İkizleri gören grubun yüzünde kısa süreli bir şaşkınlık oluşmuştu. Anne ve babaları gibi onların da farklı kişiler olma ihtimali vardı. Tabi, aynı kişiler olsalar bile ikizlerin kendilerini pek sevmediklerini baza alınca bulundukları durum hiçbir türlü hoş değildi.
"Siz, ne-" diye başlayan Arın, cümlesinin devamını getirmeye kalmadan gülerek kafasına atlayan Toprak ile susmak zorunda kalmıştı. Sarışın oğlan sanki hızla çürüyen ahşap parkeler ve artık çatlaklar oluşmaya başlayan duvarlar yokmuş gibi neşeli gözlerle Alpay Bey ve Ilgın Hanım’a bakıyordu. "Kusura bakmayın amca, bir şaka planlanmıştık da Arın abinin olayı bu kadar ciddileştireceğini düşünemedik."
Arın olaya anlam vermez bir biçimde toprağı üstünden ittirdi. Ne şakasından bahsediyordu?
İttirildiği için az daha yere yapışacak olan çocuk, sakin ol şampiyon, dercesine ellerini kaldırdı. Ardından kollarını kavuşturup tripli bir tavırla Ilgın’ı işaret ederek "Kafayı yemiş gibi davranmayı bence artık kes be Arın abi, ha yengeme kalp krizi geçirtmek istiyorsan buyur devam et diyeceğim ama… Bu dünyaya bir Ilgın Kraliçe daha gelmez hatırlatırım."
Ilgın Hanım çocukların yüzlerine dikkatlice bakarak derin bir nefes alırken ahşabın çürüyüp delinmeye yüz tuttuğu duvarların yavaş yavaş eski haline dönmeye başlamasıyla Umay, daha da büyük bir korkuyla ablasının eteğine sıkı sıkı tutundu.
"Siz sabahtan beri o yüzden mi öylesiniz?" Siyah saçlı kadın, sorusunun ardından elini göğsüne götürerek kızgın bir gülümsemeyle Toprak'ın alnına vurdu. "Seni var ya seni. Çocuklarımı nelere alet ediyorsun?"
Onun ardından Arın'ın yanaklarını sıkarak "Ödümü kopardınız yahu." dedi.
Toprak tatlı bir gülümsemeyle arkasındaki ikizini işaret ederek "Yenge cidden plan Ateş'e aitti. Yani tamam, fikir benden çıkmış olabilir ve herkesi de ben ikna etmiş olabilirim ama... Bence Ateş, işin bu kadar ciddi olmasına sebep verdi." diyerek kendisini savundu.
Mutfaklarının duvarlarındaki çatlaklar hiçbir şey olmamış gibi Arın'ın ayaklarının dibine kadar gerisin geri kapanırken oğlan annesinin, yüzünde o ana kadar hiçbirinin görmediği türden tatlı bir gülümseme olan Ateş'in de alnına vurmasını izledi. Etrafında olanları görmüyorlar mıydı?
Ateş daha "Ilgın abla gördüğün üzere üstüme iftira atılıyor." demeye kalmadan, Ilgın Hanım "Hiç masum meleği oynama beyefendi, seni de biliyoruz." diyerek cevabı yapıştırdığı gibi ellerini beline koyarak kocasının yanına gitti ve bu sefer samimi bir gülüşle masayı gösterdi. "Gelin oturun bari. O kadar geldiniz, aç göndermek olmaz."
"Yemin ederim en sevdiğim yengemsin Ilgın abla." diyerek mutluca sofraya çöktü Toprak.
Onun hemen arkasından rahatlamış gibi görünen Alpay, oğlanın saçlarını karıştırarak masanın başına geçti. Arın'a kırgın gibi görünse de konuyu uzatmak istememişti. "Tek yengenin Ilgın olduğu gerçeğini görmezden geliyoruz o zaman." diyerek gülümsedi.
Minikler büyük bir şaşkınla hâlâ az önce gördüklerinin şokundan çıkamamış Gökçe'nin arkasında saklansa da Ateş'in, kendine gelmesi için ona hafifçe omuz atmasıyla hepsi hâlâ gözlerinde parlayan o büyük korkuyla yerlerine oturdular.
"Pek de uyum sağlayabilecek gibi durmuyorlar. Her an evreni çökertme ihtimalleri var." Ateş dışarıdan gören birinin muhtemelen yine bir haylazlık planladıklarını düşündürecek minik bir kıkırtıyla bunu ikizinin kulağına fısıldarken ortada duran menemenden tabağına almayı da ihmal etmedi. "Hızlıca yiyip gidelim."
Toprak ise omzumu silkerek "Zaman bol değil mi? Ben bu sofrayı acele getiremem." dedi. Tabağına her şeyden doldururken çoktan, bunları erken bitirirse ikizininkilere de çökme planlarını yapmaya başlamıştı.
Onların bu rahat tavrının aksine "Ne oluyor?" diye başını ovuşturarak sordu Arın. Çatlaklar ve çürüklerin tamamı neredeyse yok olmuştu. Ancak kendileri hariç zaten kimse bu çatlakların farkında değilmiş gibi davranıyordu.
"Menemen bitiyor. Tabi, yemeyeceksen senin hakkını da alırım." ortadaki tavayı göstererek oğlanı cevapladı Toprak.
Gözlerini deviren Ateş, istemsizce gülümseyerek kardeşinin tabağındaki zeytinleri alarak "Ben olsam Toprak tüm masayı süpürmeden önce yerdim." dedi. Miniklerin hâlâ boş boş önlerine baktıklarının farkındaydı. Pekâlâ… Onlar için travmatik için bir deneyim olabilirdi. Ateş için değildi ve her türlü bu, bir an önce kendilerine gelmeleri gerektiği gerçeğini değiştirmiyordu.
"Yemekten sonra dondurmacıya götürecektin Arın Abi. Borcun var." Dedi neşeyle. Ardından tatlı bir gülümsemeyle "Çabuk bitirin de gidelim." diye ekledi.
"Fazla geç kalmayın, siz de öyle." dedi Alpay, son cümleyle gözlerini ikizlere çevirerek.
Toprak ağzına tıktığı ekmeği yutarken uslu bir çocuk edasıyla gülümseyerek cevapladı. "Bizi uyarmana bile gerek yok Alpay amcacığım. Son sefer sadece teknik aksaklıklar yaşandığından öyle olmuştu. Yoksa bilirsin, biz her şeyi zamanında yapan uslu çocuklarız içimizde."
"Çok içinizde herhalde, biz hiç göremediğimize göre." diye gülümsedi Ilgın Hanım. Yanağının yanındaki minik gamze ortaya çıkmış, yeşil gözlerini henüz dokunmadıkları kekin üstüne dikmişti. "Giderken bunu annenize götürün olur mu?"
Ateş gözlüğünü burnuna ittirerek onu onaylarken Umay hâlâ Güney'in koluna tutunmuş biçimde, diğer herkesten kaçınmaya devam ediyordu.
Toprak, Ateş, Ilgın ve Alpay hariç geri kalan beşli neredeyse tabaklarına dokunmadıkları için yemek faslı fazla uzun sürmeden son bulmuştu. Elbette bu, Ilgın ve Alpay'ı çocukların sabahki şakanın yanı sıra cidden hasta olduğu düşüncesine de itmişti. Bu yüzden anca, Ilgın'ın çocukları birkaç lokma almaları için ikna etmesinden sonra dışarı çıkabilmişlerdi.
"Dondurma için söz verdiğimi sanmıyorum." dedi Arın. Dışarı çıkana kadar sessiz kalmasındaki tek sebep o evden ayrılabilmek için bir fırsat bulmuş olmasıydı. Duvarlara ve zemine olan şey her neyse, sadece kendisinin gördüğü bir halüsinasyondan ibaret olmadığından emindi.
"Onu oradayken diyecektin, sessiz kaldığına göre artık söz vermiş sayılırsın." diye omzunu silkerek cevapladı Toprak. Arkasındaki beşlinin gergin tavırlarını görmüyor gibi mutlu mutlu ikizinin yanında zıplıyordu.
Ateş gözlerini devirse de hafifçe gülümseyerek onun alnına vurup çıkmadan önce Ilgın Hanım'ın eline tutuşturduğu kek tabağını rastgele bir banka bıraktı. "İlk geldikleri evreni birkaç dakika içinde neredeyse parçalama başarımında bulundukları için bence bizim onlara dondurma almamız lazım."
Toprak zıplamayı bırakırken kaşlarını kaldırarak ikizine baktı. Ardından gözlerini arkasında, kendilerine anlamaz veremez bakışlar atan beşliye çevirdi. Sonra tekrar ikizine döndü. Ve en sonunda dramatikçe kendini az önce ikizinin keki koyduğu banka bırakarak "Evrenin mahvolmasını önleyen benim, dondurmayı ısmarlayan yine benim... Nerede bu adalet be kekcik?" diye üzgünce mırıldandı.
Sonrasında o an fark ettiği şeyle kaşlarını kaldırarak "Bunu eve götürmeyeceksen ben yiyeyim mi?" diye hevesle sordu.
Gözünü hâlâ neler olduğunu kavramaya çalışan beşlinin üstünde tutsa da bir anlığına kardeşine dönerek "İstiyorsan ye. Sonuçta bu evrenin Ateş ve Toprak'ının sorunu." dedi omzunu silkip.
Ardından kollarını esneterek "Çoktan soru sormaya başlarsınız diye düşünmüştüm." dedi. Lafının kime olduğu belliydi.
"Ne evreni?" dedi Arın, oğlanın cümlesiyle şoktan anca çıkabilmiş bir şekilde.
Onun hemen arkasında ikizlerle bakışan Gizay, merakla başını yana yatırıp "Harbi aynaların içinde geçit mi varmış? Ben demiştim." diye mırıldandı. Bulundukları durum onu da korkutsa da kendince haklı çıkmış olmak çocuğu mutlu etmişti.
"Aynaların içinde geçit mi varmış?" Ateş kaşlarını çatarak "Dün gece uyumadığınızı varsayıyordum." dedi. Evet, Gizay'ın lavabo aynasına yaptığı deneyi biraz farklı değerlendirmişti.
"Uyumadık…" Kömür saçlı kız, ablası ağzını kapatamadan sessizce söylemişti bunu. Gökçe hâlâ ne Ateş'e ne de Toprak'a güveniyordu. Sonuçta neler döndüğünü bilmiyorlardı, değil mi? Belli ki onlar biliyordu. Özellikle ikisi de bu kadar sakin gözükürken kendilerinin burada olma sebebinin onlar olmadığı ne malumdu?
Onların panik dolu tepkilerine karşılık Toprak, daha yeni eline aldığı keki banka bıraktı. Yavaş adımlarla yeniden ikizinin yanına geçerek kolunu onun omzuna attı. Sonrasında sakin bir tonda konuştu, "Öyleyse artık şunu bir açığa kavuşturalım. Bir şeylerin yanlış olduğunun zaten farkındasınızdır..."
Gözlerini çevrede gezdirdikten sonra yeniden beşliye dönerek cümlesini bitirdi. "Bunun sebebi, şu an farklı bir evrende bulunuyor olmamız."