Arkadaşıyla arasında bir yaş olmasına rağmen onunla çok iyi anlaşan Seçkin, kalabalık bir ailenin afacan çocuğuydu. Köylülerinden biri dağdan kaçan öküzlerini bulmuş ve bir evin ahırına kapattığını babasına söyleyince, babası öküzü getirmeleri için oğlunu ve arkadaşını köyün yaylasına gönderdi.

Arkadaşıyla yaylaya çıktıktan sonra öküzün kapatıldığı ahırı bulan Seçkin, hayvanı oradan çıkararak kendi ahırına kapattı ve arkadaşına "Yalçın istersen bu gece burada kalalım. Karaoğlan yoruldu. Zaten biz de yorgunuz, üstelik havada bozuk, her an yağmur yağacak gibi" deyince Yalçın kabul etti ve "zaten sizin bu yayla çok güzelmiş" dedi.

Çay demlemek için ocağı tutuşturan Seçkin, çayın suyunu kaynattıktan sonra, çayı demledi ve sofrayı hazırlayıp Yalçın'ı sofraya çağırdı. İştahla çaylarını içen delikanlılar, bulundukları yere yakın bir yerden çok şiddetli köpek sesi gelmeye başlayınca, endişe ile birbirlerinin yüzlerine baktı. Şiddetli köpek havlamasını duyan gençler, muhakkak yırtıcı bir hayvan geldi diyerek sofrayı olduğu gibi bırakıp odaya kaçtı. Uzun süre havlayan köpeğin ayıya mı, kurda mı yoksa domuza mı havladığını evin dışında ışıklandırma olmadığından, göremeyen gençler, dışarıya çıkmak istemiyor, odanın içinde korku içerisinde bekliyorlardı. Uzun zaman sonra ses kesilince, tamam köpek ne geldiyse kovaladı deseler de yine de korktuklarından sabaha kadar, gözlerine uyku girmedi. Uyuyamamışlar, sabahı dar etmişlerdi. Sabah olunca birkaç lokma atıştırdıktan sonra ortalığı toplayan Seçkin, arkadaşına, "yol uzun, anca gideriz. İstersen yola çıkalım, geceye kalmayalım" dedi ve kısa süre içerisinde yola çıkan gençler, konuşa konuşa uzun bir mesafe yol aldı. Fakat yol uzun olduğundan hayvan yoruldu. Geceye kaldıklarından da hava kararmaya başladı. Arkadaşı ile neşe içinde ilerleyen Seçkin, şarkı, türkü söyleyerek ilerliyordu. Her şey sorunsuz, hayvan da gayet uysaldı. Köye girmelerine de az kalmıştı. Arkadaşına, "şu köşeyi döndük mü, köye girdik sayılır" dedi ve yürümeye devam edince önlerine bir köprü çıktı. Köprüden geçecekleri sırada, hayvan huysuzlaşmaya başladığından, köprüyü geçmek istemedi. Hayvanı köprüden geçirebilmek için ipini tutup çekiyor, ilerlesin diye itiyor olmalarına rağmen yerinden dahi kımıldatamayınca, ikisi de telaşlandı. Ne olmuştu ki bu hayvana şimdi? Hayvanı geriye götürünce gidiyor ileri çekince gitmiyordu. Garipti. Geçmek istedikleri köprünün altından su akıyordu. Acaba suyun sesi mi korkutmuştu hayvanı? Bu yüzden mi geçmek istemiyordu köprüden? Gece iyice ilerlemiş durumdaydı. O kadar karanlıktı ki geceyi aydınlatan tek ışık yıldızlardı. İşin içinden çıkamayınca, gömleğini çıkarıp hayvanın gözlerine bağlayıp, ipinden çekseler de yine de gitmiyordu hayvan. Tam da bulundukları yerin yakınlarında eski terk edilmiş bir değirmen de vardı. Büyükler böyle yerlere dikkat edilmesi gerektiğini söylerdi. "Bu işte bir iş var" dedi Seçkin. O sırada hayvan hırçınlaşmaya başladı. Garip sesler çıkarıyor ve sanki bir tehlike sezmiş gibi hareketler yapınca, ikiside korkmuştu. Hayvanların altıncı hislerinin kuvvetli olduğu söylenirdi bu nedenle telaşla etrafa bakınmaya başladılar. Zira bulundukları yer ormana yakındı, ayı da kurt ta gelebilirdi. Biranda çığlık atmaya başlayan gençler, köprünün diğer başında bir çift gözün kendilerine baktığını fark ettiler. Zifiri karanlık köprünün diğer tarafını görmeyi zorlaştırdığından, köprünün diğer tarafında gördükleri şeyin tam olarak ne olduğunu anlayamadılar. O şey, her ne idi ise tek şansları, köprüyü geçemiyor olmasıydı. Korku ile yere eğilmiş, taş arıyorlardı. İkisi de karanlıkta bulabildikleri taşları, ne olduğunu bilmedikleri yaratığa fırlatmaya başladı. Yaratık kaçmıyor tersine sanki daha da sinirleniyordu. Gördükleri şey, her ne ise korksun kaçsın diye çok miktarda taş atsalar da gitmeyince onlarda "yok bu başka bir şey. Hayvan olsa şimdiye çoktan kaçmıştı. Gel dua edelim" diye karar aldılar ve korku içinde duaya sarılıp okumaya başladılar. Öyle ya dua müminin silahıydı. Okudukça köprünün öteki başında ki her ne ise uzaklaşıyor, bir an sussalar, yeniden geri geliyordu. Bu durum, içten içe tedirgin ediyor ve içlerinde şiddetli bir korku hissettirince; yardım edin! Yardım edin! diye çığlıklar atmaya başlasalarda bu ıssız yerde kimse seslerini işitmiyordu. Saatler olmuştu ve korkudan açlıklarını bile unutmuşlardı. Yalçın birden heyecanla bağırdı. "Seçkin telefonum çalıyor." Telefon arama yapmadığından kimseyi arayamayan gençler, sevinç çığlıkları atmaya başladı. Arayan, Seçkin'in arkadaşının annesiydi. Acele yardım isteyince, Yalçın'ın annesi, Seçkin'in babasına haber vermiş, o da hemen bir taksi tutmuş geliyordu. Yalçın ile birlikte uzaktan görünen araba farlarını görünce sevinerek "kurtulduk" diye çığlıklar atmaya başlamışlar, birkaç dakika içerisinde, taksi gelince de hızlı adımlarla, soluk soluğa taksinin olduğu yere gitmişlerdi. Korktukları belli olan çocukları, Seçkin'in babası taksiye bindirdi. Taksi önden, baba hayvanla arkadan ilerleyerek eve varınca aralarında ne olabilir ki gördüklerimiz diye hararetli bir şekilde konuşurken Seçkin'in yeğeni, "ne olacak tabi ki hayalet" diyerek korku dolu gözlerle, ağlaya ağlaya içeri kaçtı.