İçeriğe geç

KOMŞU

Bölüm 22 · 9 dk okuma

KOMŞU

Bölüm 22

🎙️ 22

Tüm gece huzursuzca yatakta dönüp durduktan sonra sabaha karşı uykuya yenik düşmüştüm. Dün, biraz olsun tabularıma meydan okumuş ve kendimi bambaşka bir şey yapıp, çizgimin dışına çıkmaya ikna etmiştim ki Siraç tüm planlarımın içine etmişti. Hem de dalga geçmek uğruna. Kim, ağrıyan yeri bacağı iken sırtına masaj yaptırırdı ki? Bu başlı başına bir meydan okumaydı. O kadar aptalım ki sadece birkaç gün iyi geçindik diye iyi anlaşayacağımızı düşünmüştüm. Bu fikre kapılmış ve... Evet, kahretsin. Ona karşı içimde arzuların oluşmasına izin vermiştim. Evet, bunda alkolün etkisi vardı. Evet, alkolün etkisinin o kadar uzun sürmeyeceğinin farkındaydım ancak bu suçu kabullenemezdim. Başka türlü neden onun gibi, kendini beğenmiş birine böyle hissedeyim ki? Bu aptallık olurdu.

Bu başlı başına aptallık olurdu.

Bu aptallıktı.

Gürültüyle gözlerimi açtığımda bir an için ne olduğunu idrak etmeye çalıştım. Uzaktan, derinlerden kapıya vurulma sesi geliyordu. Duymazlıktan gerek başımı yastığa koydum, sadece bir anlığına uykuya dalmıştım ki tedaviye gideceğimiz aklıma gelmişti. Koşarak yataktan fırladım ve daha gözümü açamadan kapıyı açtım.

Siraç karşımda, burnundan soluyarak duruyordu "Saat kaç?" diye sordum kapıyı açık bırakıp doğrudan kapının ardındaki lavaboya doğru yürürken.

Bastonlarını tıkırdatarak içeri girerken "Yediyi yirmi geçiyor," derken ben diş fırçasına macun sıkmaya çalışıyordum. Soluduğunu duydum "Uykuya dalacağını bilseydim, evine gitmene izin vermezdim," dediğinde dişlerimi fırçalıyordum. Ona banyo kapısından baktığımda kapıyı kapatıyordu.

"Bir kere olmuş bir şey," diye çıkıştım.

Güldü "Daha ilk seferinde geciktin," diye hatırlatırken onunla göz kontağı kurmadım. Bir yandan dişlerimi fırçalayıp bir yandan saçımı tararken yatak odasına doğru yürüdüm "Eğer böyle olacaksa kendine yedek bir telefon al," dedi.

Çıkardığım tişörtü yatağın üzerine attım, ağzımdaki diş macunu fazla köpürdüğü için midemi bulandırıyordu, koşarak yeniden banyoya girdim ve ağzımı çalkaladım "En ucuz telefon ne kadar olmuş haberin var mı?" diye çıkıştım. Elime biraz saç yağı alıp kabarıklığını elimle düzeltirken yeniden yatak odasına koştum.

"Tuşlu telefon kullan,"

"Asla"

"Ne olacak? Her sabah böyle geç mi kalacağız?"

Üzerimdeki tişörtü başımdan sıyırırken "Sen bana telefon al," dedim. Üzerinde baskısı olmayan, yarım tişörtümü üzerime geçirdim.

Alayla "Gazi maaşıyla mı?" diye homurdandı.

Elime ilk gelen beyaz, üzerinde inek desenleri olan ve benim asla almayacağım pantolonu üzerime geçirdim. Muhtemelen marka gönderisiydi ve bir şekilde dolabımdaydı. Yenisini aramaya vaktim yoktu, dolabım kapaklarının arkasında çok karışıktı.

"Bana evinin anahtarını ver," dediğinde elimde siyah trençkotla yatak odasından çıkıyordum.

"Yok artık," diye gözlerimi devirdim.

"Merak etme, seni basmam. Nereden baksan bir saat geçikeceğiz, tam trafik saatinde çıkıyoruz," dediğinde haklıydı. Arabamın ve evin anahtarlarını alırken pes ettim ve portmantonun çekmecesindeki anahtarın kopyasını ona verdim.

"Sabahları uyanmadığım takdirde evime girebilirsin," dedim.

Anahtarı aldı, kendi anahtarının yanına sıkıştırırken "Meraklısı değilim," dediğinde ona yapmacık bir gülüş attım. Ayakkabılarımı giyerken kapıyı açmıştı. Üzerinde siyah kapşonlu, altında aynı renk eşofman, üzerinde siyah şişme yelek ve ayaklarında siyah, klasik Vans vardı. Sırt çantasını almıştı bu kez, muhtemelen yedek kıyafetleri vardı içinde.

Merdivenleri inerken gergindi, geç kalmayı sevmediğini anlayabiliyordum. Ne de olsa uzun yıllar boyunca ordu disipliniyle büyümüştü lakin ben onun kadar dakik değildim. Yani geçikmek, benim için dünyanın sonu değildi. Beni daha da strese soktuğu için her zaman kendime esneme payı bırakırdım.

Normalden daha hızlı bir şekilde on dört katı indiğimizde ikimiz de nefes nefeseydik. Arabaya binip alelacele çalıştırdım ve dakikalar içinde akan trafiğe karıştım. Tam da dediği gibi trafik yoğundu bu yüzden çoğunlukla arıza şeridini kullanıyor, radar yahut kameraların olduğunu bildiğim yerlerde şeridimi kolluyordum. Evet, arkamdan ceza gelmesi bir şey değiştirmezdi lakin ben tuşlu telefon kullanmayacağım gibi trafik cezası da ödemezdim. Bugüne kadar bir tane ceza yemiştim ve o da ağabeyimin arabasıyla olmuştu. Hala bunu bilmiyordu. Alacağım en büyük intikam da bunu itiraf etmek olurdu.

Trafik rahatladığında derin bir nefes almıştım. Artık en sol ve orta şerit arasında nakış dokuyarak hızlı hareket ediyordum. Tamamen konsantre olmuş halde yol ile ilgilenirken Siraç'ın boğazını temizlemesiyle ona baktım.

"Ne yapacaksın?" diye sorduğunda kaşlarım çatılmıştı.

Uzun uzun esnedikten sonra "Neyi, ne yapacağım?" diye sordum dinlenme tesisi tabelasından sonra sağ şeride doğru süzülürken.

"Bu şan şöhret işini," dedi.

Omuz silktim "Ne halt yiyorlarsa yesinler," diye homurdandım ve dinlenme tesisine girdim.

"Yani pes ediyorsun,"

"Hayır, pes etmeye mecbur kalıyorum," dedim ve Starbucks'ın önüne alelade park ettim. Arabadan inmeden önce "Americano mu?" diye sordum.

Kartlığından yeşil kartını bana uzatırken "Aynen, bu kez benden olsun," dediğinde gözlerimi devirdim.

"Gazi maaşın sana kalsın," dedim ve arabadan indim. Arkamdan bana gülümseyerek baktığını görebiliyordum. Kasada fazla sıra yoktu, kendime orta boy Cappuccino ve onun için Americano siparişi verdim. Ödeme için ilk önce telefonumu aramıştım lakin onun tamirde olduğunu hatırlayınca bu kez kartlığımı aramıştım. İkisi de yoktu çünkü evden çıkarken arabayla evin anahtarını almıştım. İkisi bir anahtarlığa takılı olmasaydı muhtemelen evin anahtarını da unutacağım kesindi.

"Bir sorun mu var?" diye sordu kasiyer.

"Kartım arabada kalmış, hemen geliyorum," dedim.

Kız gülümsedi "Kahvelerinizi hazılıyorum o zaman," dediğinde ona minnetle gülümsedim. Neredeyse her sabah aynı dinlenme tesisinden kahve aldığımız için artık yüzüme aşina olmuşlardı.

Ayaklarımı sürükleyerek arabaya doğru yürürken Siraç'ın kendini beğenmiş gülümsemesi yüzündeydi, camı indirip bana kartını uzatırken "Gazi maaşımla sana bir kahve ısmarlamışım, çok mu?" dediğinde kartı sertçe elinden aldım.

"Kartlığımı unuttuğumu fark ettin, değil mi?" dediğimde gülümsüyordu "Hatırlatsaydın ya?" diye çıkıştım.

"Her zaman olduğu yerde değildi, onu arayarak vakit kaybetmek istemedim," dediğinde ona vurmak istiyordum ancak bunun yerine topuklarımı vurarak yürürken "Temassız var," diye seslendi arkamdan. Bazen sırf beni sinirlendirmek için bazen bana aptal gibi davrandığını düşünüyordum.

Yeniden içeri gidip ödemeyi yaparken yeşil kartının alt köşesindeki American Express ikonunu fark etmiştim. Bir gazi maaşıyla American Express kullanıyor olamazdı, üvey ailesinden destek almadığını söylemişti. Yine de bunun üzerinde kafa yormadım ve kahvelerle birlikte arabaya döndüm. Sıcak kahveden birkaç yudum alırken ağır ağır dinlenme tesisinden çıktım.

"Kaçmak kolay olan," dediğinde kahvemi aramızdaki bardaklığa bırakırken ona alayla güldüm.

"Biliyorum," dedim.

"Savaşmaya çalıştın mı hiç?" diye sordu bu kez.

"Savaşıp neden kendimi yorayım?"

"Kazanmak için,"

"Kazanmak mı? Sence kazanabilir miyim? Ne kadar güçlü...-" elini havaya kaldırarak beni susturdu.

"Asıl sen ne kadar güçlü olduğunun farkında mısın? Hala seni destekleyen fanların illa ki bir yerde vardır. Sessiz kalarak kendini daha da yalnızlaştırıyorsun,"

İç geçirdim "Ne yapacağım? Selam millet, kanalıma hoş geldiniz. Size kazık yerken yüzümdeki makyajı yapacağım," diye taklit ettim ve ona döndüm "Böyle mi? Böyle mi diyeceğim?" dediğimde güldü.

"Evet," dediğinde histerik bir kahkaha attım.

"Saçmalık,"

"Çarkların içinde olan sensin, sosyal medyanın ne kadar güçlü olduğunu benden daha iyi senin bilmen gerek," dediğinde elimi havada geçiştirir gibi yaptım "İntikam almak istemiyor musun? Çektiğin acıyı, onların da çekmesini istemiyor musun?" dediğinde omuz silktim.

"İstemiyorum," dedim.

Güldü "Sen, sandığımdan daha da aptalsın," dedi ve konuşmayı orada kesti.

İntikam istemiyordum, sonuçta o benim ağabeyimdi ve ne olursa olsun doğduğum andan bu yana benimleydi. Annemden ya da babamdan görmediğim desteği ondan görmüştüm. Ona zarar veremezdim. Bunu hak edip etmemesi umurumda değildi, sadece içimde kanayan yarayı bu şekilde susturmak istemiyordum. Bir intikam ateşiyle nefreti daha da körüklemek, onları görmek zorunda değilken bir anda yeniden onları görmek zorunda kalmak istemiyordum. Benim için ağabeyim, artık kapanmış bir defterdi. Gelecekte bir gün, benden özür dilemek için gelirse o zaman onu affedecektim ancak şimdilik, biraz ondan uzak kalmalıydım.

Onun kadar kötü olamazdım. Onlar kadar kötü olmayı istemiyordum. Bir süre onlarla uğraşmak, daha fazla katlanmak kendime yaptığım bir işkence olurdu. Şimdi kendimi savunmaya kalktığımda şirkettin tuttuğu sahte hesaplar anında üzerime çökecek ve daha kimseye yayılmadan tüm iddialarımı reddedip beni yeniden yerin dibine sokarlardı.

Onlarla savaşamazdım.

Onlarla savaşmaya çalıştıkça daha da batardım.

Birbirinin aynısı bir randevunun ardından fazla oyalanmadan eve dönmüştük. O unutmuş ya da üzerine düşmüyor olabilirdi ancak dün geceden dolayı ona hala sinirliydim. Onu parçalamak, belki de tırnaklarımla yüzünde izler bırakmak istiyordum. Bu yüzden konuşmadım, konuşma çabalarını da kısa cevaplarla geçiştirdim.

On dördüncü kata geldiğimizde Ali merdivenlerde oturmuş bekliyordu. Ona şaşkın bakışlarla ve kafamdaki soru işaretleriyle bakarken o, gözleri Siraç'ın üzerine dikmiş çatık kaşlarla onu süzüyordu.

"Ne işin var burada?" diye sordum sesimin öfkeyle çıkmasından çok meraklı çıkmasına özen göstererek.

"Telefonun yoktu, sana ulaşamadım," derken gözlerini Siraç'ın üzerinden almıyor ve Siraç da ona aynı dik bakışlarla karşılık veriyordu. Sırtını dikleştirirken ellerini pantolonunun cebine attı "Aranızda bir şey mi var?" diye sorduğunda güldüm.

"Hayır, sadece gönüllü olarak bir gaziye yardım ediyorum," diye hızlıca yarım yamalak bir yalan uydurdum.

"Buna bir anda evine gitmek de dahil mi?" diye sorduğunda öfkeyle burnumdan soludum.

"Ali," diye uyardım.

"Pardon," diye araya girdi Siraç, küçümseyen bakışlarla onu örselerken "Sen kimsin?" diye sordu.

Bu, Ali'nin hoşuna gitmemişti. Dudakları gerilirken sesli bir şekilde nefes aldı ve yerinde kıpırdanırken başını geriye atarak kıkırdadı "Yakında öğrenirsin," derken kendinden emin görünüyordu.

Araya girdim "Ne için geldin tam olarak?" diye sordum.

Gözlerini Siraç'ın üzerinden çekip bana döndü "Bu haftasonu, Cadılar Bayramı partisi var, gelir misin, diye soracaktım," dediğinde ona teşekkür edercesine gülümseyip reddetmeye hazırlanırken Siraç'a döndü. Onu alayla baştan aşağı süzerken "Sana da sorardım ama gelmezsin, diye düşündüm," dediğinde Siraç'ın yerine ben sinirlenmiştim.

"Geliriz," dediğimde Ali gülümsedi.

Sözlerimi idrak ederken "Geliriz?" diye sordu.

"Siraç için de değişiklik olur," derken gülümseyerek bana baktı.

Ali başını salladı "Tamam, adresi mesaj atarım," dediğinde başımı iki yana salladım.

"Instagram'dan at, mesaj atarsan göremem. Telefonum tamirde," dediğimde onayladı

"Görüşürüz o zaman,"

"Görüşürüz."

Ali, gözlerini bir süre üzerimizden ayırmadan merdivenleri inerken ben, neden bir anda bu kadar sert çıkıp ani karar verdiğimi sorguluyordum. Siraç'ın kıkırtısıyla ona döndüğümde dairesine doğru yürürken "İstediğin zaman savaşabiliyorsun," dedi.

"Gelmek zorunda değilsin," diye ekledim.

Dairesinin kapısını açmadan önce "İki katıyla ödeşiriz," dediğinde ona çatık kaşlarla elimde anahtarımla ona dönerken "Benimle iki kutlamaya geleceksin," derken bir an için pes etmek istiyordum, itiraz etmek için ağzımı açtığımda "Yarın 29 Ekim'de protokolde olmam gerek ve aynı şekilde 10 Kasım da buna dahil," derken biraz olsun içim rahatlamıştı. Kutlamadan bahsettiğinde aklıma alkollü partiler gelmişti.

"Tamam," dedim.

Sırtını dairesinin kapısına yasladı "Ciddi bir şeyler giy," dedi elini cebine atarken "Sana kartımı vereyim," derken ona tek kaşımı kaldırmış baktım. Bana sorumluluk alarak böyle yaklaştığını düşünmekten başka bir ihtimalim yoktu, aksi fikirlerim vardı beni aşağılayan ama en azından onur sahibi bir adam olduğu için ilkine inanmayı tercih ediyordum.

Dairemin kapısının kilidini açarken "Öyle mi?" diye homurdandım ve içeri girmeden önce "Kostümleri sen al, M beden olur. Ben kendi takımımı ayarlarım," dedim ve cevap vermesine fırsat tanımadan eve girdim. Böylelikle anlaşmamızdaki bir kuralı çiğnemiştik. Birbirimizin sosyal hayatına dahil olmayacağımıza dair imzaladığımız madde, çöp sayılabilirdi.

Apartman boşluğunda yankılanan "Gazel," seslenişiyle tekrar kafamı kapıdan çıkararak ona baktım "Alışveriş sırasında sanırım benim de yanında olmamda fayda var," dediğinde sebebini sorarcasına baktım.

"Neden?" diye sordum. Cevap vermedi ve omuz silkerek kapıyı kapattı. Beni cevapsız bırakmasının sebebini gerçekten merak ediyordum, cevabı olmadığı için mi cevapsız bırakıyordu yoksa cevap vermek istemediği için mi?

Bölüm sonu

5 yorum