İçeriğe geç

Köprüdeki Hayalet

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Köprüdeki Hayalet

Bölüm 2

Mevsim kıştan yaza dönmüş, doğa kendini muhteşem bir yeşilliğe boyamıştı. Yaradan ne güzel yaratmış, çiçekler, böcekler, kelebekler etrafa güzellik saçıyordu. Babam çağırdı ve yaylada ki tarlamızın sulama zamanı geldiğini ve bu yüzden yaylaya gitmem gerektiğini söyledi.

Yayla, yılın bu zamanında muhteşem olurdu. Can attım gitmek için ve ertesi gün, yiyecek ve içeceğimi de yanıma alarak yola çıktım. Oldum olası, şarkı söylemeyi çok severdim. Şarkı, türkü ne gelirse aklıma söyleyerek neşe içerisinde yaylanın yolunu tuttum.

Yaya olarak geldiğim için yol uzamış ve günün neredeyse yarısı bitmişti. Yola çıkarken hava hafif bulutlu idi fakat bulutlar artmaya başlamış her an için yağmur yağabilir gibiydi. Yol yorgunu olduğumdan, tarlanın üzerine suyu verip, odaya geçtim.

Uyku çökmüştü gözlerime, uyumak üzereydim ama aniden uykum dağıldı ve nereden geldiyse çocukken yaylada yaşadığım bir olay geldi aklıma.

Aklıma gelen şey yüzümü değiştirdi. Sanki o anı yaşamışım gibi hissettim. Babam, köye ekmek getirmeye gitmişti. Ablam ile bizde ot kaldırıp eşekle çatmaya taşıyorduk. Otu indireceğimiz yere yaklaşmıştık ki ayağım aniden tökezledi. Takılıp yere düştüm. Bir an toparlanmaya çalışırken, eşek üzerinde taşıdığı otlarla, üzerime atlamış ve boynumdan ısırmaya başlamıştı.

Bir an neye uğradığımı anlayamadım. Küçük olsamda cesaretliydim. Boynumu ısırmaya çalışan eşeğe doğru zor bela dönerek, eşeğin alnına bir yumruk çaktım. Eşek yediği yumrukla beni bırakmış fakat ablam feryadı bırakmamıştı.

Sanki o anı yaşıyormuş gibi kan, ter içinde kalmıştım. Saate baktım. Saat oldukça geç olmuştu. Biran eşeği kapıya otlaması için bağladığımı hatırladım ve tüylerim ürperdi. Uzandığım yerde uykuya dalmış olmalıyım ki yağmurun yağdığını dahi fark etmemişim.

Kapıyı açtığımda yağmur o kadar şiddetli yağıyordu ki neredeyse göz gözü görmüyordu. Nasıl uyudum bu kadar saat? Ormanın dibi. Ya hayvanı kurt yemişse diye korktum. Saatte neredeyse gece yarısına gelmişti

Fenerim bile yoktu. Üstelik eşeğin rengi de siyah ve etraf da oldukça karanlıktı. Şırıl şırıl yağan yağmurun altında etrafa bakarak, eşeğin yerini belirlemeye çalıştım.

Sanki ileride, evet, evet eşek oradaydı. Bulmuştum onu. Sevindim. Belirlediğim istikamete doğru ilerledim. Kendi kendine söyleniyordum. Allah'tan hayvana bir şey olmamış derken eşeğin yularından tutup çekmek istedim.

Fakat eşek sandığım şey birden değişti. Korkudan ne yapacağımı bilemez bir durumda kendimi eve doğru koşarken buldum.

Daha yaşım küçüktü korkmuştum. Can havli ile kendimi odaya atıp, kapısını hızla kilitledim. Öylesine korktum ki korkudan rengim attı. Tir tir titrerken bir yandanda bildiğim duaları okuyordum.

Sabaha yakın uykuya dalmışım ama uyumadan önce daha önce bu kadar korktum mu diye düşününce aklıma çocukluğumda yaşadığım oldukça ilginç bir olay geldi.

Köydeki bağdan dönüyordum. Yanımda çok sevdiğim ineğimiz de vardı. Yokuş yukarı, ineği götürüyordum. Yolda giderken, bir miktar yağmur çise attı ve tam da o sırada çok yakınımızda bir gökkuşağı belirdi.

Tam da o esnada inek de gökkuşağını gördü ve öyle korktu ki çifteler atmaya başladı. Atmış olduğu çiftelerden bir tanesi bacağıma isabet etmişti ve çok canım acımıştı ama işin garip tarafı inek, çıldırmış gibi kaçmaya başlamıştı.

O son sürat kaçarken ben acı içerisinde topallayarak, ineğin arkasından gidiyordum. Bir taraftan da Ağgül gel kızım gitme diye ineğin arkasından sesleniyordum. İnek çağırmalarıma hiç aldırış etmemiş ve yolun epey aşağısında kalan bağlık alana kaçmıştı.

Ağlamaya başladım. Etrafta yardım isteyebileceğim kimse yoktu. Ağgül kızım diye bağırıyor, çaresizce etrafa bakınıp, ineği arıyordum. Araya araya nihayet buldum ama işin tuhaf tarafı inek kafasını tilki yuvasına sokmuş, çıkarmıyordu.

Kafasını çıkarsın diye çok zorlasamda bir türlü çıkarmak istemiyordu. Bir inek gök kuşağından bu denli korkar mıydı? Doğrusu şaşılacak bir şeydi.

Saatler geçmesine rağmen, inek sanki inat etmiş, kafasını tilki yuvasından çıkarmıyor bende ineğe bir şey olur korkusu ile onu bırakıp gidemiyordum.

Hava kararmaya başlamıştı. Yaşım küçüktü. Bu nedenle korkmaya başlamıştım. Tek tesellim, eve gitmediğimi ailemin fark ettiğinde arayacak olmaları idi.

Karanlık bastırıyor ve beni bir ürperti kaplıyordu. İnekte halen kafasını soktuğu tilki yuvasından çıkarmamıştı. Bir ses kulağıma gelir gibi oldu.

_ Seçkin. Ses ablamın sesiydi. Sesini duyunca çok sevindim ve;

_ Abla buradayım diye ağlama ile karışık seslendim. Bulunduğum yeri fark etmiş, koşarak bir solukta yanıma gelmişti.

_ Kadem ne oldu dedi? Bende;

_ Abla, bağdan ineği otlatarak getiriyordum. Bir anda bir gökkuşağı ortaya çıktı. İnek te onu gördü. Öyle korktu ki çifte atmaya başlayarak, aşağı doğru kaçtı. Çiftesi ile de bana da vurdu deyince ablam bacağıma baktı morarmıştı. Ablam;

_ Acıyor olmalı diyerek sözüne devam etti.

_ Evet abla çok acıyor dedim. Ablam da

_ Eve kadar dayanabilecek misin? Bende;

_ Dayanmaya çalışacağım dedim, ablamda;

_ Seçkin inek ne tarafta? Dedi. Öne geçerek ablamı ineğin bulunduğu yere götürdüm. Ablam;

_ Hayret edilecek şey, ne kadar korkmuş bu hayvan. Ağgül kızım diyerek ineğin sırtını sıvazladı. İnek halen kafasını soktuğu yerden çıkarmamaya inat ediyor ve ineği bağlaya bileceğimiz bir ipimiz de bulunmadığından, ablam elbisesinin kemerini çıkarıp ineğin boynuzlarına bağladı ve ikimiz birlikte ineğin kafasını sokmuş olduğu delikten zor bela çıkarmayı başardık ve inek önde biz arkada evin yolunu tuttuk diye düşünüyorken dışarıdan eşek anırma sesi geldi.

Hemen pencereden kapıya baktım. Gün ağarmış, ortalık aydınlanmıştı. Allah’tan da eşeğe bir şey olmamış, diye düşünerek korka korka kapıyı açtım ve eşeğide alarak hızla köyün yolunu tuttum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.