Güneş tam tepede olmasına rağmen bahar ayının ilk sıcakları tenimizi yakmıyordu. Afra'nın kapımı çalmasıyla mahallede koşup tüm arkadaşlarımızı çağırmış, o zamanlar oturduğumuzun apartmanın önünde toplanmıştık. Paralar birleştirilip köşe başındaki küçük bakkaldan abur cuburlar alınmış, apartmanın önündeki eski kamelyada birbirimizle şakalaşıp sataşarak ortaya açtığımız şeyleri yemiştik. Sağımda oturan Gurur sürekli sol kulağımın arkasına dokunarak beni gıdıklayıp hiçbir şey olmamış gibi etrafına bakarken göz göze geldiğimizde ikimiz de gülümseyerek önümüze dönmüştük.
İddialaşmalarla en uzağa koşanımız Gurur olmuştu. En iyi saklanan, en iyi bulan, koşan, kaçan, yakalayan... Yaşıt arkadaşları arasında her zaman en iyisi olmuştu ve bundan duyduğu gururu bir an olsun saklamayıp kendisiyle böbürlenmeyi seviyordu.
Her biri babalarının ve annelerinin işten gelmesiyle evlerine dağılırken en son Lara, Afra, Gurur ve ben kamelyada kalmıştık. Hırslı bir şekilde ikili ayrılmış evden indirdiğim, babamın özel tasarım olarak getirdiği Monopoly'i oynarken Taylan amcanın seslenmesiyle o tarafa döndük. Taylan amca ve yanında Lara'nın babası Burak amcayı gördükleri gibi kızlar onlara doğru koşarken parmaklarımın arasındaki zarlara sıkıca tutundum. Ben babamı neredeyse yedi aydır görmüyordum ve yeniden görmeme daha kırk dört gün vardı.
Taylan amca "Nasılsın kızım?" diye sorduğunda ona gülümserken gözlerim buğulanmıştı.
"İyiyim, siz nasılsınız?"
"Sağ ol, annen evde mi?"
"Evde,"
"Akşam yemeğine davetlisiniz, sakın unutma," dediğinde ona başımı salladım. Oğluna dönerken "Hadi gidelim Gurur," dediğinde yanımdan kalkarak babalarıyla birlikte yürürken ellerimdeki zarı ve paraları oyun tahtasının üzerine atıp onlar gözden kaybolana kadar kendimi tuttum. Köşeyi döndükleri anda kollarımı masanın üzerinde birleştirip kafamı gömerek gözyaşlarımı serbest bıraktım.
Neden babam böyle bir iş yapmak zorundaydı? Neden diğer babalar gibi her akşam evde olduğu bir işi yapmak yerine gidip aylarca dönmeyeceği, döndüğünde kendini alıştırıp yeniden bizi terk edeceği bir iş seçmişti?
Onun yüzünden kalbim acıyordu.
Her gidişinde bizi terk etmiş gibi hissediyordum.
"Patates," diye seslendiğinde Gurur'un sesini tanımıştım. Hızlıca masanın altından yanaklarımı silip ona gülümseyerek doğrulduğumda dümdüz çizgi halini almış dudakları ve ifadesiz suratıyla bana bakıyordu. Uzanıp parmaklarının ucuyla sol gamzemdeki çukurda saklanan gözyaşını silerken "Bunu saklayamamışsın," dedi.
"Sakladığım bir şey yok," derken dudaklarım kontrolüm dışımda titremişti. Bundan cesaret alan kirpiklerimden birer damla düşerken hızlıca onları yakalayıp sildiğimde Gurur uzanıp kollarını bana sardı. "Çok mutlu bir gündü, onun için," diye yalan söyledim.
"Ben varım burada, babanı özlediğinde bana sarılabilirsin," dediğinde sıcak kucaklamasına karşılık kollarımı beline dolarak başımı omzuna gömüp hıçkırıklarımı serbest bırakarak ağlarken o da annemin özenle bukleler verdiği saçlarımı okşuyordu. "Az kaldı, gelecek ve bütün yaz seninle olacak," diyerek teselli etmeye çalışıyordu.
"Neden? Neden bu işi yapıyor? Senin babanla birlikte çalışsa, Burak amca ile birlikte o da gelip beni kucaklasa ne olurdu? Neden yok? Neden toplantılarıma hep annem geliyor, beni okuldan babam almıyor? Neden canımı yakan çocukları annem azarlıyor? Neden sadece annem koruyor beni, babam nerede?" derken sık sık hıçkırıklar nefesim kesiliyor, boğazımdaki düğüm nefes almamı engelliyordu.
"Ben varım," dediğinde yüzüne baktım. Mavi gözleri hırsla parlarken ciddi bir şekilde kaşlarını çatmıştı. "Eğer ağlamayacağına söz verirsen seni her gün okuldan ben alırım, sana sataşan çocukları ben döverim. Veli toplantılarına gelemem ama her gün babamla ve Burak amcayla gelip sana ben sarılırım, eve götürürüm. Sırdaşın olurum. Sırlarını ben saklarım. Seni korurum, kollarım. Sana istediğin her şeyi öğretirim. Abi olurum. Baban olurum. Her şeyin olurum. Bir daha sakın ağlama."
"Söz mü?" diyerek ona serçe parmağımı uzattım.
"Gurur sözü!" diyerek serçe parmağımı tuttu.
Gece yarısı vakti eve geldiğimde tüm vücudum stresten gergindi. Saygın'la çalışırken bir yandan boks maçlarına maruz kalmak güzel anlar değildi. Oturup belgesel izlemeyi de isteyeceğimi düşünmüyordum.
Gurur'a öfkeliydi. Pek konuşmamıştık ancak konuşmamızı vurgulayan her cümlenin sonunda gözlerinde çakan kıvılcımlar hem beni ürpertiyor hem de... Merak ediyordum. İkisinin arasında ne olduğunu merak etmekten kendimi alamıyordum. Evet, Gurur her zaman pis oynayan taraf olmuştu ancak en başından bu yana idol aldığı ve bildiği her şeyi öğrendiği adama ihanet edecek de değildi. Evet, pis oynardı ancak Korateş o adamlardan biri olamazdı.
Ona ne kadar saygı duyduğunu biliyordum. Evet, her zaman rekabette en güçlü rakibi oydu ancak... Böyle değil. Gurur bu kadarını yapmazdı. Bir sebebi olmalıydı.
Saygın'la çalışmak yorucuydu, eve geldiğimde omuzlarım ağırlıktan çöküyordu. Bahçeye girdiğimde oturma odasının ışıkları açıktı, annem her zaman olduğu gibi ben gelmeden uyumamıştı.
İçeri girdiğimde doğrudan holde belirmişti "Beni beklemeseydin," derken ellerimi yıkamak için banyoya girdim.
Peşimden gelirken gözleri kısılmış, kollarını göğsünün altında bağlamıştı "Afra nasıl?" diye sorduğunda gözlerimi ellerime indirdim.
İyice ellerimi köpürtürken "İyi," diye mırıldandım.
Sessizliğine karşı aynada aksine baktığımda başını sallıyordu. Ellerimi kurulayana kadar da bu kafa sallama hali kaşları daha derin çatılarak devam etti. En nihayetinde ona soran bakışlarla döndüğümde "Gurur geldi," dediğinde annemin kelimeleriyle göğsümün ortasından vücudumun buz kesmesine sebep olan bir darbe almış gibi bedenimdeki tüm sıcaklık beni terk ederken boğazımı temizlemek istedim ancak bunu yapacak kadar bile gücüm yoktu. "Sormama gerek var mı yoksa ne dolaplar çevirdiğini anlatacak mısın?"
Banyodan çıkarken eşikteki annemin ateş saçan gözlerini görmezden gelmek mümkün değildi "Gurur gittikten sonra konuşsak," dediğimde benimle alay edercesine sesli bir şekilde güldü.
"Gurur gittikten sonra mı? Ne zamandan beri Gurur'dan bir şey saklıyorsun. Bana olduğu kadar ona da bir açıklama borçlusun!" derken gözleri arkam, salon kapısının eşiğinde dikilen Gurur'a kaydığında ona baktım. Kalın kollarını göğsünde güçlükle kavuşturmuş, çenesini havaya kaldırmış, standart kapılardan uzun olmasına rağmen kafasının üstü eşiğe değiyordu. Annemin sözlerine katıldığını belli ederek bana sorgulayarak bakarken histerik bir kahkaha attım. Sinir uçlarım gerilmiş, kopmaya ramak kalmış gibi hissediyordum.
Gurur'a dönerken "Anneme katılıyor musun?" diye sordum. Her an kopmayı bekleyen birkaç gergin telim vardı ve vereceği cevaba göre kopacak yahut daha da sağlamlaşacaklardı. Ona doğru bir adım atarken "Sen neyimsin benim? Arkadaşım mısın abim misin? Şayet ikisinden biri için bile abartı tavırların var," diye konuştum sıkılı dişlerimin arasından.
"Abartılı tepkiler veriyorsun, yaşananları hepimiz biliyoruz. Yeniden böyle bir aksilik...-" derken yeniden güldüm. Aksilik dediği şey benim yaşama, hayata tutunma çabamdı. Biraz genç olmaya, insanlaşmaya ve kalbimi başkala birine açmaya çalışmamdan ibaretti. Her zaman olduğu gibi ikisi hayatımın ortasına damlayıp bunu tek bir gecede enkaz yığınına çevirmişlerdi.
"Aksilik değil, sizin her boka burnunuzu sokmanızdan dolayı yaşanan büyük bir rezalet!"
Annem araya girerek "Yıllar öncesinden kalma bu şeyi mi konuşacağız hala?" diyerek aramıza girdiğinde Gurur çatılmış kaşlarının altından, yanaklarını dişlerinin arasına çekmiş çiğneyerek bana bakıyordu. Ona karşı hiç bu kadar sert olduğumu hatırlamıyordum, her zaman daha sevecen ve uysaldım ancak ne zaman ki Buse'yi sevdiği gerçeğiyle çarpışmıştım işte o vakit içim saf öfkeyle dolmuştu. Buradayım, diye bağırmak istiyordum ona. Buradayım beni sev, diye yalvarmak istiyordum. İsteklerim kursağıma dizildikçe ona sinirleniyordum.
Nefesimi sesli bir şekilde vererek merdivenlere yönelirken annem "Nereye gidiyorsun?" diye hiddetle bağırarak beni ikinci basamaklarda durdurdu.
"Cehennemin dibine," diye çıkıştım.
Kahverengi gözlerini bana büyütürken "Lema!" diye çıkıştı. İkimiz de birbirimize öfkeyle bakarken "Çantanı hazırladım, Edirne'ye gidiyorsun," dedi.
"Çok da fark etmedi," diye homurdandım. "Bilmem farkında mısın anne ama ben çalışıyorum,"
"Üç gün sonra sözleşmen sona eriyormuş zaten, rapor alırsın, işe gitmek zorunda kalmazsın," dediğinde bildikleri karşısında nefes almak istemiş ancak gözlerim Gurur'a çevrildiğinde nefesim boğazımda tıkanmıştı.
"Sen mi söyledin?" diye çıkıştım. Afra bazı konularda sandığımdan daha ketumdu ancak belli ki önemle altını çizmeme rağmen bu küçük iş maceramı Gurur'a anlatmakta sakınca görmemişti. Elbette Gurur da annem de aynı düşünceleri paylaştıkları için aralarındaki bilgi akışı kuvvetliydi. Öyle ki benim hakkımda karar verme işini birlikte sırtlanıyorlardı. "Yüzünü bile görmeye tahammülüm yok artık, çık git bu evden," diye bağırdığımda beni dinlemeden olduğu yerde dikilmeyi sürdürürken suratı aynı kaskatı ifadeye bürünmüştü.
"Benim evimde benim misafirime bağıramazsın," diye çıkıştı annem.
"Çok kıymetliyse al oğlun yap,"
"Oğlum zaten," diye bağırdığında sesi koridorda yankılandı. "Kıyafetlerini topladım ben, ufak tefek eşyalarını toplayıp on dakikaya aşağıda ol. Gurur seni götürecek. Tek başına gideceğini düşünmemiştin herhalde,"dediğinde açıkça mücadele etmek istemediğim için sözlerine takriben merdivenleri topuklarımı vurarak tırmanıp kapımı çarparak odama girdim.
Gurur'u seviyordum ancak böyle anlarda değil. Bazen dünyanın en rahat insanı olabiliyorken bazı anlarda annemle birlikte iki elini boynuma sarıp beni nefessiz bırakmaya çalışır gibi tepeme çöküyorlardı ve bu da o anlardan biriydi. Kaçmak istesem beni yakalar, bağırmak istesem sesimi bastırırlardı. Kötü bir niyetleri olduğunu düşünmüyordum, birisi annemdi diğeri çocukluğumdan bu yana sahip olduğum en korumacı insanlardan biriydi ancak bu güvende tutma telaşı nefesimi kesiyordu.
Böyle anlarda babam gibi olmak istiyordum. Onunla birlikte kaçarsam özgür olurdum. Biraz yanında kalır, ona dayanırdım ancak annem kadar üzerime titremeyeceğinin de farkındaydım. Ne kiminle birlikte olduğum umurunda olurdu ne de eve kaçta gelip ne iş yaptığım. Hayatımla ilgili verdiğim tüm kararlar sadece beni ilgilendirir, memnun etmem gereken bir elalem olmazdı.
Telefonu yatağın üzerine fırlatıp doğrudan kıyafet dolabıma yürüdüm, anneme karşı gelmek gibi bir seçeneğim olmadığı için boyun eğmek zorundaydım. Eşofmanımı çıkarıp bisikletçi taytıyla değiştirdim. Üzerimdeki kısa ve dar tişörtü üzerimden sıyırarak bol tişörtlerimin arasında kendime renginin hoşuma gitmesini beklediğim bir tanesini ararken kapı aralandı. Onunla birlikte içeriye dolan sert tıraş losyonu kokusundan kim olduğunu anlamam güç değildi.
Elime ilk gelen tişörtü göğüslerime bastırırken "İyice sosyal becerilerini kaybetmeye başlamışsın! Bana baksana! Ne ben dingoyum ne de burası benim ahırım!" diye bağırdığımda sesli bir şekilde nefesini verdi.
"Bikiniyle olmandan farkı ne?" diye homurdanırken ona gözlerimi büyüttüğümde gözleri bordo iç çamaşırımın yarı şeffaf kumaşının üzerinde dolaşırken ona sırtımı döndüm. "Gamze teyzenin haberi olduğunu düşündüm," dedi.
"Konuşmak istemiyorum," dedim parmaklarımın arasındaki tişörte tırnaklarımı geçirerek öfkemi çıkarmayı arzuladım.
"Konuşmadan bir şey çözemeyiz,"
"Çözmek de istemiyorum, Gurur. Son zamanlarda seninle hiçbir şey konuşmak istemiyorum,"
"Bilmeden seni kıracak bir şey mi yaptım?"
"Hayır," diye mırıldandım parmaklarımın arasındaki tişörte bakarken. Bana hediye ettiği kendi beyaz Rick and Morty'li tişörtlerinden biriydi. Ona kızgınken eğer onun verdiği tişörtlerden birini giyersem beni ciddiye almayacağını biliyordum. Tişörtü yeniden göğsüme bastırarak kıyafet dolabının açık kapağının arkasına saklanırken ona kaçamak bir bakış attım. Göz göze geldiğimde gerçekten endişeli ve bir o kadar da üzgün görünüyordu. Bu laf olsun diye sorduğu sorulardan biri değildi, gerçekten neyim olduğunu merak ediyordu. Aramızdaki ilişkiyi önemsiyordu ancak bana göre olan doğru kararlar veremiyordu. "Bu soruyu soracak kadar aptallaştın mı gerçekten?"
"Görüyorum," derken bana doğru bir adım attığında bir üst raftaki dar tişörtlerimden birini kaptım. En azından bunlardan biri Gurur'un olamayacak kadar küçüktü. "Ve ilk defa ne yapacağımı bilmiyorum, Lema. İlk defa seni beni nasıl affedeceğini düşünüyorum ve cevabını bulamıyorum."
"Beni rahat bırakabilirsin," diye homurdanarak ona sırtımı döndüm.
Tişörtün kollarını giyerken sırtımda hissettiğim sıcak vücuduyla tüylerim ürperdi. Bana yaklaşarak hafifçe havayı kokladı "Yine aynı adamın yanına mı gittin?" diye sorarken ortamın havası aniden değişmişti.
"Evet," derken tişörtü hızlıca boynumdan geçirip üzerimi düzelttim.
"Çok sık görüşüyorsun onunla, daha önce hiç gecenin bir vakti özel olarak gittiğin hastaların olmadı. Bu adamın farkı ne?"
"İyi para veriyor," dedim ona dönerken. Aramızdaki mesafe azdı, ona aşağıdan bakarken bana karşı acımasız duruşunu bozmadan yanaklarını dişlerinin arasına çekmiş dişleyerek üzerimde üstünlük kurmak istercesine bakıyordu.
"Senin paraya ihtiyacın mı var?"
"Evet, var! Herkes gibi benim de paraya ihtiyacım var, normal değil mi?"
"Ben sana ne kadar ihtiyacın varsa veririm, bu şekilde o adama gitmen hiç hoşuma gitmiyor. Hırlı mı hırsız mı it mi kopuk mu belli değil. Başına bir şey gelse ne olacak? Hayır. Söyle, ne kadara ihtiyacın var, hemen çıkarıp vereceğim," dediğinde dişlerimi gıcırdatarak ona baktım. Öfkeyle ona karşılık verdikçe daha da hiddetle sesini yükseltiyordu "Kaç ay ihtiyacın var o kadar paraya, söyle! Sadece söyle bana, bir ay mı beş ay mı on yıl mı? Sonsuza dek mi? Ben veririm sana!" Evet, hayatıma müdehale etme hakkını kendinde bulmuş, kazanmıştı ve ben de kendimi geri çekerek ona bu hakkı altın tepside vermiştim ancak o kadar da değildi.
Daha şimdiden bu kadar sinirleniyorsa çalıştığım hastanın Saygın olduğunu öğrense muhtemelen küçük kıyameti yaşatırdı.
"Bir de metresin de yap bari!" diye homurdandım. İkimiz de öfkeliydik, burnumdan solurken onunla yeni bir tartışmaya girmek istesem de gözlerimi üzerine dikerek dudaklarımı sımsıkı birbirine yapıştırdım.Kaçmayacaktım. Kaçarsam üzerimde daha fazla hüküm sürerdi. Onun çizgisi buraya kadardı, her şeyimi kısıtladıktan sonra ne çalışıyor olmama ne de kazandığım paraya karışamazdı.
İkimiz de birbirimize dişlerimizi gıcırdatarak bakarken telefonum çalmaya başladığında aynı anda yatağın üzerindeki telefona baktık. Siyah ekranda beliren S ismi kalbimin aniden kilometrelerce koşmuş gibi hızlanmasına sebep olurken telefonuma doğru uzandığımda Gurur benden önce davranarak telefonu yatağın üzerinden almıştı.
"Kim bu? Yanından geldiğin hastan mı? Neden seni bu saatte arıyor?" diye sorarken ben telefonu almak için üzerine yürüdükçe odanın içinde geriye doğru adımlayarak benden kaçıyordu. O telefonu açar da karşı taraftan Saygın'ın sesini duyarsa, işte o zaman kıyamet kopardı.
"Ver telefonu," diyerek almak için eline doğru zıpladım ancak benden fazlasıyla uzundu. "Gurur, lütfen. Bazı şeyleri abartıyorsun. Sadece hastam,"
Üzerime doğru eğilirken "Neden bu kadar panikledin o zaman, Lema? Neden telefonu açmamdan korkuyorsun? Açsam telefonu, duşta olduğunu ve çıkınca arayacağını söylesem hastan için ne değişir?" diye sorarken dişlerinin arasından konuşuyordu.
Aramızdaki mesafeyi parmaklarla ölçülecek kadar aza indirip çenemi kaldırarak başımı hafifçe eğip mavi gözlerine baktım"Ne değişmesini istiyorsun?" diye sordum.
Gözleri yüzümde sanki başka yere bakmamak için çaba harcıyormuş gibi dolaşırken çatılmış kaşları daha da derinleşiyor, gözlerine gölge düşürdüğü için maviler daha da koyu renge bürünüyordu. Dişlerinin arasında yaraladığı yanaklarını serbest bırakırken şakaklarındaki kaslar dalgalandı ve yavaşça yutkundu.
"Bilmem, ne değişiyormuş bir görelim," diyerek telefonu açıp kulağına götürürken aynı anda elindeki telefona vurdum.
Telefon elinden kayıp kapıya doğru savrulurken daha yere düşmeden "Nefret ediyorum senden!" diye çığlık attım. Açacağı telefonu unutması, geri dönüp ısrarla konuşmayı sürdürme isteğinin dinmesi için daha büyük bir olay çıkarmam gerekiyordu. Onu yaralamalıydım. Şimdi sözlerimle açacağım yaraları yarın tamir edebilir, unutabilir ve hiçbir şey olmamış gibi devam edebilirdik.
Ama eğer o hattın diğer ucunda Saygın'ın sesini duyarsa biz eskisi gibi olmazdık.
Parmakları yabani hayvanları yakalayan kapan gibi çenemi kavrarken burnundan soluyordu "Ne dedin sen?" diye sorarken üzerime doğru adımladıkça ondan geriye doğru kaçıyordum.
"Senden nefret ediyorum," derken sanki konuşmamı dindirmek istercesine parmakları çenemi daha da sıkıp sesimi alçaltıyordu.
Beni duvarla arasına sıkıştırdı, bacağı bacaklarımın arasından duvara yaslanmış güçlü vücuduyla beni sıkıştırırken alnını alnıma yaslayarak sertçe nefesini verdiğinde sıcak his üzerimden kaydı. Çenemi kavrayan parmakları gevşerken "Üçüncü kez söyleyemezsin," dedi. Yüzümde dolaşan gözleri ağır ağır dudaklarıma kayarken "Bir kez daha benden nefret ettiğini söyleyemezsin çünkü doğru değil," dediğinde güçlükle yutkundum. Haklıydı. Ben onu ne kadar tanıyorsam o da beni tanıyordu.
Kollarının arasından kaçmak için çırpınırken "Bırak beni," dediğimde onu iten ellerimi yok sayarak kollarını belime sarıp vücudunu vücuduma yaslayarak bana sarıldığında yanaklarımız birbirine yaslanmış, dudaklarımızın arasında sadece milimler vardı. Sıcak tenini, nefesini ve dudaklarının hissini yanağımda hissediyordum. Ona kızgın olmam, reddetmem ve aramıza bir sınır çizmem gerekiyordu ancak yapamıyordum.
Ne kaçabiliyordum ne de yaklaşabiliyordum.
Göğsüne sabitleyerek ittiğim kollarım pes ederek yukarı doğru tırmandı. Kollarımı boynuna dolayarak aramızda tek bir santim boşluk kalmasın diye daha sıkı sarıldığımda derin bir nefes aldı.
"Affet beni," diye fısıldarken dudakları yanağıma değiyor, her kelimesinde beni tutan kolları daha da sıkılaşıyordu. "Benim için öyle kıymetlisin ki bir gün yeminimi bozarım, seni koruyamam diye korkuyorum," dediğinde geri çekildim.
"Çocuktuk, artık büyüdük. Sen yeminini bir an olsun bozmadın ama artık aynı değiliz. Hayatlarımız ayrıldı. Senin farklı...-"
"Yok, Lema. Benim senin dahil olmadığın bir hayatım yok ve senin hayatında da dahil olmadığım bir an istemiyorum," dediğinde göğsümün ortasındaki sıcaklık canımı yakacak kadar dehşet verici bir hızla artmıştı. O an gözüm öylesine kör olmuştu ki sıcak vücutlarımızı ayırmak yerine daha fazla ısınmasını, yanmasını ve kül olmasını istiyordum. Çenemi kaldırdığımda dudaklarımız hayalet bir his gibi birbirine dokundu. Ateş karnımı yakarken Gurur parmaklarını ensemdeki saçların arasına geçirerek beni kendine çekip başımı omzuna yaslandığında utançla titredim.
Ben daha fazlası olmak istiyordum ancak o istemiyordu.
"Yeminimi bozdurma bana, Lema," diye fısıldadı kulağıma.