İçeriğe geç

Konak

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Konak

Bölüm 1

Metro

Sabah uyandım ve saat 6'yı gösteriyordu. Okul üniformalarımı giydim ve saçlarımı taradım. Üniformamız şort etek ve gömlekti ve her gün giymemiz zorunluydu. Saçlarımı dağınık bir topuz yaptım ve kahvaltı olarak kaşarlı tost yapıp hızlıca evden çıktım. Arkadaşım Arda'nın evi yakın olduğu için genelde okula da birlikte gidiyorduk. Bazen evin önüne de geliyor ve alarmımı fark etmeden kapatabileceğimi bildiği için camıma yaptığı kâğıt uçakları atıyor, ama uyanmayınca eski tuşlu telefonumu arıyor ve her türlü uyandırmış oluyor—ki bugün şaşıracak, çünkü ben onun evinin önüne gidiyorum.

Uçarak evden çıktım ve hızlıca yürüyerek 15 dakikada evinin önüne vardım. Bornova'da hava bu aylarda zaten karanlık olurdu ama bugün apayrı bir karanlıktı hava. Gözlerimi hafifçe kısarak Arda'nın odasının penceresine baktım. Gece masa lambasını kapatmayı unutmuş olacaktı ki odasından dışarıya hafif bir ışık süzülüyordu. Ben kağıt uçak yapmayı bilmiyordum ve Arda'dan da hiç öğretmesini istememiştim. Bir an etrafıma bakındım. Yerdeki kumdan biraz daha büyük çakıl taşları gözüme çarptı. Üç tanesini elime aldım ve iki tanesini hızlıca Arda'nın odasına camına fırlattım. Tam üçüncüyü attığımda Arda pencereyi açtı, açtığı anda çakıl taşı yanağına geldi ve geri yere düştü. Başını eğerek atanın kim olduğuna baktı. Bakarken anlık olarak sinirlenmişti ama atanın ben olduğumu görünce durdu ve yüzüne bir gülümseme yayıldı. "Pişt! Hadisene hazırlan! Bir de senin yüzünden metroyu kaçırıp okula geç kalmayalım! Sırıtmayı keser misin Arda?" diye bağırdım Arda'ya. Hala sırıtıyordu ve omuzlarını silkerek "Tamam hazırlanıyorum hanımefendi! Bir de benim yüzümden hep olduğu gibi metroyu kaçırırız okula geç kalırız falan Allah korusun maazallah! En iyisi hazırlayım ben!" dedi pencereden alaycı ama dramatik bir tavırla ve ses tonuyla. Aşağı geldiğinde apartman kapısından çıkmasını bekledim ama tam yürüyordum ki benim onun penceresine attığım ve yanağına tam on ikiden isabet ederek vurduğum taşı yerden alıp kafama koydu. "Bu ne şimdi Arda?" dedim anlam veremeyerek. "Sen bana attın ve ben de sana geri veriyorum." dedi manalı manalı. O an kafama dank etti. Arda benim uyanamadığım günler pencereme kağıt uçak attığında uyanınca ben de ona geri fırlatıyordum ve bu yaz yine pencereme attığı uçakları ona geri attıktan sonra neden geri attığımı sormuştu ve ben de 'Sen bana attın ve ben de sana geri veriyorum' demiştim. Anladığımı fark ettiğinde yüzüne yine bir gülümseme yayıldı ve "Evet." dedi. Kafama koyduğu çakıl taşını nazikçe kafamdan silkeledi."Eee? Benim kafama attığın taş seninkine mi düştü Umay hanım? Hem neden gelmiştiniz?" diye sordu dalga geçer bir ses tonuyla. "O taşı burnundan sokmaya gelmiştim Arda bey!" dedim sinir olarak. Derin bir nefes aldım ve "Neyse, kahvaltı yapmayı unutuyorsun diye tost yapmıştım onu getirdim. Al ye." dedim. "Allah Allah." diye cevap verince arkamı dönüp yürümeye başladım. "Ya ne dedim ki şimdi yine ben? Umay. Ya hadi tamam özür diledim bak. Umay!" deyince yavaşça arkamı döndüm ve zafer kazanmış bir ifade takınarak kollarımı bağladım. "Hadi affettim bakalım. Neyse gel gidelim yoksa gerçekten geç kalacağız." dedim ve yürümeye başladık.

Saate bakmak için telefonumu çıkardığımda Seren'den mesaj geldiğini gördüm. Ondan her mesaj geldiğinde içim adeta huzur doluyordu, bu yüzden hemen mesajın üzerine basarak sohbeti açtım. ''Günaydın Umay'ımmm yazmıştı. Cevap olarak ben de ''Günaydın Seren'immm'' yazdım. Mesajımı atar atmaz Seren'den arama geldi ve ben de arama gelir gelmez açtım. "Umay, geliyorsunuz di' mi?" dedi. "Geliyoruz gelmesine de, söyle Mert'e bu prensesi çok nazlı." dedim Arda'yla alay ederek. Arkadan Mert'in sesi geldi bir anda. "Benim prensesim mi?" dedi ve gülmeye başladı. Benimle dalga geçiyorsun demek Mert. İki saniye sonra pişman olacaksın! "Yoksa sen mi onun prensesisin Mert?" dedim Mert'le de alay ederek. "Bak o olabilir. Değil mi Mert?" dedi Arda alay etmekte bana katılarak. Arda'nın da alay edeceğini tahmin etmiştim ve bu yüzden Mert'le hep Arda üzerinden dalga geçiyorum. İkimiz bir olup Mert'e adeta saldırıyoruz ama şimdi sokakta olduğumuz için biraz daha sakin davranmak en iyisi olur diye düşündüm. Mert'in "Seren, al şu iki manyağı başımdan." dediğini duyunca Arda'yla ikimizi bir gülme aldı. Telefonda üç kişi bir olup Mert'le biraz daha dalga geçtik ve şarjımın bitmemesi için telefonu bir süre sonra kapattığımda metroya gelmiştik bile. Metroda oturduk ve Konak yönüne giden metronun gelmesini bekledik.

Yaklaşık beş dakika sonra metro geldi ve şansımıza iki tane yan yana boş olan koltuk bulup oturduk. Metro durağı Mert ve Seren Konak'ta oturduklarından yürüme yollarının yanından geçiyordu ve biz metrodan çıkarken ikisiyle de aynı anda varmış olduğumuz için okula kadar dörtlü olarak yürüyebiliyorduk. Metroyla okula gelmenin en sevdiğim yönü de buydu zaten. Okul sonrası uykum gelince oturacak yer bulursak kafamı Arda'nın omzuna yaslayıp uyukluyordum ve geldiğimizde yine eve birlikte yürüyorduk. Seren ve Mert de sanki askermişiz de Kars'a atanmışız gibi davranarak uğurluyorlardı bizi her seferinde. Belki de metroyla gidip gelmeyi değil metroya kadar ve metroda gittiğim insanlar bu yolları bu kadar güzel yapıyordu...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.