Okula geldiğimde sınıfın kapısı açık olduğu için hemen içeri girdim. Yüzümde nahoş bir gülümsemeyle, her zamanki gibi yerime zarifçe oturdum. Selin daha gelmemişti. Melis arkadan omzuma dokunarak, "N'aber Alisa?" dedi. Yüzümdeki tebessümle, "İyi, senden n'aber?" diye sordum. "Bende iyi de, Selin niye gelmedi acaba?" Omzumu kaldırıp indirdim. "Bilmem ama gelir herhalde." Dediğim an, elindeki dikdörtgen afişle bize doğru gelen Selin'e baktım. Melis'e göz kırptım. "Demiştim işte."
Selin aceleyle çantasını sıraya bıraktıktan sonra afişi bana doğru uzattı. "Bu yarışmaya katılalım, Alisa." Afişi elinden alıp incelemeye başladım. İstediğimiz kategoride katılma şansımız vardı: Dans veya müzik. Dudaklarım kıvrıldı. Tam kızlarla bana uygun bir yarıştı; dansı severdik. "Neden olmasın? Kayıt yaptırdın mı?" diye sordum. Selin kafasını sağa sola salladı. "Kişilerin hepsinin gelmesi lazımmış," dedi. "Kesin katılıyoruz. Çıkışta kaydımızı yaptırırız. Kesin kazanacağız!" dedim.
Gözlerim ister istemez yan sıraya kaydı. Ah, şu yeni gelenler ve arkadaşları... Camın kenarında hararetli bir şekilde konuşuyorlardı. Berat’ın elindeki yarışma afişini görünce gözlerimi kıstım. Yarışmaya katılsalar bile beni yeneceklerini mi düşünüyorlardı? Batu, gülümseyerek elindeki afişe bakıyordu. Gidip onları zorbalayıp heveslerini kursaklarında bırakmanın tam zamanıydı. Kızlara haber vermeden sıramdan kalktım ve yanlarına doğru süzüldüm.
Batu afişten gözünü ayırıp bana baktığında, yüzündeki tebessüm yavaşça soldu. İşte böyle, korku salacaksın. "Yarışmaya mı katılacaksınız?" diye sordum, yüzümdeki alaycı ifadeyle. Berat kafasını aşağı yukarı salladı. "Müzik kategorisinde. Batu'nun sesi acayip iyi." Kaşlarımı havaya kaldırdım. "Öyle mi? Bu iyi bir avantaj ama beni yenebilir misiniz ki?" dedim.
Batu’nun yüzünde küçümseyici bir ifade oluştu. Bana doğru baktı, gözlerimi kaçırmadım. "Onu yarışma günü öğreniriz," dedi. Dudaklarımın arasından bir kıkırtı çıktı. "Kaybedince ağlamayın sakın; çünkü Alisa asla yenilmez." Kuzey araya girerek, "Alisa, dansta çok iyi olduğunu biliyoruz ama kendine bu kadar güvenmemelisin," deyince kahkaha atmamak için dudaklarımı birbirine bastırdım. Şuna bak, Kuzey de konuşmaya başlamış! Batu başını yavaşça sallarken, "Şunu unutuyorsun; asıl Batu Yaman asla yenilmez," dedi.
Kendilerini bir şey sanıyorlardı ve onları boğasım geliyordu. Yüzlerini utançtan morartmam, ben gülerken onların ağlaması lazımdı. Kolumu tutan Selin, "Cidden sesinin iyi olup olmadığını öğrenmek için niye onları takip ediyoruz ki?" dedi. Kaşlarımı çattım. "Karşı mı çıkıyorsun!" diye düşüncelerimin arasından kısık sesle bağırdım. Diğer kolumdaki Melis, "Ya aşkım, nasıl öğreneceğiz ki?" dedi.
Koridorun ortasında ikisinin de kolumdan tutuşunu sertçe attım. "Sizi salaklar! Boşuna mı müzik odasının kapısının önündeyiz? Buraya geldiler, burada ne yapacaklardır sizce!" Selin dudaklarını birbirine bastırdı. "Buradan ses gelmiyor. Kısık sesle mi şarkı söylüyorlar yani?" Ellerimi iki yanımda yumruk yaptım. Başımı yukarı doğru kaldırarak Allah’tan sabır diledim. "Allah’ım, bu kadar mallık fazla değil mi ya Rabbi?"
Kulağımı kapıya yasladım. Çok hafif bir müzik sesi geldiğini duydum. Selin ve Melis kulaktan kulağa konuştukları için iyi duyamıyordum. Aniden onlara doğru döndüğümde yerlerinden sıçradılar. "Sessiz olsanıza, iş yapmaya çalışıyorum şurada!" dedim. İkisi de başlarını aceleyle aşağı yukarı salladılar. Kaşlarımı çatarak yeniden kulağımı kapıya yasladım. Biraz daha iyi duymaya başlamıştım. Melodik bir ses geliyordu; bu Batu’nun sesiydi. Kadife gibiydi... İtiraf etmek gerekirse bayağı iyiydi. Ama bu, beni geçebileceği anlamına gelmiyordu.
Melis yanıma yaklaştı. Kısık bir sesle, "Aşkım, biz bir kantine gitsek? Su almalıyız. Hadi sen de gel," dedi. Ellerimi havada salladım. "Hadi gidin, ben gelmeyeceğim," dedim. İkisi başını sallayarak kol kola girip merdivenlerden yukarı çıkmaya başladılar. Gözlerimi devirdim. "Bunlar da ezik ya," diye mırıldandım kendi kendime.
Beklemediğim bir şekilde kapı açılınca ne yapacağımı şaşırdım. Hemen geriye doğru çekilip kapının yanında durdum. Şimdi kaçsam kesin görünecektim. Kapıdan çıkan Kuzey'di. Beni görünce gülümsedi ama ben gülümsemedim. Kapıyı yavaşça kapattı ve yanıma doğru yaklaştı. "Alisa, burada ne işin var?" Kollarımı birbirine doladım. "Bakalım gerçekten becerikli misiniz diye bakmaya geldim," dedim. Dürüstlüğüme hayrandım.