İçeriğe geç

Köprü

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Köprü

Bölüm 2

1. Bölüm

Hayranlıkla yanlarından geçtikleri evleri izlerken ağzından "Vay canına." sözcükleri kaçtı yeşil gözlü minik oğlanın. Kolay etkilenen biri değildi Güney, buna rağmen onları yeni evlerine götüren siyah arabanında onunla geçtikleri caddelerin zengin mimariside dikkatini çekmeyi başarmıştı.

"Burada mı yaşayacağız?"

"Güzel, değil mi?" dedi Arın gülerek. Amcalarının durumunun bu kadar iyi olduğunu kendisi de bilmiyordu.

Ancak abilerinin hevesli tavırlarının aksine, yola bakmayı katiyen reddeden minik çocuk kollarını kavuşturarak “Ben evimizi seviyordum." diye mırıldandı. Eğer amcası onları yanlarına almasaydı, çocuk esirgemeyi boylayacaklarından bihaber olduğu için taşınmak ona mantıksız gelmişti. Evlerinde anne babasıyla ilgili bir sürü anısı vardı ve bu anıları da kaybetmeyi istemiyordu.

Güney, erkek kardeşini izleyerek hiçbirinin üstünü başını dağıtmaması için büyük bir uğraş veren ablaları Gökçe'ye çaktırmadan ona bir şeker uzattı. Anne babaları gittiğinden beri küçük çocuk çok mutsuz ve hareketsiz gözüküyordu. Ve Güney her ne kadar öyle gözükmese de iyi bir abiydi.

"Ama babam da burada büyümüştü biliyor musun Gizay?" Dedi Umay, minik oğlanın dikkatini çekebilmeyi umarak.

"Öyle ama sen bunu nereden biliyorsun?" diye soran ablasınaysa o kendisini onaylayana kadar hiçbir şey bilmediğini söyledi.

"Ben babamızın yaşadığı yeri istemiyorum, babamızla yaşadığımız yeri istiyorum..."

Gizay burnunun yeniden sızlamaya başladığını hissetmesiyle göz temasını kesmek adına başını cama doğru çevirdi. Ancak o zaman gerçekten de kardeşlerinin hayran olduğu ve anca gazetelerde gördüğü o evleri fark edebilmişti. Yollar bile kırsal kesimde olduğu gibi taşlı ve tümsekli değil, pürüzsüz ve düzgündü. Birçok eve, ev demek bin şahit istiyordu çünkü çoğu bir malikane büyüklüğündeydi.

"Annemler alışverişten döndüğünde aldıkları atıştırmalıkları hatırlıyor musun? Buradan alıyorlardı. Yani tabi, tam olarak burası değil ama burası da şehir merkezi sonuçta." Arın gülerek kardeşinin saçını karıştırdıktan sonra çocuğun kulağına fısıldadı. "Diğerlerine söylemezsen ikimiz daha fazlasını alabiliriz bence."

Gizay somurtmaya devam etse de atıştırmalık sözünü duyunca gözleri hafifçe açılmış ve yeniden abisine dönmüştü. Pekâlâ, hâlâ eski evlerini daha çok seviyordu ama burası da gözüne o kadar kötü görünmemeye başlamıştı. Sonuçta atıştırmalıkların kaynağı buradaydı. En azından bir süreliğine buraya katlanabilirdi ki zaten sonra Arın abisini ikna eder ve eve dönerlerdi.

Bu sırada siyah otomobilin durmasıyla Gökçe hareketlenip az önce fark etmemiş gibi yaptığı şeker kabuklarını toplayarak kardeşlerinin saçlarını bir kez daha düzeltti. Kapıyı açmadan önce Arın'ı da hızlıca durdurarak yeterince düzgün durduğuna karar verince minik bir gülümsemeyle çantasından bir peçete çıkararak kalkan tozla hapşırmaya başlayan Umay'a uzattı.

"Amcamızın evinde çok uslu olacağız, söz mü? Yaramazlık yok."

Güney masum gözlerle Umay'ın üstünden geçerken onu onayladı ki bu durum Gökçe'ye hiç güven vermemişti.

"Büyükmüş..." Gizay, boyuyla aynı olan basamaktan düşmemek için oraya oturup yere iniş yaparken -ki bu çocuğun kıyafetlerini tozla kaplayıp Gökçe'nin dediği iyi görünümü yok etmişti- belli etmemeye çalıştığı bir hevesle ablasına baktı. "Araştırma yapabilir miyim?" Bu Gizay'ın dilinde evi karıştırmak için bir nevi izin almaktı.

Genç kız derin bir nefes alarak dikkatle eğilip onu rahatsız etmemeye özen göstererek oğlanın üstünü çırptı. "Üzgünüm ama hayır Gizay." Gülümseyerek kardeşinin ellerinden tuttu ve "Ama belki amcamız bize evi gezdirebilir." diyerek cümlesini bitirdi.

Umay siyah saçlarının üstünde parlayan çiçekli tokayı kimse fark etmeden cebine atmayı denese bile hemen arkasından arabadan inen Güney büyük bir gülümsemeyle kızın yanında bitivermişti bile.

"Ablama söyleyeyim mi?" Dedi tokayı göstererek, sözleri Umay'ın sakince gözlerini kendisine dikmesiyle son bulmuştu. Evet, muhtemelen onun ablasına söyleyecek daha fazla kozu vardı. Bu yüzden zeki bir çocuk olan Güney tatlı küçük kardeşi oynamaya karar vererek gümüş gözlü kızın elinden tutup Arın'ın peşinden koşturmaya başladı.

Beşli eve doğru giden taş patikayı takip ederken buranın gerçekten de bir malikaneyle eş değer olduğunu düşünmeye başlamışlardı. Evlerin çevresini sarmalayan ağaçlar ve arka tarafa doğru gittikçe artan ormanlık alan hoş bir atmosfer oluşturuyordu. Ön tarafta ise şehir merkezinin kaldığı düşünülünce amcaları gerçekten de güzel konumlandırılmış bir yerde yaşıyordu.

"Burada kaybolan birini bulmak imkansızdır..."

"Bu yüzden saklambaç oynamak için mükemmel bir yer ya." Gizay'ın homurdanmasına cevap veren ses kesinlikle beşliden birine ait değildi. Onlar da bunun farkında olacak ki meraklı gözleri hızla çevreyi taramaya başlamıştı.

"Buradayım."

Bir kez daha kulaklarını dolduran erkek sesiyle başlarını yanlarındaki büyük ağaca çevirdiler. Ağacın sağlam görünen kalın dallarından birinde, baş aşağı duran sarışın çocuk kollarını kavuşturmuş, gülerek kendilerini izliyordu.

"Sanırım çift görmeye başladım." Güney'in ona bakarak böyle söylemesinin sebebi ise daldan sarkan ikiz kardeşinin aksine oldukça keskin bakışlarla, ağacın yanından kendilerini izliyordu. 2 sarışın oğlan, birbirlerinin aynısıydı. Birinin diğerinin klonu olduğunu düşünmelerini engelleyecek tek şeyse diğerine göre daha sessiz görünen ikizin, burnuna kayan çember çerçeveli altın gözlükleriydi.

"Sen 5 kişi olduklarını biliyor muydun?" dedi sarışın çocuk, diğerlerinin hala olayı anlamlandırmaya çalışan bakışları eşliğinde yere kusursuz bir iniş yaparken. Tek kolunu ikizinin omzuna yaslarken yüzündeki gülümseme hala yerini koruyor, kurnaz havasını tatlı bir şekilde dışa vuruyordu.

"Evet, annem bahsetmişti." Sarışın oğlan ikizine oranla kat kat sakin bir tavırla kitabını kardeşinin başına koydu. "Sen o sırada 2. kattan trambolinin üstüne atlamaya çalışıyordun."

Büyük bir merakla "Kuzenlerimiz mi var?" diye sordu Umay, tokası olmadığından gümüş gözleri tam olarak gözükmüyordu.

İkizler kendi aralarında konuşmayı bırakıp yeniden merakla kendilerine bakan beşliye dönerken az önce ağaçtan sarkan çocuk bir adım öne çıkıp onlara doğru yanaştı. Üstündeki gömlek kırışıp sarı saçları dağılmış olsa da bu onda kötü durmamış, aksine rahat ve serbest takılan stilini tam anlamıyla dışa vurduğundan samimi bir görünüm kazandırmıştı.

"Kabalığımızı mazur görün, ben Toprak. Ama siz muhteşem olan ikiz de diyebilirsiniz." dedi, son cümleyi minik bir öksürükle gizlerken.

Onun arkasından gelen diğer ikiz, burnuna kayan gözlüğünü yukarı ittirme zahmetine girmeden kitabını hafifçe kardeşinin alnına vurdu. "Saldım çayıra Mevla’m kayıra takılan da diyebiliriz."

Beşliyi teker teker süzerken gözlerini ona çevirdiğinde normalde yapmadığı bir şey yapıp kendisine el sallayan Umay'ı bir süre izleyerek bir şeylerden emin olmuş gibi ciddi gözlerle başını kaldırdı ve net bir ses tonuyla "Ateş.” dedi. “Tanıştığımıza memnun oldum.”

Ardından hızlıca arkasını dönüp "Annemle babam sizi içeride bekliyor." diyerek kardeşinin elinden tuttu ve mimarisiyle herhangi bir malikaneyi devede kulak bırakacak eve doğru ilerlemeye başladı. Ancak Emris kardeşleri onun garip bakışlarını fark edememişti çünkü arkada "Toprak, Ateş... Su?" diye sayıklayan kafası karışık bir adet Güney'i susturmakla meşgullerdi.

Onlar geride, yeni tanıştıkları ikiz kuzenleri önde olmak üzere evin önüne geldiklerinde Toprak, katlanmış yakasını düzeltip dağınık saçlarını bir çırpıda eski haline getirdi. Hemen ardından eli gümüş kulpu bulurken "Evimize hoş geldiniz." diyerek malikanenin içine açılan kapıyı ardına kadar açtı.

Beş kardeş teker teker içeriye adımlarını atarken bunun huzurlu geçirecekleri son gün olduğunu hiçbiri bilmiyordu.

Bölüm sonu

1 yorum