Hazar ve Efla, sanki bir film sahnesindeymiş gibi birbirlerine kenetlenmişken, merdivenin kapısı çat diye bir sesle açıldı.
"Hazar abi! açıcı bozuk, Ege'nin kaşları turuncu oldu diyorum sana..." Sedef cümlesini bitiremedi. Gözleri faltaşı gibi açıldı. Hemen arkasında beliren Aras da manzarayı görünce ıslık çaldı.
Hazar, mahcubiyetiyle Efla'yı arkasına saklamaya çalıştı. Tabii Efla’nın darmadağın olmuş saçları ve parlayan gözleri pek saklanacak gibi değildi.
"Ooo," dedi Aras sırıtarak. "Hazara bak sen."
Hazar boğazını temizledi, yakasını düzeltti. Ama şaşırtıcı bir şekilde kızmadı hatta gülümsedi. "Tamam, gördünüz işte. Dağılın şimdi," dedi, sesi yumuşacıktı.
Sedef, Efla'ya bakıp ağzıyla hemen her şeyi anlatıyorsun işareti yaptı. Efla ise zafer kazanmış bir komutan edasıyla saçlarını savurup "Akşamki dedikodu seansına hazır ol şekerim, bu sadece fragmandı," diye fısıldadı.
Okulun içine döndüklerinde Hazar’ın üzerindeki o ağır hava dağılmıştı. Eskiden koridorlarda birilerini azarlamak için yer arayan adam, şimdi Bora’nın yanından geçerken sadece "Geçmiş olsun koçum, alçın çıkar yakında," deyip geçti. Aras’a bile yan gözle bakmak yerine, "Aras, mızıkada o şarkıyı nasıl çalıyordun bir ara göstersene," dedi.
Aras ve Sedef birbirine baktı. Aras fısıldadı: "Efla bu adamın yazılımını güncellemiş Hazar 2.0 olmuş bu."
Akşam Sedef ve Efla, Eflanın evinin bahçesinin en kuytu köşesindeki bankta toplandılar. Efla, elleriyle yüzünü kapatıp kıkırdıyordu.
"Sedef, bak... Ben bunca yıl herkese aşk boş iş, sadece tassak geçin derken aslında Hazar’dan ne kadar kaçtığımı şimdi anlıyorum," dedi Efla, sesi titreyerek. "O merdivenlerde beni öptüğünde sanki tüm o alaycı duvarlarım yıkıldı. Gerçekten korunduğumu değil, gerçekten sevildiğimi hissettim. Çocuk resmen şiir gibi öpüyor!"
Sedef gülerek arkadaşına sarıldı. "Sonunda be Efla. Hazar artık daha yumuşak birine dönüştü, sakın adamı üzüp eski haline döndürme."
Sabahında tekrar okuldaydılar. Tam o sırada Ege, elinde telefonuyla sanki dünyası başına yıkılmış gibi yanlarına geldi. Ama yüzünde garip bir gülümseme vardı. Telefonun ekranında, esmer, renkli gözlü ve çok şık giyimli bir kızla çekilmiş fotoğrafı duruyordu.
"Ege, bu kim? Photoshop mu yaptın yine?" diye sordu Sedef.
Ege derin bir iç çekti. "Sedef, dalga geçmeyi bırak. Bu Elzem. Benim altı aydır gizlice konuştuğum sevgilim. Paris'te yaşıyor."
Sedef ve Efla aynı anda "NE?!" diye bağırdılar.
"Bakın," dedi Ege, sesindeki o her zamanki şakacı tınıyı bir kenara bırakarak. "Ben aslında aylardır bir sınava hazırlanıyordum. Hani beynimi evde bıraktım falan diyordum ya... Yalan. Paris’te uluslararası bir sanat ve tasarım lisesine başvurdum. Ve bugün..." Telefonu uzattı. "...kabul mektubum geldi. Gelecek dönem gidiyorum."
Sedef donup kalmıştı. "Ege... Sen... Sen bizi bırakıp Paris'e mi gidiyorsun? İkizim olmadan ben ne yapacağım?"