İçeriğe geç

Konak

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Konak

Bölüm 2

Mart Sabahı

Metro durağa gelince merdivenlerden çıkıp okulun sırasındaki kaldırıma çıktık. Tren bu sefer bir aksaklık yüzünden iki üç dakika gecikmişti ama kaldırımın ucunda Mert ve Seren bizi bekliyordu. Onları görünce içim huzur doldu. Hemen oraya doğru koştum, Seren'e sarıldım ve Mert'e gülümsedim, sanki daha yarım saat önce ona "Arda'nın Prensesi" dememişim gibi. Gerçi o da alttan aldı. "Geç kalacağız, hadi yürüyelim," dedim.

Okula dört beş dakikada vardık ve sınıfa çıktık. Benim yanımda Seren oturuyordu ve öndeki sırada da Mert'le Arda oturuyordu.

Okul açılalı altı-yedi ay olmuştu ve biz 9. sınıf öğrencileriydik ama ben hem hazırlıktan hem de okula gelme rutininden okula çoktan alıştım. Okulumuz İzmir Kız Lisesi'nin çok güzel bir lise olmasının da etkisi vardı tabii, ama genel olarak yanımdaki şu üç kişi sayesindeydi. Cam kenarında oturuyorum ve şansıma bizim sınıf denize bakıyor. Bir bina manzarayı kısmen kapatıyor da olsa şükretmek lazım, en azından genel olarak denizi görüyorum. Sırama oturdum ve daha tam ezberleyemediğim için sınıftaki panoya asılmış ders programına baktım. Güzel, ders fizik. Fizik kitabımı alıp sırama oturdum. 5-6 dakika sonra Fizik hocamız Nilgün Hoca geldi ve derse başladık.

Ben genel olarak not alarak ders çalışırım, daha rahat olduğunu düşünüyorum. Birkaç ders daha geçti ve neredeyse hepsi sayısaldı. Not alırken ne kadar uykum gelmiş olsa da kolayca dersleri anlıyordum. Zil çaldı. Öğle teneffüsü olmuştu. Ben, Seren, Arda ve Mert her zaman yemeğimizi birlikte yerdik. Geçen sene hazırlık okurken de, ortaokuldayken de. Bahçeye indik ve iki tane yan yana duran bankı birleştirip oturduk. ''Teneffüsten sonraki ders beden mi?'' diye sordu Seren. Programı kısmen hatırlasam da bu dersin beden diye hatırlıyorum pek emin olmasam da. Ama tabi Mert'ten gelen ''Aynen teneffüsten sonra beden var.'' cevabıyla emin oldum. ''Maç yapar mıyız?'' diye sordum ben de muhabbet ilerlesin diye. Mert de Arda da başlarını salladılar 'olur.' manasında. Mert, Arda ve ben okulun futbol takımındayız. Seren ise takım için sene başında bir amigo takımı kurdu ve şu an amigo takımının lideri. Benim futbol takımına nasıl girdiğimi ise sorgulamayın. Takım için kaleci eksikti ve ben ortaokuldan beri hep kalede oynardım çünkü orada iyi olduğumu söylerlerdi ve zaten kalecilik hoşuma giderdi. Kimse istemeyince, kız futbol takımı kuracak kadar da istek olmayınca erkek takımına başvurdum ve ne kadar sert vurabilirler deseler de dinlemedim ve takımda kaleci oldum. Okul sonrası bazen antrenmanlar oluyor ve dördümüz de kalıyoruz. Seren takımının antrenmanını da bizim antrenman saatlerinde yapıyor, böylece yine bir türlü okuldan birlikte çıkmış oluyoruz.

Mart soğuğu İzmir'de kış ayazından da beterdir, bilirsiniz. İşte yine mart ayazıyla sabahın bu saatinde karşılaşınca yüzünüzü yıkamanıza gerek kalmadan ayılırsınız. Tam da öyle bir sabah serinliği vardı. Bizim sohbet ilerlerken üşüdüğümü fark ettim. 'Eh. Benim suçum aslında. Ceketimi alıp çıkmalıydım.' diye düşündüm. Isınmak için Seren'in omzuna sokulup geçen sohbeti dinlemeye devam ettim. Geçen ayın milli maçından bahsediyorlardı. Sanki Norveç'in yenmesi imkanı olmayan bir durummuşçasına hararetle konuşuyordu Arda ve Mert. ''Yıl olmuş 2000! Norveç'e yeniliyoruz hala!'' dedi Mert, Arda daha sakindi ama içten içe Mert'e katıldığı yüzündeki ifadeden belliydi. ''Sakin ol be. Takım iyi diyolardı gazetelerde, bir maç için böyle konuşmaya ne gerek var?'' dedi Seren. Mert futbol konusunda anlık çıkışlar yapınca susturan hep Seren olurdu zaten, Arda'yla aynısını söylesek çenesi kapanmayacak olan Mert de Seren söyleyince susup başka konu açardı. Arda'ya hızlı bir bakış atıp sırıttım, ''İzle bak nasıl da susacak'' der gibi. O da bana sırıtıp Mert'e baktı. Tam tahmin ettiğimiz gibi de oldu. Mert bir an Seren'e baktı ve bize baktığında sırıttığımızı fark edince somurtup yere baktı. O an kendimi tutamayıp gülmeye başladım. Seren neye güldüğümü anlamamışa benziyordu. ''Boşver, boşver.'' dedim gülüşün arasında. Bu ortamı işte tam olarak bu yüzden seviyordum, bir dakika önce futbol muhabbeti geçen yerde bir dakika sonra gülme krizi geçirilebiliyordu ve bu rahatlık bana huzur veriyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.