İçeriğe geç

KORATEŞ

Bölüm 30 · 8 dk okuma

KORATEŞ

Bölüm 30

🔥 30

İntikam değildi içimde yanan ateşin adı. Ayaklarım beni koşul sunmaksızın sürüklerken gıcırdayan dişlerim kulağıma öfkenin melodisi gibi geliyordu. Bunca yıllık arkadaşlarım, beni üç günlük birine değiştiyse neden ben onları değişmeyecektim? Kendimi savunmama izin vermemiş, beni dinlemeden doğrudan ona inanmışlardı ve bunun da bir karşılığı olacaktı. Gurur bir kez daha Korateş’i yenip altın kemerin tam hak sahibi olacağı yalanıyla kendini avuturken ben Korateş’in yanında duracaktım. İyileşmesi için her şeyi yapacaktım. Dimdik, yeniden Korateş olarak karşısına çıktığında kaçışı olmayacaktı. Gurur, Korateş’i yenemezdi.Beni prangalayan kolyeyi ve saati masanın üzerine fırlatmış, ev beni boğacak kadar sıcaklaşmaya başladığında nefes almak için kendimi bahçeye attım. Gecenin en ücra saatlerinde, dışarısı sokak lambalarının cızırtısını, dolaşan köpeklerin tırnaklarının parke taşlara sürterek çıkardığı sesleri duyacak kadar sessizdi. Saatlerce odama kapanıp ağlamak gözlerimi şişirip makyajımı dağıtmaktan başka bir şeye yaramamıştı. Tereddüt ettiğim bütün fotoğrafları içinde bilgisayarım da olmak üzere barbeküye atıp yakarken annem ve babam dehşetle kocaman olmuş gözlerle bana bakıyordu. Onlara açıklama yapmak zorunda değildim. Soru dahi sormalarına izin vermeksizin maddi değeri olan her şeyi onlara fırlatmak üzere bir kutuya toplamış, manevi değeri olanları yakmıştım.Göğsümde yaşamaya çalışan kırık kalbimden başka bir şey kalmamıştı, elimden gelse onları seven ve kıymet veren kalbimi söküp atardım.Eğer önce konuşan ben olsaydım yine bana inanırlar mıydı? Sanmıyorum. Eğer ben konuşsaydım, beni bu kadar erken terk ettiklerine göre aksine inanacaklardı ve bu kez tamamen ben suçlu olacaktım.En azından şimdi kendi ellerimle kendimi yakmamıştım. İntikam için haklı sebeplerim vardı. Gerçek yüzlerini görmem için suratıma yediğim en iyi tokattı.Telefonumu çıkarıp Saygın’ın numarasına basarak kulağıma götürdüğümde spor salonun lobisinde bekliyordum. Dün gece sırtımdan yediğim bıçağın kanaması durmadan bu sabah soluğu Saygın’ın yanında almıştım. Kaybedecek bir dakikam dahi yoktu.Rahatsızlık hissi boğazıma asılırken nihayet karar vermiş ve evden kendimi çıkarmayı başarmıştım. Gece attığı mesajı cevapsız bırakmış, sabahın göründe habersiz evine gitmiş, kapıyı defalarca kez çalmama rağmen açan olmamıştı. Arayıp da iş teklifini kabul ettiğimi söylediğimde doğrudan beni spor salonuna çağırmıştı.Telefon kulağımda açmasını beklerken siyah şortu ve aynı marka beyaz tişörtüyle kapının arkasında çıkmıştı. Ellerinde parmaklarının uçlarını açıkta bırakan eldivenler takılıydı. Telefonu kapatarak ona doğru yürürken veznedeki görevli bana turnikeleri açtığında diğer tarafa geçtim.“İş teklifimi kabul edeceğini beklemiyordum,” dediğinde onunla göz göze gelmemeye özen gösteriyordum. Bir yanım onu tüm bu olanlardan suçlasa da asıl öfkemin sebebi bu değildi. Ona, ayrılmalarına rağmen Buse ile birlikte olduğu için kızgındım. Sanki hakkım varmış gibi.“Güzel şartlar sundun,” dedim. Dün gece bunu enine boyuna düşünmemiştim. Tüm geceyi uykusuz geçirmiş, yatağıma, eve sığamamıştım. Buraya gelişimin bir matematiği yahut kuralı yoktu. Ona açılıp intikam için onu tedavi edeceğimi söylesem bana inanmazdı. Yarını, sonrasını… Hiçbir şeyi düşünmeden sadece Gurur’a olan öfkemin körüklediği ateşle ona gelmiştim.Başıyla işaret ettiğinde camlarla kaplanmış odaların arasından geçip en sonraki toplantı odasına girdiğimizde doğrudan karşımda, bir elini ringin halatlarına atmış diğer eli kucağından sarkan, kaşında şimdilerdeki izinin olduğu yerden gözünün içini dahi kaplayacak şekilde kanlar akan bakışlarıyla çarpıştığımda durmak zorunda kalmıştım. Tüm duvarı kaplayan fotoğrafı nereye gidersem gideyim beni izliyor gibi her an öldürmeye meyilli bakıyordu.Saygın omuzlarımın ortasında, parmakları saçlarımın üzerindeki katmandan bastırarak beni içeri gittiğinde gözlerimi duvarda bana bakan fotoğrafından alıp masaki üç kişinin elini sıkarak fotoğrafı karşıma alıp Saygın’ın yanında karşılarına oturdum. Masanın başında oturan spor salonunun sahibiydi, spor giyimli ve ellilerine yakın bir adamdı. Eskiden onun da boksla alakası vardı ancak hiç adını duymamıştım. Karşımda İK uzmanı ve hemen yanında da avukat vardı.Tanışma, çay kahveyi faslına kadar kendi eğitimimden bahsedip onlarla esprili bir dille anlaşırken gerginliğim biraz olsun yumuşamıştı. Spor salonunun sahibi Ayhan bey, Saygın’a düşkün bir adamdı. Arkamdaki fotoğraftan ve girişte ayakta bekleyen Korateş maketinden hem saygı duyduğu hem de onu ticari olarak kullandığı açıktı.İK uzmanı kadın “Saygın bey bize sizde bahsetti, çalışma performansı olarak kendisine verilecek her türlü desteğin arkasındayız. Detayları konuşmadığınızı söyledi kendileri bu yüzden kısaca üzerinden geçeceğim, aklınıza takılan bir şey olursa sormaktan çekinmeyin,” diyerek elindeki kağıtları kurcaladı. “İş akdinde iş verenin Sungur GYM olarak görünecek ancak sen sadece Saygın Ragıyf, yani Korateş’le çalışacaksın?” dediğinde gözlerim kısıldı.“Neden?”Saygın sandalyesinde dikleşirken “Aramızda şahsi bir problem olursa doğrudan işi bırakmak yerine spor salonunun atamasıyla başka bir sporcuyla çalışabilirsin. Doğrudan işsiz kalmazsın,” dedi.“Ya sen farklı bir yerle anlaşırsan? Başka bir spor salonuna gitmek istersen,” dediğimde Ayhan bey tok bir kahkaha attı.“Korateş hayranı mısın? Şimdiden bağlanmışsın,” dediğinde ona kaşlarımı çatarak kısa bir bakış attım. “Merak etme, aslanımı başkasına vermem ben. Düşse de kalksa da arkasındayım onun, için rahat olsun,” dediğinde yeniden Saygın’a döndüm.“Salon beni herhangi birine atayabilir mi?” diye sorduğumda hafifçe gülümsedi.Parmaklarını saran eldivenleri çıkarırken “Ben istemediğim sürece yapamazlar,” diyerek bana göz kırptığında karşımda oturan İK uzmanına döndüm. Kadın başını sallayarak onayladı. Sabah mesaim dokuzda başlayacaktı, Saygın’ın spor salonuna girişiyle onunla birlikte burada olacaktım. Akşam altıda mesaim bitecekti. Hafta sonu çalışmayacaktım ancak Saygın’ın özel istekleri doğrultusunda hafta içi altından sonra ve hafta sonu çalışmak durumunda kalırsam da ona göre ücretlendirme alacaktım. Bunu söylerken reddetmeye hakkım olmadığının altını çizerek belirtiyorlardı.İş anlaşmasını sırasıyla Saygın ardından ben imzalayarak masadaki herkes imzaladıktan sonra bir kopyasını alarak el sıkışmıştık. Bu kadar çabuk olmasını beklememiştim ancak bu kadar hızlı olmuştu. İK uzmanı kadın “Sana giriş kartını vereceğim, beni izle,” dediğinde Saygın aramıza girdi.“Salonu biraz gezdireceğim, çıkarken uğrarız,” diyerek Saygın beni kendisiyle birlikte gruptan uzaklaştırdığında ona ayak uydurdum. Birlikte, buraya geldiğinde çıktığımın kapının arkasına geçtiğimizde göz alabildiğine uzanan aydınlık bir boşluk önümdeydi. Yoga odaları, pilates salonları, koşu bantları, ağırlıklar derken salonun uzak köşesine doğru çekilip bir alt kata indik. Daha karanlık, hırslı ve uzaktan bakıldığında kesinlikle hırçın bir odaydı. Aydınlık olmasına rağmen içerideki karanlık tonlar tüm ışığı yutmuştu. Diğer katlarda da boks ringleri olduğunu söylese de burası sadece bunun için ayrılmış gibiydi. Yanından geçip gittiğimiz insanlar durup Saygın’a selam veriyor, çaktırmamaya çalışarak gözlerini üzerimde dolaştırıyordu.“Burası senin odan olacak,” diyerek jaluzilerle kapatılmış penceresi salona bakan odanın kapısını açtı. İçeride bir masa, sedye ve dolap vardı. Çenesiyle hemen karşımdaki ringi gösterirken “Genelde bu ringde çalışırım,”“Kaç kişisiniz?” diye sordum.“Benimle birlikte yirmi bir,” derken gözlerim salonda dolaşıyordu. Yukarıda asılı ekranlarda Saygın’ın ringlerde başarılı darbeleri gösterilirken flaşlarla desteklenip tekrarlara alınıyordu.Gözlerimi aşağı indirip etrafta dolaştırırken tanıdık yüzle birlikte sırtım gerildi. Pusat, elini Saygın’a uzatırken “N’aber abi?” diye selamlamıştı. Saygın’ın daha önce çalıştığı spor salonunda Gurur’la birlikte çalışanlardan biriydi. Benim yaşlarımdaydı ve aynı liseye gittiğimiz için birbirimize yüz aşinalığımız vardı. Hiçbir zaman birebir tanışmasak da birbirimizi ismen tanıyorduk.Elini bana uzatırken “Nasılsın, Lema?” diye sordu.“İyiyim,”“Ben de iyiyim, teşekkürler,” derken alaycı ifadesini bozmuyordu. “Aramıza hoş geldin,” diyerek koluma hafifçe vurdu ve Saygın’a döndü. “Bu sezon herkes ve her şey ait olduğu yere dönecek,” dediğinde Saygın başını sallayarak onayladı. Sözleri anlamlıydı ancak bunun içine ben de dahil miydim bilmiyordum. Pusat’ın Korateş’in tarafında olduğu daha olaylar bu kadar nüksetmeden belliydi. O ve onunla birlikte salonda çalışan sporcuların yarısı orayı terk etmişti. Hepsini tanımıyordum ve onlar da beni tanımazdı ancak olduğum yerde duruyorken üzerimde dolaşan gözlerden Korateş’in peşinden gelenlerin kimler olduğunu çıkarabilirdim.“Bugün iyi misin?” diye sordu Pusat.Saygın gözleriyle ringi işaret ederken “Geleceğim şimdi, sen ısınmaya başla,” dedikten sonra bana döndü. “İstersen biraz burada kalıp etrafı dolaş,” dedi.“Odaya küçük bir göz atacağım, kullanılmıyor gibi görünüyor,” dediğimde onaylar gibi göz kırptıktan sonra eldivenlerini giyerek ringe doğru yürüdü. Ellerini birbirine vurduktan sonra hafifçe zıplayıp ringin halatından tutarak kendini görünmez kafesin içine soktuğunda odaya döndüm, sağlık dolabında birkaç temel eşya vardı; soğuk jel, kas gevşetici kremler, kinezyo bantları, acil durum ihtiyaçları ancak yetersizdi. Masadan kalem ve yazıcıdan boş bir kağıt çıkarıp ihtiyaç listesini hazırlarken odamın aralık kapısına iki kez vurulduğunda masaya yaslanmış halde arkama döndüm. “Merhaba,” dedi kapıdaki kumral adam. “Ben Yiğit, aramıza hoş geldin,” derken gülümseyerek bana bakıyordu.“Hoş buldum,”Eliyle ensesini kaşıdıktan sonra “Şahsi mi çalışacaksın yoksa bize de bakabiliyor musun? Çalıştığımız diğer uzman bu sıralar izinde,” dediğinde yüzünde sıkıntılı bir ifade vardı ancak yine de bana gülümsüyordu. Gülümsemesi kendimi tuhaf hissettirmişti. “Henüz iş başı yapmadım, sadece ihtiyaçlarımı listeliyorum ve evet şahsi olarak sadece Saygın beyle çalışacağım,” dediğimde dudaklarını birbirine bastırdı ancak hala gülümsüyordu. “Tüh,” diye mırıldandıktan sonra “Parmaklarımda kas sıkışması var, yardımcı olmam mümkün mü, diye soracaktım. Henüz doktora gitmeye fırsatım olmadı.” Gülümsemeyi sürdürürken kendimi iyiden iyiye rahatsız hissetmeye başlamıştım, ona sırtımı dönerken görmezden gelmek istesem de hala gülümsediğini sırtımda hissedebiliyordum.İç geçirdim, elimdekileri masaya bırakırken “Sedyeye otur, şimdilik kaşların için sadece masaj yapacağım ancak uzmana görünmende fayda var,” derken hızlıca sedyeye oturup elini uzatmıştı.Parmaklarını esnetirken “Gideceğim,” dedi. Birkaç kez parmaklarını açıp kapatırken “Bu akşam gelişin şerefine yemek düzenleyeceğiz,” dediğinde ona kaşlarımın altından baktım.“Benim gelişim bugün belli oldu,”“Ben de buna şimdi karar verdim,” derken hala gülümsemeyi sürdürüyordu. Avcunun içinde parmaklarının arasındaki hassas kasları sıkıştırdığımda gülümsemesi bozulmadı.“Müsait değilim,” dedim soğuk ve mesafeli bir tonla.“Kırma bizi, şimdiden herkese söyledim çocuklar çok heveslendi,”Kelimelerin üzerine bastırarak “Müsait değilim,” dedim yeniden.Derin bir nefes almak için başımı kaldırdığımda jaluzilerin diğer tarafında bizi izleyen iki çift göz yakaladığımda anında bana sırtlarını dönmüşlerdi. Göz ucuyla bir yandan onları izlerken diğer yandan da rahatsız edici gülümsemesiyle bana bakmayı sürdüren Yiğit’e baktım. “Burada her yeni gelene parti yaptık, Ayhan bey beni kırmaz, onun gözde boksörüyüm. İstersen seni de hemen müsait edebilirim,” dediğinde artık dişlerimi gıcırdatma evresine girmiştim.“Senin kafan mı güzel?” diye terslerken bana hala gülümsüyordu.Saygın kapıda belirdiğinde ikimiz de aynı yöne dönmüştük. Jaluzilerin diğer tarafından bizi izleyen çocuklar ortadan kaybolmuş ancak Yiğit hala gülümsemeyi sürdürüyordu. Ellerini beline koyarken ısındığı şakaklarında terler yeni yeni belirmeye başlamış, nefesi henüz kuvvetlenmemişti. “Yiğit, sana verdiğim görevi yaptın mı?” diye sorduğunda hızlıca sedyeden kalktı.“Yaptım. Camları bin defa sildim, tüm ağırlıkların yerini değiştirdim, yerleri üçer defa sildim, kuruladım ve parlattım,” derken komutanından emir almayı bekleyen bir asker gibiydi ancak tek farkla. Madde kullanmış gibi baygın gözlerle bakarak gülümsüyordu.“Soyunma odasındaki derzler?”“Unuttum, Korateş. Hemen yapacağım,” diyerek hızla odadan çıkarken Saygın bıkkın bakışlarla arkasından onu izliyordu. Gözden kaybolduğundan emin olduktan sonra yeniden bana döndü “Aklı kendine kadar, biraz da çatlak. İnsanın ayağına dolaşmasından başka kötü huyu da yoktur,” dediğinde gözlerimi büyüterek iç geçirdim.“Burada ne iş yapıyor?” diye sordum.Ben masama doğru yürürken “Bu katın temizlik işleri onda,” dediğinde başımı onaylar anlamda salladım.“Başka çatlak var mı bilmemi gerektiren?” dediğimde sesli bir şekilde güldü.“Burada hepimiz çatlağız doktor,” dedi. Gitmek için geriye doğru bir adım attığında yeniden bana döndü. “Benden başkasıyla ilgilenmek zorunda değilsin, sen sadece benim için çalışıyorsun,” dediğinde başımı onaylar anlamda salladım. “Hayır, zorunda değilsin yanlış oldu. Benden başkasıyla ilgilenmeyeceksin. Evet. Doğru olan bu. Sana ağrılarıyla gelenlere aynen bunu söyle,” dedikten sonra bugüne kadar Saygın’ın yapmadığı bir şeyi yaptığını gördüm: Kapı kapattı.

Bölüm sonu

1 yorum