İçeriğe geç

komşum bay |barış alper yılmaz

Bölüm 14 · 9 dk okuma

komşum bay |barış alper yılmaz

Bölüm 14

14.Bölüm

keyifli okumalar ✨

°°°

Esin Bigenin anlatımıyla;

Barış’ın yazdığı mesaja tıkladığımda gülümsedim. Bu çocuk hem gıcık hem de nasıl sempatik olabilir...

**

dağ ayısı🐻: İnsan komşusuna görüldü atar mı ya?

dağ ayısı🐻: Eve döndün mü? Hâlâ koşuyor musun?

Siz: Eve yürüyorum şu an ama geldim sayılır.

dağ ayısı🐻: Kapıya çıkıyorum, beş dakikaya bekler misin? Arabanın anahtarı bende.

Siz: Aa tamam, geldim ben bekliyorum.

**

Tam bahçe kapısına gelip duraksadığımda önüme düşen gölgeyle aniden elimdeki telefonun çekilip alınması bir oldu. Şaşkına dönmüştüm kafamı kaldırdığımda karşımda Emre’nin yüzüme bakarak sırıtması tepemi attırdı.

Bana bakıp “Kimle yazışıyorsun bakalım öyle gülümseyerek?” Elimden çekip aldığı telefonun ekranına bakarken yüzündeki gülüş silinmişti.

Elimi ona doğru uzatıp kaşlarım çatık şekilde elindeki telefonumu almaya çalışırken, “Ver şu telefonu gerizekalı, sen iyice kaşınmaya başladın!”

“Bu adamla aranda ne var senin? Dün gece de gördüm sizi, tepem atıyor artık!” dedi.

Tüm gücümle onu ittirdim. Elindeki telefonumu almak isterken beni kolumdan yakaladı. Bileğimi öyle çok sıkıyordu ki canım yanmıştı.

“Canımı yakıyorsun gerizekalı, bıraksana kolumu! Şikâyet edeceğim seni Emre, iyice azıttın sen! Bırak kolumu!” dedim bağırarak.

“O çocuktan uzak dur o zaman sen de! Seni bir daha uyarmayacağım hayatım,” dedi kolumu daha da sıkarken. Acıyla suratımı ekşittim.

“Bekle sen, bak seni nasıl şikâyet ediyorum ben ruh hastası!” Kolumu sinirle çekerek elinden kurtardıktan sonra diğer elindeki telefonumu da geri alıp cebime attım. Bileğim çok acıyordu. O sırada Barış bahçe kapısından çıkıp bize doğru bakarken, Emre iyice dibime girip, “Dediklerimi iyi düşün, düşün ki kimse zarar görmesin,” dedi, Barış’a bakıp sırıtarak.

Sinirimden kudururken Barış bize doğru adımladı. Emre onun geldiğini görünce aracına binip hızla uzaklaştı.

Anlık olarak gözlerimi kapatıp yüzümü sıvazladım. Barış endişeli gözlerle bana bakıyordu.

“Neyin var senin? Yüzün bembeyaz. Kimdi o adam?” diyerek arka arkaya sorular sormaya başladığında gözlerim gözleriyle buluştu.

“Tanımıyorum, yol sordu,” dedim. Evet, çok saçma bir cevaptı ama aklıma o an ilk o gelmişti.

“Yol mu sordu? Esin, bana doğruyu söylesene sen,” diye çıkıştı birden.

“Aaa niye yalan söyleyeyim sana dağ ayısı,” dedim yalandan gülümseyerek.

Daha sonra elimi kaldırıp avucumu açtım Barış’a doğru. “Ee anahtar,” dedim gülerek.

Bu arada bileğim bayağı kızarmıştı. Fark etmesin diye içimden dualar ediyordum. Arabanın anahtarını cebinden çıkarıp avucuma bıraktığında bir süre bileğime bakındı. Böyle şansı...

Diğer eliyle kolumu nazikçe tutuverdi. “Ne oldu bileğine senin?” dedi merakla.

Hafifçe kolumu çekip arkama doğru götürdüm. “Ne olacak, kaşıdım demin birazcık ya. Sinek falan ısırdı galiba,” dedim, yalana bak.

“Sende var bir haller de hadi hayırlısı,” dedi, kaşları hafif çatıktı.

“Kaşlarını öyle çatma, erken kırışırsın dağ ayısı. Kızlar beğenmez seni sonra,” dedim gülerek, konu değişsin, gergin hava ortadan kalksın istiyordum.

Gülmeye başladı. “Hadi ya, öyle mi olurmuş. Merak etme sen, beni beğenmeyecek kızın aklından zoru vardır,” dedi hâlâ gülüyordu, egolu dağ ayısı.

“Ben neden merak edeyim, sen düşün orasını da,” dedim ardından ekledim. “Ayrıca sanırım benim aklımdan zorum var,” dedim gülerek.

“Ne yani, sen beğenmiyor musun beni?” dedi, suratı düşmüştü.

Hafifçe yönümü eve dönerek Barış’a baktım. “Söylediğimden ne anladıysan artık,” dedim eve doğru yürürken. “Dursana, ortaya bir laf atıp nereye kaçıyorsun?” diye bağırdı.

Ben de biraz sesimi yükseltip arkama bakmadan, “Hadi öptüm seni, görüşürüz Barışcım,” dedim bahçeden içeri girerken.

“İnanılmaz gıcıksın,” diye bağırdı. Yolun ortasında öylece duruyordu. Anahtarla kapıyı açarken, “Çok teşekkür ederim kendini beğenmiş dağ ayısı,” deyip içeri girdim.

Bu arada öyle dediğime bakmayın Barış’ı beğeniyorum. Yakışıklı mı bilmiyorum, sosyal medyada da çok tartışılıyor bu durum. Yakışıklılıktan ziyade onda farklı bir şey var, aurası bambaşka. Fazla çekici. Ama tabii böyle düşündüğümü onun bilmesine gerek yok.

**

Elimdeki anahtarları masanın üstüne bırakırken hafifçe bileğime dokundum. Hayvan nasıl sıktıysa hâlâ kıpkırmızıydı. Mutfağa giderek buz torbası alıp bileğime tuttum. O sırada çalan telefonumun ekranına baktım, babam arıyordu.

Sandalyeye oturup telefonu açıp kulağıma götürdüğüm gibi duyduğum cümleler artık kalıplaşmıştı. Genelde Sena için kullanırdı ama bu sefer mevzu bendim.

“Sen göz önünde olan biri olduğunu bilmiyor musun? Hareketlerine nasıl dikkat etmezsin. Esin, siz ablalık kardeşli beni kalpten öldürmek mi istiyorsunuz? O çocuk benim yakın arkadaşımın oğlu, nasıl bakayım ben adamın yüzüne? Ne bu haberler?” diye bağırıyordu.

“Evet babacım, sana da günaydın, iyiyim ben de, ne olsun, ne yapalım yaşıyoruz işte,” dedim gözlerimi devirip.

“Bak bir de dalga geçiyor benimle,” dediğinde, “Ne dalga geçmesi baba ya? Söylediklerinin farkında mısın? Ben artık çocuk değilim, beni her seferinde azarlayamazsın. Göz önündeyiz diye arkadaşımız olamayacak mı bizim?” dedim, hafif sesim yükselmişti.

“Olsun arkadaşın olmasın mı dedim sana. Ne o yakın yakın hallerin? Doğru mu o haberler yoksa?” dedi.

“Arkadaşım diyorum baba, arkadaşım, yan komşum ya da bir dakika ya, diyelim ki doğru haberler, ne olacak?” dedim dişlerimi sıkarak.

O sırada Sena da seslere uyanmış ve mutfağa gelmişti. Uykulu gözlerle olayı çözmeye çalışıyordu.

“Ne demek doğru olsa ne olacak? İznim yok, futbolcu adamdan olur mu kızım? Üzer, aldatır. Arkadaşımın oğlu da olsa bu böyle,” dedi, sesi daha sakin geliyordu.

“Ne bu baba, yazılı kural mı? Kim demiş yani bunu. Klişeye bak topçudan ve popçudan olmaz,” dedim sinirimden gülerek.

“Heh bak, sen de kendi ağzınla söyledin. Sakın bak Esin, öyle bir hata yapma. Benim bile bile ateşe atacak kızım yok,” dedi.

Gülmeye devam edip, “Yok baba yok, merak etme aramızda bir şey yok. Dediğim gibi sadece arkadaşım. Hep beraber gittik eğlendik sadece. Bu kadar. Bırak ona da hakkım olsun, ben bu hayata evde oturup sadece çalışmak için gelmedim, değil mi?”

“Sana gezme demiyorum kızım, dikkatli ol, kimseye laf verme.”

Olumsuz anlamda kafamı iki yöne sallayıp, “Tamam baba, tamam. Diyor musun başka bir şey? İşim var, kapatayım,” dedim.

“Yok, hadi, dediklerimi unutma. Sena’ya da tembihle,” dediği gibi “tamam” diyerek telefonu kapattım.

Yumruğumu sıkarak elimdeki buzu masaya bıraktım. Sena yanıma gelip dizlerinin üstüne çökerek ellerimden tuttu.

"Ne diyor yine?" dediğinde buruk bir şekilde gülümseyerek, "Aynı şeyler, boşver. Dün konserden haber yapmışlar, aşk haberleri dönüyor her yerde. Fırçamızı yedik, rahatladık," dedim. Sena'nın saçlarından öpüp oturduğum yerden kalktım.

Tezgahtaki ısıtıcıya su doldurup makineyi çalıştırdım. Sena'ya dönerek, "Oradaki buzu buzluğa koyar mısın? Ben de bir duş alıp geleyim bir şeyler yiyelim, ben çıkacağım sonra " dedim. Suratım asıktı.

"Tamam da düşürme enerjini. Bilmiyor musun, her zamanki hali," dediğinde, merdivenleri çıkarken "Bazen kaldıramıyorum işte," dedim.

Banyoya girip üstümdekileri kirli sepetine atıp suyu açarak altına girdim. Gözlerim kapalı şekilde uzun süre akan suyun serinliği ile bekledim. Daha sonra saçlarımı şampuanlayıp ardından saç kremi sürerek duruladım. Çok gergindim, önce Emre, daha sonra babam üst üste gelmişti. Duştan sonra bir şeyler atıştırıp karakola gitmeyi düşünüyordum. Önceden geçiştirsem de bu sefer hem takip ediliyor hem de Barış’a zarar vermekle tehdit ediliyordum.

Bir süre duş aldıktan sonra suyu kapatarak kenarda duran havluyu bedenime sarıp çıktım.

---

Senanın anlatımıyla;

Ablam duşa gittiğinde masanın üzerindeki buzu dolaba koyduktan sonra alt kattaki lavaboda elimi yüzümü yıkayıp mutfağa girdim. Güzel bir kahvaltı hazırlayıp ablamı biraz keyiflendirmek istiyordum.

Annemi çok erken kaybettiğimiz için ablama nazaran ben annemi hiç hatırlamıyorum. Ablam bana hem annelik hem de ablalık yaparak büyüttü. Babam bizi teyzeme verip buraya yolladığında aslında biz bu hayatta hep ikimizdik; başımızda ne annemiz ne de babamız vardı. Ablam ne olursa olsun hep babamı memnun etmek için uğraştı. Okudu, beni okuttu. Çalıştı, her yerde başarılarıyla tanındı, genç kadın girişimci ödülü aldı. Babamsa tebrik edip gurur duymak yerine en ufak hatada ortalığı ateşe veriyor işte. Ablamın neden bu kadar üzüldüğünü o yüzden anlayabiliyorum...

Karmaşık duygularla kahvaltıyı hazırlarken telefonum çalmaya başladı. Ekrana baktım, arayan Kerem abiydi. Elimdeki domatesleri tezgaha bırakıp elimi kuruladıktan sonra telefonu açtım.

"Senacım, müsait misin?" dedi ciddi bir ses tonuyla.

"Evet, kahvaltı hazırlıyorum, müsait sayılırım," dedim.

"Seninle bir şey görüşmem lazım, biraz önemli ama ablan bilmesin," dediğinde meraklanmıştım.

"Kötü bir durum mu? Ablam neden bilmiyor ki?" dediğimde, "Yani kötü mü değil mi bilmiyoruz. Biz de sana soracak sorularımız var," dedi.

"Tamam, ablam odasındayken geleyim ben, 5 dakika merak ettim çünkü," dedim.

"Olur, bekliyoruz," deyip telefonu kapattığında üstümde pijamalarım olduğunu unutup öyle çıktım evden. Yan bahçeye geçtiğimde kafama dank etse de iş işten geçmişti. Kapıyı vurup açmalarını bekledim.

---

Barış Alperin anlatımıyla;

Anahtarı Esin'e verdikten sonra eve geri dönüp Esin'in yanında

gördüğüm adamı ve hareketlerindeki garipliği bizimkilere anlattım. Kerem de meraklandığı için Sena’yı arayarak konuşmak istediğini söyledi. Telefonu kapatıp koltuğa bıraktı.

"Geliyor şimdi, neymiş işin aslı öğreniriz," dediğinde Semih oturduğu yerden kalktı. Yan gözle ona baktım. Kerem, benden önce davranıp, "Nereye?" diye sordu.

Semih, "Şu üstümü değiştireyim," dedi bana bakarak, "Abi, senin dolaptan alıyorum bir şeyler," diye ekledi.

Gülerek, "Tabii, al süslen bakalım," dedim.

"Kalk, şunu şuraya bırak desem gitmezsin. Sen var ya az değilsin," dedi Kerem. Semih sırıtarak merdivenlere yöneldi.

Çok geçmeden kapı çaldığında gidip kapıyı açtım. Semih üstünü değiştirirken, Sena ayıcıklı pijamalarıyla gelmişti. İstemsizce gülünce, Sena anlamış olacak ki, "Abi aceleyle gelince unuttum, gülme," dedi içeri girerken.

"Yok canım, ona gülmedim, aklıma bir şey geldi," dedim.

"Ya, kesin öyledir," deyip salona ilerlerken, "Ne oldu? Çok merak ettim. Kötü bir şey yoktur umarım," diye konuşmaya devam etti.

Salona geçtiğimizde, Sena’ya her şeyi anlattık. Kağıdı da gösterdiğimde tedirgin gözlerle bana baktı.

"Bu, ablamın eski erkek arkadaşı. Yoktu uzun zamandır ortada, yine dadanmış sanırım," dediğinde, Kerem bana bakındı, sonra tekrar Sena’ya dönerek, "Yine dadandı derken?" diye sordu.

"Abi, şöyle söyleyeyim Bu gerizekalı, ablamı aldattı. Ablam da doğal olarak öğrenir öğrenmez ayrıldı. Ama bu karaktersiz, kabul etmiyor; arada arıyordu ablamı. Şu anda anladığım kadarıyla işleri ilerlemiş, kapıya kadar not falan koyduğuna göre," dediğinde istemsizce yumruğumu sıkarak, "Var mı bunun bir fotoğrafı falan?" dedim.

Sena telefonunu açıp bir süre bakındı. Daha sonra ekranı bize çevirip bir Instagram profili gösterdi.

Fotoğrafı gördüğümde şaşkınlığımı gizleyemedim ve oturduğum yerden kalktım. "Bu şerefsiz, 1-2 saat önce buradaydı, kapıda ablanla konuşuyordu," dedim.

"Nasıl ya, bir şey demedi ablam bana," dedi Sena, kaşları çatıldı.

"Piç, beni görünce bindi arabasına gitti. Sordum bir de ben, Esin'e bembeyaz kesilmişti yüzü, yol sordu falan diye geçiştirdi beni," dedim.

Kerem, "Tehdit falan mı ediyor, ne yapıyor amk," deyip Sena’ya dönerek, "Pardon, Senacım, küfür etmiş bulundum," diye devam etti.

Sena, "Sorun yok abi de kafam takıldı şimdi," dedi.

O sırada Semih aşağı indi. Saçını başını da yapmış, tam bir şerefsiz ya. Sena’ya selam verip yanına oturdu.

Olaylar üzerine bir süre konuştuktan sonra, Sena oturduğu yerden kalkıp, "Neyse, ablam bekler şimdi, ben gideyim ama bir şey öğrenirsem akıl danışmak için size yazarım," dedi.

Sena’yı yolcu edip bir süre oturduktan sonra, Berk'ten gelen telefonla spor çantalarımızı alıp Kerem’le evden çıktık.

---

Esin Bigenin anlatımıyla;

Saçlarımı kurutup üzerimi giyindikten sonra aşağı indiğimde Sena ortada yoktu. Meraklanıp tüm odaları gezdim, bahçeye baktım ama bulamadım. Emre gibi bir hayvan başıma belayken tedirgin olmuştum. Telefonu elime aldığımda evin kapısının açıldığını duydum. Kafamı uzatıp baktım.

"Neredesin sen, salak, korkuttun beni!" dedim bağırarak.

Sakin sakin bana bakıp, "Yandaydım beş dakika, niye o kadar korktun ki abla," dedi imayla.

"Niye korkmayayım, Sena, insan giderken haber verir," dedim geçiştirerek. Emre'den bahsedip onu da tedirgin etmek istemiyordum.

Mutfaktaki masaya otururken, "Hadi gel ne varsa yiyelim bir şeyler, zaten canım yemek istemiyor," dedim.

O da gelip demlenen çayı bardaklara doldururken, "Abla, sen iyisin, değil mi?" diye sordu.

"İyiyim, ne oldu?" dediğimde omuzlarını silkti. "Hiç, öylesine sordum."

**

Beraber kahvaltı yaptıktan sonra, Sena salonda otururken ben de odama çıkıp giyindim. Duygu’yu arayarak ajansa onu almaya geleceğimi söyledim. Karakola tek başıma gitmek istemiyordum.

Aşağı kata inip Sena’yı öptükten sonra tam evden çıkarken, "Abla, kendine dikkat et olur mu?" diye seslendi Sena.

Dönüp ona öpücük attıktan sonra, "Sen de dikkat et, öyle kapıyı da her gelene çat diye açma tamam mı?" dedim.

Kafasını sallayarak onayladıktan sonra ona el sallayarak evden çıktım. Araca binerek ajansa doğru yola çıktım.

**

Çalan müzik kesildiğinde telefonuma bakındım. Suratımda ister istemez oluşan sırıtmayla beraber, bu çocuk beni neden arıyor ki diye içimden geçirmeden edemedim...

---

Yorumlarınızı bekliyorumm🦋💖

Bölüm sonu

10 yorum