İçeriğe geç

Komşu kızı

Bölüm 8 · 4 dk okuma

Komşu kızı

Bölüm 8

8. Bölüm: İyilik Meleği Mayıs

O kırmızı çizgi sıramızın tam ortasında alev gibi parıldarken, ders boyunca ikimiz de adeta patlamaya hazır iki bomba gibi yan yana oturuyorduk. Dirseğimi bilerek ve kasten onun bölgesine iki santim taşırarak koymuş olmam, Mayıs’ın sinir katsayısını tavan yaptırmıştı. Bacağını masanın altında o kadar hızlı ve ritmik bir şekilde sallıyordu ki, koca ahşap sıra hafif hafif titriyordu. Ama derste olduğumuz, hocanın gözü üzerimizde olabileceği için bana açıkça saldıramıyor; sadece yandan yandan, gözlerinden alevler saçarak beni süzüyordu.

Ben ise istifimi hiç bozmadan, sanki dünyadaki en huzurlu yerde, tek başıma oturuyormuşum gibi rahat bir tavırla dersi dinler gibi yapıyordum. Aslında kafamın içindeki tek odak noktası, yanı başımda her saniye biraz daha köpüren, sinirden kıpkırmızı kesilen komşu kızıydı.

Hoca tahtaya dersle ilgili uzun, karmaşık bir paragraf yazıp, "Herkes bunu eksiksiz bir şekilde defterine geçirsin, kontrol edeceğim," dediğinde savaşın boyutu bir anda şekil değiştirdi.

Mayıs, hırsla çantasından büyük boy, kalın kareli defterini çıkardı. Defteri sıraya öyle geniş ve hamarat bir edayla açtı ki, defterin sol kenarı tam o kırmızı çizginin üzerine, hatta bir milim kadar benim tarafıma dayandı. Ardından sağ dirseğini masaya tam bir barikat gibi dayayıp yazmaya başladı. Kolunu bilerek öyle geniş açıyordu ki, dirseğinin ucu doğrudan benim hareket alanımı işgal ediyor, beni sıranın en kenarına sıkıştırıyordu.

Dudağımın kenarı yavaşça yukarı kıvrıldı. İçimden, "Bak sen şuna... Müttefik kuvvetler karşı atağa geçti demek," diye geçirdim.

Hemen çantamdan kendi defterimi çıkardım. Benim de yazmam gerekiyordu ama alanım onun yüzünden daralmıştı. Hiç tereddüt etmeden, en ufak bir çekince duymadan kendi defterimi onun açtığı defterin tam üstüne, o kırmızı çizgiyi en az beş santim ihlal edecek şekilde hırsla yerleştirdim.

Mayıs’ın kağıdın üzerinde kayan kalemi aniden durdu. Kafasını yavaşça, sanki bir korku filmindeki robot gibi bana doğru çevirdi. O an gözlerinden çıkan o keskin kıvılcımlarla bütün sınıfı tek bir hamlede yakabilirdi.

"Defterini hemen çek," diye fısıldadı, dişlerinin arasından. Sesindeki o tehlikeli, katil tonunu duymamak imkansızdı.

"Bölgeme açıkça tecavüz eden sensin komşu kızı," diye fısıldadım ben de, yüzüne doğru biraz daha eğilerek. "Dirseğin benim sınırıma girdi. Ben sadece meşru müdafaa hakkımı kullanıyorum."

"Kırmızı çizgiyi ilk ihlal eden sensin Toprak!" dedi, sesini biraz daha yükselterek. O sırada ön sıradan birkaç kişi bize doğru döndü ama ikimizin de gözü karardığı için kimseyi umursamadık. "O dirseğin hala benim tarafımda duruyor, kör değilsen gör!"

"Çünkü sınırlarını korumayı beceremiyorsun," dedim alaycı bir tonla, gözlerinin içine baka baka. "Çok güçsüz bir komşusun."

Bu laf, onun o zaten kırılgan olan sabır bardağını taşıran son damla oldu. Mayıs’ın gözleri hırs ve öfkeyle parladı. Sol eliyle benim defterimin kenarından kavrayıp hırsla kendi tarafına, sıranın kenarına doğru itmeye çalıştı. Ben de anında hamle yapıp defterin diğer ucundan bütün ağırlığımla bastırdım. Sıranın üzerinde iki hırslı masa tenisi oyuncusu gibi amansız bir defter savaşı başlattık. O itiyor, ben bastırıyordum; ben çekiyordum, o asılıyordu. Defter kağıtları gürültüyle buruşmaya, ahşap sıradan tok ve tehlikeli sesler yükselmeye başladı.

"Çek diyorum sana şunları!"

"Çekmiyorum Mayıs, ne yapacaksın?!"

İkimiz de fısıltıyla birbirimize bağırıp güç gösterisi yaparken, o an kontrolü tamamen kaybettik. Mayıs benim defterimi sıradan aşağı fırlatmak için bütün gücüyle asıldı, ben de refleksle onun defterini tutup kendime doğru çektim. İkimizin aynı anda sıranın ortasına yüklenmesi ve dirseklerimizin çarpışmasıyla felaket kaçınılmaz oldu.

GÜÜÜM!

O eski, ağır ahşap sıra büyük bir gürültüyle yerinden oynadı ve yana doğru kaydı. Üzerimizdeki kalemler, silgiler, kalın defterler ve kitaplar büyük bir şamatayla, sınıfın ortasına döküldü. Kalemlikler parkenin üzerinde yuvarlanırken çıkan ses duvarda yankılandı.

Sınıftaki tüm o uğultu bir anda bıçak gibi kesildi. Bütün bakışlar anında en arka sıraya, yani bizim üzerimize çevrildi. Hoca elindeki tebeşiri masaya sertçe bırakıp, çatmaktan çizgileşmiş kaşlarıyla ve öfkeyle bize doğru yürümeye başladı.

"Siz ikiniz... Ne oluyor orada?!" diye gürledi hoca, sıramızın dibinde durarak. "Daha ilk günden bu ne disiplinsizlik? Yerlerde ne arıyor o defterler, kalemler?"

Mayıs, saliseler içinde o dünkü "mahalle meleği" ve "uysal kız" moduna muazzam bir geçiş yaptı. Yüzündeki o hırçın, öfkeli ifade bir anda silindi; yerine dünyadaki en masum, en mağdur insan ifadesi geldi. Hızla ayağa kalkıp mahcup ve titrek bir sesle, "Hocam çok özür dilerim..." dedi, gözlerini suçlulukla yere indirerek. "Sıradan kalemimi alırken elim talihsizce çarptı, sıradaki her şey kaydı. Toprak da düşmesin diye tutmaya çalışırken hepsi birden yere döküldü."

Bana çaktırmadan attığı o gizli, kalleşçe bakışı sınıfta bir tek ben gördüm. Suçu tamamen talihsiz bir kaza gibi gösterip, beni de "yardım etmeye çalışan iyi niyetli çocuk" rolüne sokarak ikimizi de disiplinden kurtarmaya çalışıyordu!

Hoca ikimize de dik dik baktı, derin bir nefes aldı. "Okulun ilk günü olduğu için bu seferlik disipline yollamıyorum ama bir daha sınıfımda böyle gürültü patırtı duymayacağım! Toplayın şunları hemen yerlerden!"

Hoca önüne dönüp tahtaya doğru yürüyünce, ikimiz de aynı anda yerdeki defterleri, dağılan kağıtları ve kalemleri toplamak için sıranın altına doğru eğildik. Sıranın altındaki loş ışıkta, ahşap ayakların arasında yüzlerimiz yine birbirine çok yakındı. Nefeslerimiz birbirine karışıyordu.

Yerde, sıranın bacağının dibine kaymış olan o kırmızı tükenmez kalemini elime aldım. Kalemi ona hemen uzatmadan önce gözlerinin tam içine baktım. "İyi roldü komşu kızı," dedim fısıltıyla, dudağımın kenarını kıvırarak. "Ama ucuz kurtuldun."

Mayıs kalemi elimden hırsla çekerken parmakları sertçe parmaklarıma çarptı. "Seni o sınırdan, o sıradan kazıyana kadar bana rahat yok Toprak Efendi," dedi fısıltıyla, gözlerindeki o sönmeyen ateşle. "Bu masa savaşı daha yeni başladı, haberin olsun."

Sıranın altından çıkıp yerlerimize tekrar oturduğumuzda, o sıranın ortasındaki kırmızı çizgi yerdeki kargaşada biraz silinmiş, bulanıklaşmıştı. Ama ikimiz de çok iyi biliyorduk ki, aramızdaki o görünmez çizgi artık silinemeyecek kadar derinleşmiş, kazınmıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.