İçeriğe geç

Komşu kızı

Bölüm 7 · 4 dk okuma

Komşu kızı

Bölüm 7

7. Bölüm: Sıra Arkadaşı Mı, Düşman Mı?

Ders boyunca yanımdan, o daracık ahşap sandalyeden yayılan o buz gibi gerilimi ve yüksek tansiyonu hissetmemek imkansızdı. Mayıs, iki elini sıranın altında yumruk yapmış, çenesini dikleştirmiş, bakışlarını bir saniye bile tahtadan ayırmadan adeta taş bir heykel gibi oturuyordu. Arada bir derin, sıkıntılı nefesler alıyor; her nefes verişinde omzu hafifçe benim omzuma değiyordu. O anlarda sanki vücuduna bin volt elektrik verilmiş gibi irkilerek kendini hemen sıranın diğer ucuna, duvara doğru çekiyordu. Onun bu kasıntı, teyakkuz hali ve beni yok sayma çabası içimdeki o muzip tarafı acayip eğlendiriyordu.

Dersin bitiş zili o tiz sesiyle koridorda yankılandığında, sınıftaki o ağır, kasvetli sessizlik bir anda yerini büyük bir uğultuya bıraktı. Hoca evraklarını toplayıp sınıftan çıkar çıkmaz, Mayıs sanki üzerinde oturduuğu ahşap sandalye alev almış gibi hızla ayağa fırladı. Çantasından çıkardığı kalın defterini sıranın üzerine hırsla bıraktı.

"Ben bu sırada oturmam," dedi, sesindeki o tavizsiz, hırçın ve kararlı tonla doğrudan gözlerimin içine bakarak. "Hocayla konuşup yerimi hemen değiştireceğim. Seninle aynı sırada bir dakika bile durmam."

Sırtımı sıranın arkalığına rahatça yasladım, kollarımı göğsümde bağladım. Yüzüme o en iyi bildiğim, onu çıldırtan ukala gülümsememi yerleştirdim. "Zorlama istersen şansını komşu kızı..." dedim, sesimi olabildiğince dingin ve kendinden emin tutarak. "Sınıftaki tek boş yer burasıydı, girmeden önce gözün kaçırdı herhalde. Hoca seni kalkıp da en ön sıradaki Burak'ın yanına oturtmaz; çocuk zaten tek başına iki kişilik yer kaplıyor. Yani anlayacağın... Bu sene boyunca benimle aynı sırayı paylaşmaya, aynı havayı solumaya paşa paşa mahkumsun."

Mayıs dişlerini o kadar sert sıktı ki çene kemiklerinin kasıldığını gördüm. Bana nefret dolu son bir bakış fırlattıktan sonra arkasını dönüp sınıftan hışımla dışarı çıktı. Büyük ihtimalle öğretmenler odasına gidip hocaya diller dökecek, şansını zorlayacaktı. Ama boşunaydı; bu okulda öğretmenlerin ilk gün belirlediği oturma düzenini değiştirmek imkansıza yakındı.

O sınıftan fırtına gibi çıkınca, bizim tayfadan Efe ve Burak hemen sırama doğru yanaştı. Efe önümdeki sandalyeyi ters çevirip oturdu, meraklı bakışlarını kapıya doğru dikti.

"Oğlum Toprak, bu yeni nakil kız kim ya?" diye sordu Efe, sırıtarak. "Sınıfa girdiğinden beri ikinizin arasında resmen görünmez şimşekler çakıyor. Bakışlarınızla birbirinizi bi kaşık suda boğacaktınız neredeyse. Dürüst ol, tanışıyor musunuz siz önceden?"

"Yan daireye yeni taşınan komşu kızı," dedim, masanın üzerindeki tükenmez kalemi parmaklarımın arasında çevirmeye devam ederken. "Dün taşındılar. Dün akşamdan beri ufak tefek anlaşmazlıklarımız var diyelim."

"Vay be, komşu kızı desene!" dedi Burak gülerek. "Ama kız bayağı dişli duruyor ha kanka, sana hiç eyvallahı yok gibi. Diğer kızlar gibi tırsmadı senden."

"Dişli ki ne dişli..." diye mırıldandım kendi kendime, kapıya bakarak. "Ama yakında o tırnaklarını nereye geçireceğini şaşıracak, haberi yok."

İkinci ders zilinin çalmasına bir iki dakika kala Mayıs sınıfa geri döndü. Yüzündeki o yenilmiş, hayal kırıklığına uğramış ama hala pes etmemiş hırslı ifadeden hocadan kocaman bir "hayır" cevabı aldığını anlamak hiç de zor değildi. Yanıma doğru yürürken adımları ağır ve öfkeliliydi. Çantasını sıranın üzerine sertçe bıraktı, sandalyeyi gıcırdatarak geriye çekti ve istemeye istemeye tekrar yanıma çöktü.

Ona doğru hafifçe eğildim. "Eee, neler oldu komşu kızı? Hoca seni yanıma oturtmak için can mı atıyor yoksa 'Toprak çok iyi çocuktur, iyi anlaşırsınız' mı dedi?"

Mayıs kafasını yavaşça bana doğru çevirdi. Bu sefer gözlerimizin arasında sadece birkaç santimlik bir mesafe kalmıştı. O koyu renk gözlerindeki inatçı parıltı, penceremden süzülen güneş ışığında adeta parıldıyordu.

"Çok sevinme Toprak Efendi," dedi, sesini sadece benim duyabileceğim, tehditkar bir fısıltıya düşürerek. "Hoca şimdilik 'idare edin, sınıf dolu' dedi ama ben o idare etme süresini sana zindan edeceğim. Bu sırada oturuyor olmam, senin o çekilmez varlığına katlanacağım anlamına gelmez."

"Öyle mi?" dedim, kaşlarımı alayla kaldırarak. "Nasıl yapacaksın bunu, acayip merak ettim doğrusu."

Mayıs çantasından kırmızı renkli, ince uçlu bir tükenmez kalem çıkardı. Başını dik tutarak, tam ikimizin sırasının ortasından geçen o ahşap birleşim çizgisine kalemin ucunu bastırdı. Sıranın en başından en sonuna kadar, tahtanın üzerine bastıra bastıra kıpkırmızı, düz bir çizgi çekti. Sırayı tam ortadan ikiye, milimetrik bir şekilde bölmüştü.

"Bak," dedi, kalemin ucunu tehditkar bir şekilde benim tarafıma doğru sallayarak. "Burası senin bölgen, burası benim bölgem. Kolun, dirseğin, kalemin, çantan ya da vücudunun tek bir parçası bu kırmızı çizgiyi bir milim bile geçerse, dünkü o duvardan çok daha büyük bir gürültü kopar. Anlaştık mı 'dağ ayısı'?"

Sıranın ortasındaki o taze, kıpkırmızı çizgiye baktım, sonra da onun 'harika bir iş başardım' edasıyla duran o zafer kazanmış yüzüne. Bu kız gerçekten çıldırmıştı; kendi dünyasında sınırlar çizip beni hapsedebileceğini sanıyordu. Ama bu çocukça sınır koyma oyunu, içimdeki o meydan okuma hissini daha da hırslandırmıştı.

Sağ elimi masadan kaldırdım. İnatla ve kasten, dirseğimi tam o kırmızı çizginin üzerine, hatta onun bölgesine en az iki santim taşacak şekilde hırsla yerleştirdim. Yüzüne doğru biraz daha yaklaştım, gözlerinin tam içine baktım.

"Çizgiler beni durduramaz komşu kızı..." dedim, sesimdeki o derin ve kendinden emin tonla. "Hele ki o çizgiyi sen koyduysan, onu ihlal etmek, yıpmak benim için sadece bir zevk olur."

Mayıs’ın gözleri öfkeyle açıldı, nefesi hızlandı. Sıranın altındaki bacağını sinirden ritmik bir şekilde sallamaya başladı. Tam bana sert bir hamle yapacak, belki de o kalemi elime batıracakken ders öğretmeni sınıfa girdi.

Savaş artık sadece o soğuk duvarların arkasında veya koridorlarda değil; tam olarak bu küçücük tahta sıranın üzerindeki o kırmızı çizginin sıfır noktasındaydı. Ve ikimiz de o sınırı ilk kimin tamamen çiğneyeceğini görmek için tetikte, nefeslerimizi tutmuş bekliyorduk.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.