata geldiğimizde havanın normalden daha soğuk olduğunu fark ettim. Çok az sayıda araba vardı. Topuklu ayakkabılarımızdan çıkan ses yankılanırken çantamdaki kumandayı çıkarıp dokunmatik ekranından arabayı çağırdım. Kısa süre sonra önümde durup kapısı açıldı. Klimanın sıcaklığını ayarlayarak koltuğa yerleştim. Koltuklarda ısıtmalı olduğu için kısa sürede üşümem geçti. Aniden değişen hava sıcaklığı yüzünden sis oluşmaya başladı.

“Vay canına kılıfları değişmiş duruyor.”

“Güz Bey, iç dizaynında değişiklik yaptırmış. Aynı zamanda programını da güncellemiş. Kumandayla çağırabiliyorsun.”

“Nana’ya seslendiğinde de araba gelmiyor muydu zaten?” diye sorduğunda gülümsedim.

“Nana bana ait, diğer arabalarda bu teknoloji yok. O yüzden bu detayı bildiğini sanmıyorum.”

Yanımdaki koltuğa yerleşip meraklı bir çocuk gibi sağı solu kurcalamaya başladı. Nana’nın sesini duydum.

“Hoş geldin Saye. Seni nereye götüreyim?”

“Kristal Kule’ye gidelim biraz hızlı gitmemiz gerekiyor,” diye söylediğinde Nana onu umursamadı.

“Ses imzamı arabadan sildiğine inanamıyorum,” diye söylenip kollarını birbirine doladı.

“Kendi arabamın verilerini sürekli değiştiriyorum.”

“Çok paranoyaksın. Bu arabanın hacklenmesi imkânsız.”

İçimi çektim. Asla anlamayacaktı. Yaptığım iş beni paranoyak yapmıştı, bunu kabul ediyorum. Böyle bir arabayı biri ele geçirirse kaza yapmama neden olabilirdi. Bütün kimlik tabanındaki verilerime ulaşıp bana zarar verebilirdi. Rakip firmalarımız oldukça fazlaydı. Teknoloji de bize yaklaşamamış olsalar da tehdit edilebilir daha da kötüsü kaçırılabilirdim. Kaçırılan kadınların olduğu haberler bu kadar fazlayken, birinin bana ya da Ezra’ya zarar vermesi riskini göze alamazdım. Sadece kadınları hedef alan bir katil ya da sapık türemişti. Onca teknolojiye rağmen kimliği tespit edilemiyordu. Bu çok korkunçtu. Herkesten şüphelenir hale gelmiştim.

Araba durduğunda düşüncelerimden sıyrıldım. Ezra hareketli müzik açıp arabada oynamaya devam ederken alışveriş merkezinin otoparkında olduğumuzu gördüm. Kendini park ettiğinde araçtan inip merdivenlere doğru yürüdük. Sinema en üst katta olduğu için asansörü beklemeye koyulduk. Hafta içi olduğu için çok kalabalık değildi.

Kulağımda uğultu benzeri ses duyduğumda elimi istemsizce kulağıma götürdüm. Altın rengindeki asansörün kapıları açılırken içeriye adımımızı atar atmaz cam kabin hızla kapanıp en üst kata tırmanmaya başladı. Garip bir hisle dolduğumda aşağıdaki kalabalığın arasına baktım. Sanki izleniyormuş gibi hissettim.

“İyi misin?” diye sordu kız kardeşim salona girerken. “Rengin soldu.”

“İyiyim,” diyerek gülümsemeye çalıştım.

Filme odaklanmak benim için kolay olmadı. Üç boyutlu olması da mideme pekiyi gelmedi. Kan tutmasa da beyinleri patlayan insanları görmek mideme rahatsız edici bir sancının girmesine neden oldu. Film arası olduğunda koltuğumdan kalkarak güç bela lavaboya gitmeyi başardım.

Elimi yüzümü yıkayıp aynaya baktığımda aydınlatma ışığı hafifçe titremeye başladı. Kâğıt havluya uzanıp yüzümü silmek için hamle yaptığımda lamba patlayarak yüzeyindeki camların yere dökülmesine neden oldu. Ardından aynalar buğulanıp çatlamaya başladığında çığlık atarak geriye doğru adım attım. Tüm lambalar patlayıp lavaboyu karanlığa boğduğunda beyaz giyimli bir kadın gördüm. İçerisi buz gibiydi. Tam önümde durup gözlerimin içine baktı. Gözleri siyahlıktan ibaret, yüzü saydamdı.

“Senin için gelecek,” diye fısıldadı.

Kolum dürtüldüğünde korkuyla inledim. Gözlerimi araladığımda sinema salonunda olduğumu gördüm. “Dakikalardır uyuyorsun,” diyen kız kardeşime baktım. Oysa filmi izlediğime son derece emindim. Gittiğimiz film ve gördüğüm kâbus yüzünden gerilen sinirlerim, bedenimin ara ara titremesine neden oldu. Ensemde hissettiğim geçmek bilmeyen ürperti oluşmuştu.

Film nihayet sona erdiğinde karnım fazlasıyla acıkmıştı. Restoranlardan birine girerek yemek siparişi verdik. Oldukça sakin bir yerdi. Az sayıda müşteri vardı. Bunun nedeni kapanma saatinin yaklaşması da olabilirdi.

İlerimizdeki masalardan birinde, bir adam dikkatimi çekti. Hiç göz göze gelmemiş olmamıza rağmen, gözlerimi adamın üzerinden alamadım. Kuzguni siyah saçları vardı. Baştan aşağıya siyah giyinmişti. Kısa bir anlığına göz göze geldiğimizde hemen önüme döndüm.

Yıllar geçmesine rağmen onu aklımdan çıkaramıyordum. Kim olduğunu bilmediğim için bu duygunun adını belirlemek benim için güçtü. Merak mı yoksa saplantı mıydı, bilmiyorum. Onu düşünmediğim tek bir günüm bile yoktu. Nerede olduğunu, neler yaptığını, gülüşünü bile merak ediyorum. Kime güldüğünü en çokta…

Yemeğimizi yedikten sonra otoparka giderek arabaya bindik. Dönüş yolunda arabayı Ezra kullanırken koltukta gözlerimi kapatıp dinlenmeye çalıştım. Gözlerimi her kapattığımda maskeli safir mavisi gözleri görüyordum.

Evin önüne geldiğimizde kız kardeşim arabayı park etmek için otoparka inerken ben binanın önünde beklemeyi tercih ettim. Sokağı aydınlatan lamba söndüğünde etrafıma bakındım. Lamba tekrar yandığında üzerinde kırmızı gözlü kuzgun duruyordu. Direk gözlerimin içine bakıp öttü. İçimi kaplayan ürpertiyle titreyip, kabanıma sarıldım. Kırmızı gözlü kuzgun ilk kez görüyordum.

“Orada ne yapıyorsun?” diye soran kardeşime gülümsemeye çalıştım. Lambanın üzerine baktığımda kuzgundan eser yoktu. Afallamış halde etrafıma baktığımda kız kardeşim anlamayan gözlerle bana baktı.

“Keşke Güz Bey de gelseydi, o zaman belki filmden bu kadar etkilenmezdin,” dediğinde sinirlerim daha da bozuldu. Konuyu her seferinde ona getiriyordu.

“Sen neden ayrıldın?” diye sordum ona merdivenleri tırmanırken, bir süre olduğu yere boşluğa doğru baktı. Onu ilk kez böyle görüyordum. Son sevgilisi için herkesten farklı diyordu ve ilk kez birini gerçekten sevebileceğine inanmıştım. Merdivenin soruna geldiğimizde kapının üzerinde bulunan tuş takımlarına şifreyi girdi.

“Aldatıldım,” dediğinde olduğum yerde bir süre kaldım. O ise içeriye geçerek hiçbir şey olmamış gibi mutfağa geçerek bitki çayı demledi.

O an anladım ki, hepimizin acıyla başa çıkma şekli farklıydı. Ben acılarımı çalışarak katlanır kılardım, o ise görmezden gelerek…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.