İçeriğe geç

Komşu kızı

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Komşu kızı

Bölüm 1

1 Bölüm:Gürültülü Bir Başlangıç

Her sabah aynı rutine uyanmaktan nefret ederdim ama bu sabah o rutini bile özleyeceğim bir karmaşayla başlamıştı. Bizim apartmanın önünde sabahın köründen beri bitmek bilmeyen bir gürültü vardı. Kamyon sesleri, sağa sola çarpan mobilyaların çıkardığı o sinir bozucu gıcırtılar ve merdivenlerde koşturan yabancı insanların ayak sesleri... Annem sabah kahvaltıda üst kata yeni birilerinin taşındığını, bizim yan dairenin nihayet dolduğunu söylemişti. Benim için fark etmezdi; odama çekilir, kulaklığımı takar ve dünyayı dışarıda bırakırdım. Benim dünyam odamın sınırları kadardı zaten.

Öğleden sonra, biraz hava almak ve mahalledeki çocuklarla buluşmak için evden çıkmaya karar verdim. Üzerime her zamanki siyah kapüşonlumu geçirip kulaklığımı boynuma astım. Merdivenleri hızlı adımlarla indikten sonra, apartmanın ağır demir kapısını sertçe iterek dışarı adımımı attım. Ya da atmaya çalıştım demeliyim.

Çünkü tam o salisede, sanki dünya üzerime yıkılıyor gibi büyük bir gürültü koptu.

Çaaat!

Sert bir şeye çarptığımı hissettim. Dengemi korumak için bir adım geri atarken, karşımdaki şeyin aslında bir insan olduğunu ve kucağında devasa bir koli taşıdığını fark etmem birkaç saniyemi aldı. Kız, çarpmanın etkisiyle dengesini tamamen kaybetmişti. Elindeki o kocaman koli resmen havada ters takla attı ve apartmanın beton zeminine büyük bir gürültüyle çakıldı. İçinden kalın kalın kitaplar, defterler ve ne olduğunu anlamadığım bir sürü ıvır zıvır etrafa saçıldı. En son duyulan o keskin cam kırılma sesi ise durumun vehametini özetliyordu.

"Yavaş olsana be! Önüne baksana biraz!" diye bir ses yükseldi aşağıdan.

Hızla kafamı indirdim. Kız çoktan yere çökmüş, ellerini kırık seramik parçalarının arasında gezdiriyordu. Saçları yüzünün önüne düşmüştü ama sesindeki o saf öfkeyi hissetmemek imkansızdı. Yanakları sinirden anında kıpkırmızı olmuştu.

Normalde suçlu hismem gerekirdi belki ama o an tavrı beni biraz eğlendirmişti. Suç tamamen bendeymiş gibi konuşuyordu. Üstümdeki kapüşonlunun önünü düzeltip, sakin kalmaya çalışarak derin bir nefes verdim.

"Ben mi önüne bakayım?" dedim, sesime engel olamadığım hafif bir alaycı ton yerleşirken. "Asıl sen önünü görmeyecek kadar büyük bir koliyle apartmana dalıyorsun. Burası otoban değil, apartman girişi farkındaysan. İnsan bir bakar yani kapıdan çıkan var mı diye."

Kız hızla başını kaldırdı. Gözlerinde resmen şimşekler çakıyordu. Saçlarını eliyle geriye doğru savurdu ve hızla ayağa kalktı. Boyu benden biraz kısaydı, bunu fark etmek için dahi bir bakış atmam yetmişti ama o kadar dik ve kararlı duruyordu ki, aradaki boy farkını tamamen kapatıyordu.

"Dalmıyorum, ev taşıyorum ben! Görünmez değilim herhalde!" diye çıkıştı, sesini biraz daha yükselterek. "Ayrıca insan bir 'özür dilerim' der, hatasını kabul eder, yardım eder. Ne kadar kaba birisin sen ya? Dağdan gelip bağdakini mi kovuyorsun?"

Ellerimi umursamazca kot pantolonumun cebine soktum ve omuz silktim. Onun bu aşırı tepkisi beni nedense daha da sakinleştiriyordu.

"Adım Toprak," dedim, kendimi tanıtma gereği duyarak. "Kaba değil, gerçekçiyim diyelim. Ve bence o koli senin kucağında zaten her an düşecek gibi duruyordu, ben sadece süreci birazcık hızlandırıp yer çekimine yardımcı oldum."

"Bir de şaka yapıyor! Şaka gibi gerçekten, sabır ver Allah'ım..." diye homurdandı kendi kendine. Yerden hırsla bir kitap aldı, sanki bana fırlatmak istiyormuş gibi bir an elinde sıktı ama sonra vazgeçip diğer kitapları toplamaya devam etti. Eğildiği yerden bana ters bir bakış fırlattı. "Umarım bu apartmanda yaşamıyorsundur Toprak Efendi, çünkü seninle her gün karşılaşma fikri bile şu an taşınma hevesimi tamamen kaçırdı. Daha ilk günden kabus gibi çöktün üzerime."

İşte tam o an, dudaklarımın kenarında engel olamadığım o muzip gülümseme belirdi. Bu kızın sinirlendiğinde verdiği tepkiler gerçekten komikti. Ona hayatının şokunu verme sırası bendeydi.

"Sana kötü bir haberim var o zaman 'komşu kızı'..." dedim, sesimi biraz alçaltarak ona doğru bir adım attım. "Çünkü tam olarak bu apartmanda yaşıyorum. Hatta... Belki de sandığından çok daha yakınındayım. Yan dairenin yeni sakini sensin, değil mi?"

Kız elindeki son kitabı da adeta beton ufalarcasına hırsla yerden aldı. Ayağa kalktığında gözlerimin içine dik dik baktı. Aramızdaki o birkaç santimlik mesafede bile gözlerindeki o inatçı parıltıyı görebiliyordum.

"Uzak dur yeter," diye mırıldandı. Sesindeki öfke bu sefer yerini net bir kararlılığa bırakmıştı.

Yanımdan geçerken omzu hafifçe omzuma çarptı. Bilerek mi yaptı yoksa koli ağır olduğu için mi emin değildim ama bunu umursamadım. Apartmanın loş merdivenlerinden yukarı doğru hışımla tırmanışını, o söylenerek yürüyüşünü arkasından izledim. Demir kapı arkasından yavaşça kapanırken ben hala olduğum yerde duruyordum.

Yerde kalan tek bir şeye gözüm çarptı. Çarpışma anında saçılan o kırık kupanın tam ortasında, üzerinde küçük bir kedi figürü olan mavi bir seramik parçası duruyordu. Eğilip o parçayı yerden aldım. Parmaklarımın arasında evirip çevirirken, az önce fırtına gibi esip geçen o kızı düşündüm. Adını bile bilmiyordum daha.

"Görünüşe göre yeni komşu biraz dişli çıktı," diye geçirdim içimden. Kendi kendime gülerken mavi seramik parçasını cebime attım ve apartmandan dışarı çıktım. "Bakalım bu 'kadın' daha ne kadar sinirlenecek..."

Kafamı kaldırıp bizim dairenin hemen yanındaki o pencerelere baktım. İçeride ışıklar yanmıştı. O odanın duvarının hemen arkasında benim odam vardı. Ve ben henüz, o duvarın ardında başlayacak hikayenin hayatımı ne kadar değiştireceğinden tamamen habersizdim.

Mahallede çocuklarla biraz takılıp kafamı dağıtmaya çalışsam da aklım sürekli apartman girişindeki o fırtınalı karşılaşmaya kayıp duruyordu. Cebimdeki o küçük, mavi kedi figürlü seramik parçası yürürken her bacağıma çarptığında, o kızın sinirden kıpkırmızı olmuş yüzü ve inatçı bakışları gözümün önüne geliyordu. Kendi kendime "Alt tarafı bir kaza," diyordum ama o kapüşonlu halimle beni "kaba" ilan etmesi canımı sıkmıyor değildi.

Hava iyice karardığında apartmana geri döndüm. Merdivenleri çıkarken yerde tek bir cam kırığı bile kalmadığını fark ettim; belli ki her şeyi tertemiz toplamıştı. Bizim dairenin kapısını anahtarımla açıp içeri sızdığımda, burnuma mutfaktan gelen o nefis yemek kokuları doldu. Kulaklığımı boynumdan çıkarıp vestiyere astım ve doğrudan mutfağa geçtim.

Annem tezgahın önünde, her zamanki gibi neşeyle yemeğini karıştırıyordu. Beni görünce yüzünde kocaman bir tebessüm belirdi. "Geldin mi paşam? Tam zamanında, yemek neredeyse hazır," dedi.

"Geldim sultanım," diyerek buzdolabından bir bardak soğuk su aldım. Suyu içerken, olabildiğince sıradan ve umursamaz bir ses tonu yakalamaya çalışarak sordum: "Şey... Apartmanın önünde bir kamyon vardı giderken. Yan daireye taşınanlar kim, belli oldu mu?"

Annem elindeki tahta kaşığı tencerenin kenarına vurup hevesle bana döndü. "Ah, sorma! Nihayet taşındılar. Çok tatlı, çok kibar bir aile. Bir anne ve kızı. Kadıncağız tek başına büyütmüş kızını, buraya da yeni bir başlangıç için gelmişler. Adı Selda. Kızı da tam senin yaşlarında, çok hanım hanımcık bir kıza benziyor. Yarın bir hoş geldin keki yapıp götüreceğim, sen de benimle gelirsin artık."

"Hanım hanımcık" lafını duyduğum an boğazıma kaçan su yüzünden hafifçe öksürdüm.

Hanım hanımcık mı? Daha birkaç saat önce apartman girişinde beni çiğneyecek gibi bakan, gözlerinden şimşekler çakan o kızdan mı bahsediyordu annem? Benim o kaba dediğim, yerdeki kitapları hırsla toplayan hırçın kız, anneme saniyeler içinde kendini "hanım hanımcık" olarak mı tanıtmıştı?

İçimde ani bir sinir dalgası kabardı. Yan dairemizde bir meleğin değil, resmen patlamaya hazır bir dinamitin yaşayacağını anlamıştım. Üstelik bir de yarın onunla yüz yüze gelip "komşuculuk" oynamam gerekecekti. Derin bir nefes aldım, dişlerimi sıktım ama anneme hiçbir şey belli etmemek için anında yüzüme o her zamanki profesyonel maskemi taktım. Sakin, kayıtsız ve neşeli.

"Öyle mi? İyi, sevindim apartmanın dolmasına," dedim, bardağı tezgaha bırakırken sesimin titrememesine özen göstererek. "Ama biliyorsun anne, benim ödevlerim, derslerim yoğun bu aralar. Kek götürme işini sen halledersin, ben pek girmeyeyim o toplara."

"Aman iyi tamam, hemen kaç zaten," diye güldü annem, arkamdan söylenerek.

Mutfaktan çıkıp hızla odama geçtim ve kapıyı arkamdan kapattım. Odadaki ışığı açmadan doğrudan pencereye yürüdüm. Hemen yan taraftaki dairenin penceresinden sızan ışık, odamın zeminine vuruyordu. Duvara yaklaştım, sırtımı o soğuk tuğlalara yasladım ve cebimdeki o mavi seramik parçasını çıkarıp parmaklarımın arasında sıktım.

Tam o sırada, duvarın hemen diğer tarafından bir ayak sesi ve ardından bir gardırop kapağının sertçe kapanma sesi geldi. Aramızda sadece birkaç santim vardı ve o fırtınalı kız, şu an tam olarak duvarın öteki tarafındaydı.

Dudaklarımı birbirine bastırıp duvara ters bir bakış fırlattım. "Hanım hanımcık, öyle mi?" diye mırıldandım kendi kendime, içimdeki o sinirli gülüşle. "Bakalım bu rolü ne kadar sürdürebileceksin 'komşu kızı'..."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.