İçeriğe geç

Korkak aşk

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Korkak aşk

Bölüm 2

Gölgelerin Ötesi

Gecenin karanlığı, meydandaki lambaların cılız ışığını yutarken, Defne’nin elini tutmak Rüzgar için zamansız bir intihar gibiydi. Parmakları arasındaki o küçük sıcaklık, yıllardır buz tutmuş kalbine sızan bir kor gibi canını yakıyordu. Defne, arkasına bile bakmadan onu kasabanın dar, taş kaplı ara sokaklarına doğru çekti.

​Rüzgar, adımlarını onun temposuna uydururken içindeki o tanıdık, karanlık ses fısıldıyordu: Onu da kendi cehennemine mi çekeceksin?

​Kasabanın sınırındaki eski, terk edilmiş ahşap iskeleye geldiklerinde durdular. Deniz, tıpkı Rüzgar’ın içi gibi dalgalı ve siyahtı. Defne arkasını dönüp sırtını iskelenin eski ahşap direğine yasladı. Gözlerinde, az önceki o meydan okuyan ifadeden geriye sadece merak ve saf bir teslimiyet kalmıştı.

​"Beni nereye götürüyorsun Rüzgar?" diye sordu, sesi rüzgarın uğultusuna karışırken. "Yoruldum artık kasabadaki herkesin birbirine yalan söylemesinden. Senden kaçmasından... Ya da senin herkesten kaçmandan."

​Rüzgar aralarındaki mesafeyi koruyarak derin bir nefes aldı. Ceketinin cebindeki elleri yumruk olmuştu. "Defne, sen daha on yedi yaşındasın," dedi, sesindeki titremeyi gizlemeye çalışarak. "Cesaretin beni büyülüyor ama buradaki tehlikenin farkında değilsin. Ben sıradan bir adam değilim. Bu kasabanın topraklarında benim eski hayatımın kanı var. Benimle yürümek, uçurumun kenarında gözü kapalı koşmaya benzer."

​Defne bir adım attı. Aralarındaki o mesafeyi, Rüzgar’ın korkularından ördüğü o görünmez duvarı tek bir hamlede yıktı. Elini Rüzgar’ın göğsüne, kalbinin tam üzerine koydu. Rüzgar’ın göğsü, ilk bölümde olduğu gibi yine hızla titriyordu.

​"Uçurumdan düşeceksek bile," dedi Defne, gözlerini adamın karanlık gözlerine dikerek. "En azından rüzgarı yüzümde hissederim. Senin gibi saklanarak yaşamaktansa, yanmayı tercih ederim."

​Rüzgar daha fazla direnemedi. Defne’nin bu hesapsız, korkusuz çocukluğu, onun yetişkin ve yaralı ruhunu darmadağın ediyordu. Elini kaldırdı, parmak uçlarıyla Defne’nin yüzüne düşen bir saç telini kulağının arkasına itti. Dokunuşu o kadar ürkek, o kadar naifti ki, bir an için kasabanın en korkulan adamı olduğunu ikisi de unuttu.

​Tam o sırada, iskelenin yukarısındaki ana yoldan geçen bir arabanın farları karanlığı yardı. Siyah, camları filmli bir jip, yavaşça yoldan geçti ve iskeleye doğru yavaşladı.

​Rüzgar’ın gözleri bir anda buz kesti. Kasabada bu saatte yabancı bir arabanın, üstelik bu model bir jipin dolaşması tek bir anlama geliyordu: Geçmiş, intikamını almak için yola çıkmıştı.

​Rüzgar, Defne’nin elini bu kez daha sıkı, neredeyse canını acıtacak bir kararlılıkla kavradı. Sesi artık titremiyordu, eski soğuk ve tehlikeli tonuna geri dönmüştü:

​"Gidiyoruz. Geldiler."

Bölüm sonu

2 yorum