Tüm hızıyla koşuyordu.
Arkasına bakmaya cesareti yoktu, çünkü ağaçların arasında takılıp düşmekten korkuyordu. Hatırladığı tek şey onu kovalayanın bir hayvan olduğuydu. Buraya gelmeden önce bambaşka planlar yapmışlardı ama olanlar çok farklıydı ve şimdi filmin son sahnelerindeydi sanki. Arkadaşları ölmüştü o ise onu kovalayan canavardan kaçıyordu.
Önündeki büyük kayayı son anda görüp birden zıpladı ve ardından tökezledi hızlıca kendini toparladı henüz ölme vakti değil diye geçirdi içinden. Arkasından bir ses geldi onu kovalayanın koşarken çıkardığı sesler harici bir ses bu onun hırıltılı nefesiydi demekki dahada yakınına gelmişti.
Daha hızlı koşmaya başladı, alnından akan terler artık tüm yüzünü kaplamıştı. Ölmeden önce ne kadar vakti vardı. Son kez ailesini görmek isterdi. Gözlerini kapatsa ve derin hayallere dalsa emindi onları görebilirdi ama bu onları son görüşü olurdu onun için hızlıca koşmalıydı.
İlerde bir kulübe gördü ve o tarafa doğru yöneldi kapıyı hızlıca açıp içeri girdi ve kapattı. Arkasına yaslandı kapıya sıkıştırabileceği birşey varmı diye göz gezdirdi içerisi gazete kağıtları harici bomboş gözüküyordu. Bir tahta parçası bulup kapının demir kulplarına geçirdi. Bu onu biraz idare edebilirdi. Ardından içerideki tahta dolaba sırtını dayayıp sakince düşünmeye başladı.
Olaylar nasıl başlamıştı?
Herşey çok güzeldi. Taze papatya kokuları etrafa yayılırken onları bir nefeste içine çeken Amy'i hatırladı ilk, ardından gölde yüzen ve birbirlerine suda şakalar yapan Stephan ve Michael aklına geldi. Amy'nin güzelliği aklını uçurmuştu adeta ona ilk okulda aşık olmuştu sonrasında yolları ayrılsada Amy hep aklının bir köşesindeydi. Dört arkadaşın yolları iyice ayrılmadan önce onun aklına kamp fikri gelmişti. Bu fikir aralarının eskisi gibi yakın olması için çok iyiydi ama artık arkadaşlarının belkide kendisininde isimleri haberlerde yer alıcaktı. Dark Moon gölünde dört ceset!
Derin bir nefes alıp verdi ve hatırlamaya çalıştı. O akşam için kuru dal parçaları toplarken. Birden Stephan'ın bağırışıyla irkilmiş ve kamp alanına doğru koşmuştu, işte herşey o an başlamıştı. Yerde yatan Michael ve onunla öpüşen Amy' i gördüğünde sinirleri alt üst olmuştu. Koşarak Amy'i itip Michael'ın üzerine çıkmış ve suratına yumruklar yağdırmaya başlamıştı.
Aklında canlanan geçmişi ve kırmızı bir sıvı bu kandı. O kadar kızgındı ki o an Michael'i öldürebilirdi, öldürmüştüde. Sinirden dönen başını tutup zorla ayağa kalkmıştı. Etraf artık ona puslu görünüyordu. Yanında bağrınan ve ağlayan Amy ve onun arkasında yeni farkettiği Stephan elinde bir odunla bir köpeğe delirmişçesine vuruyordu köpek ise aldığı darbelerle acı içinde sesler çıkarıyordu. Her taraf kan gölüne dönmüştü.
Stephan köpeği öldürüp arkasını döndüğünde suratındaki kanları temizleyip. Şaşkın bir şekilde bakakalmıştı. Herşey o kadar karışıktı ki beyninde yapbozu birleştirememişti. Tam önünde yatan Michael'a üzülerek baktı ayağının paramparça olduğunu o an farketmişti. Beynindeki yapboz parçaları şimdi birleşmişti. Ölü bedenden akan kan kumun üzerinden göle karışıyordu ve gölün kıyısında toplanmış kan tıpkı korku filmlerini andırıyordu. Etrafı kaplamış kan ve ölüm kokusu, papatya kokularını bastırmıştı. Herşey kuduz köpeğin Michael'a saldırmasıyla başlamıştı. Korkudan gölün ortasına kadar kaçmış ve yaşadığı olay karşısında paniklemiş gölde çırpınmaya başlamıştı ardından, su yutmuştu. Onu gören Stephan ve Amy hızlıca gölden çıkarmışlardı. Amy onu kurtarmaya çalışırken, Stephan da köpeği öldürmeye çalışıyordu.
O an Amy'i o durumda gördüğünde çok hızlı karar vermişti ve o hiddetle belkide kurtulacak bir insanı öldürmüştü. Ardından gelen bağrışma sesleri ve kısa süreli baygınlıkla beraber etrafa sessizlik çökmüştü, sadece etrafı puslu bir şekilde görüyordu. Aldığı bir yumruk darbesiyle beraber yere düşmüştü ve kendine gelmişti, şimdi bütün sesleri net bir şekilde duyuyordu. Amy ona bağırıyordu ve Stephan küfrediyordu. Aralarda hırıltı sesleri duyuyordu ve korkuyla etrafına baktığında tam önünde onlara kızgın bir şekilde hırlayan köpekleri görmüştü. Hızlıca artan adrenalini, onun arkasına bakmadan kaçmasını sağlamıştı. Ormanın girişine geldiğinde dönüp arkasına bakmıştı ve yerde yatan arkadaşlarını gördüğünde ağlamaya başlamıştı. Kuduz köpekler kan kokusuyla beraber gözüne tıpkı bir canavar gibi gözükmüştü.
Dayandığı dolaptan destek alıp ayağa kalktı. Karşı pencereye baktığında havanın giderek karardığını gördü. Kuduz köpekler etrafını sarmıştı artık kaçışı yoktu. Yapması gereken şeyleri düşünüyordu ama çıkış yolu bulamıyordu. Ölmesi gereken son kişi kendisiydi, aslında bütün olanların sebebi oydu. Arkadaşlarının katili oydu!
Aklına gelen delice fikri planlamıştı ve kapının arkasına geçip hızlıca kapıyı açmıştı. Kendisi kapının arkasına gizlenmiş ve ona saldırmamaları için dua ediyordu. İçeri giren köpekler onlara daha çekici gelen bir kokuya dayanamamışlardı. Kulübenin en uç köşesinde birikmiş kanın etrafına toplanmıştı hepsi. Hızlıca bir hamleyle önceden içini gazeteyle doldurup yaktığı dolabı köpeklerin üstüne devirdi ve acı içinde havlama sesleri geldi. Artık kulübenin içini alevler sarmıştı. Kurtulan 2 köpek kaçmak isterken onları engellemek için kapının önüne geçti ve köpekler bacaklarından ısırıp onun acı içinde ölümü için son hamleyi yaptılar.
Kulübe tamamen alevler içinde kaldığında artık sağ kalan hiç bir canlı kalmamıştı.
Ölmeden önce atılan acı dolu çığlıklar ormanın içini aydınlatan kulübeden dağılırken artık bütün umutlar sönmüştü.