Terliklerimle tozlu yerlere basmanın verdiği rahatsızlık hissiyle Siraç'ın kapısına dayandım. Sinirli miydim? Belki. Tüm bunlardan daha çok, herhangi bir sıkıntısı olup olmadığını merak ediyordum. Arkadaşıyla birlikteydi ancak daha önce o adama hiç de dost gözüyle bakmamıştı, bana ulaşacak bir yeri yoktu lakin duvarıma vurması bir miktar beni korkutmuştu. Belki de adam ona zarar vermişti ve o da benden yardım istiyordu. Belki yaralıydı, yine silah çekmişti birine ve o kişi de onu vurmuştu. Silah sesi duymamıştım ama bu mahallede her şey olabilirdi. Stresten parmaklarım titriyordu, güçlükle kapının deliğini buldum ve içeri girdim. Terliklerimi kapının kenarında bırakıp, benim depo olarak kullandığım ancak onun yatak odası yaptığı, merdivenlerin altındaki odaya yürüdüm.
Koridorun yarısında aklıma diğer ihtimal geldi, olduğum yerde durdum "Kahretsin! Seninle anlaşmadık mı biz? Hani şu ses işini halledecektin!" diye bağırırken yanlış bir şey görme ihtimaline karşılık sırtımı odaya dönmüştüm. Gördüğüm şey salondaki geniş, altı kişilik dikdörtgen yemek masası ve onun İngiliz mavisi sandalyeleriydi. Salonunun koltuklarının, televizyon ünitesinin ve halısının açık renk olduğunu hatırlıyordum.
"Müsaitim, gel!" dediğinde hoşnutsuzlukla dudaklarımı büktüm.
Kapı aralık, sırtüstü yatmış batonuyla duvara vuruyordu. Yaralı değildi, yüzü sağlıklı parlıyordu ve hatta keyifli görünüyordu. Beni fark ettiğinde gülümsedi ve bastonunu hemen yere, yatağın yanına bıraktı.
Kollarımı göğüslerimin altında birleştirip omzumu "Bir şey oldu sandım," diye çıkıştım. Bir anlığına biriyle yatabileceği ihtimalinin aklıma sonradan geldiğini söyleyemezdim.
Beni gözleriyle süzdükten sonra "Gerçekten endişelenmişsin," dediğinde gözleri göbeğimde takılmıştı. Üzerimdeki tişört, karnımın üstüne kadar sıyrılmış ve sporcu atletimin bel lastiğine sıkışmıştı.
Duruşumu bozmadan parmağımı takarak tişörtümü düzeltirken "Bir şey mi oldu?" diye çıkıştım.
"Evet," dedi ve sırtını yatağın başlığına yaslayarak oturur konum aldıktan sonra "Kas ağrılarım oluyor dönem dönem, bu sıralar egzersizden dolayı biraz daha arttı. Masörümü aradım ancak gelemeyecekmiş," dediğinde ona devam etmesini bekleyerek bakıyordum.
Güldüm "Benden sana masaj yapmamı mı istiyorsun?" diye sordum hayretle gözlerimi büyüterek.
Parmağıyla hemen yanımda duran, siyah Ikea şifonyeri gösterirken "En üst çekmecesinde masaj yağları var," dediğinde daha da gözlerimi büyüttüm.
"E yok artık," diye çıkıştım.
Omuzlarını kaldırdı "Kusura bakma, seni işinden alıyorum," derken abartıyla gözlerini büyütmüştü "Ama bizim bir anlaşmamız var. Sen benim her istediğimi yapmak zorundasın," dediğinde başımı geri atarak güldüm.
"Her istediğini yapmak zorunda değilim, sadece sağlık problemleri," diye düzelttim.
Tatlı tatlı gülümsedi "Yağlar en üst, sol çekmecede," dedi ve üzerindeki tişörtü başından sıyırdıktan sonra "Bakma bana öyle, harekete geç," dedi ve elindeki tişörtü, güçlü bir şekilde suratıma attı. Oturduğu yerle aramdaki mesafe iki üç metreden de öteydi "Neden bekliyorsun? Git gide kramplarım artıyor, yoksa bu gece sızlanmaktan seni uyutmayacağım," dediğinde göğsüme çarpan tişörtünü yere fırlattım.
"Uyumak ya da uyutmak gibi bir niyetim olduğunu kim söyledi?"
"Rahatsız etmeyeceğimi kim söyledi?" derken haddiden fazla gergin ve ukala görünüyordu. Ağrıları artmış olmalıydı.
"Bu ayki benzin masrafını komple sen karşılarsın,"
"Hayır,"
"Sen bilirsin," diyerek doğruluğumda suratındaki gülümsemeyi daha da genişletti. Kıkırtısıyla yanık tenindeki kaslar gerilip bedenini daha da sıkıştırırken heyecanlandığımı hissettim. Belki de biraz önce Ali için çarpması gereken kalbim, tam şimdi Siraç için, yanlış bir vakitte çarpıyordu.
"Hala gazeteye konuşabilirim," dediğinde ona dik dik baktım "Ah, hala bana bir KEF ses sistemi borçlu olduğunu da unutmadım," dediğinde parmaklarımı boğazına geçirip onu boğazlamak istiyordum.
Nefesimi sesli bir şekilde üfledim "Nereye masaj yapacağım?" diye sordum çekmeceye doğru yürürken. Şifonyer altı çekmeceli ve iki metreye yakın bir parçaydı. Üzerinde Playstation 5, Xbox, onları oyunları, oyun kolları ve büyük bir televizyon vardı.
"Sırtıma," dediğinde açık çekmecenin başında durup ona döndüm. Ciddi olup olmadığına bakıyordum, son derece ciddiydi ve yatakta yüzüstü dönmeye hazırlanıyordu.
"Ses sistemini parçaladığım için bana kızgınsın, değil mi?" diye sorduğumda omzunun üzerinden bana baktı.
Alaycı bir ifadeyle ayıplar gibi "Lafı mı olur? Alt tarafı Cumhurbaşkanı tarafından hediye edilmiş yarım milyonluk bir ses sistemiydi," dediğinde ona gözlerimi devirdim. Rastgele bir şişe alıp ona doğru yürürken "E tabi, tek eğlencem olduğu kısmı da var," diye ekledi.
"Tek mi?" diye sordum şifonyerin üzerindeki oyun konsollarını ve oyunları işaret ederek.
"Tek başıma onların keyfi çıkmıyor," dedi ve yastığı kollarının arasına alıp başını yastığa koydu "Başlayacak mısın?" diye homurdandı.
"Ben masajdan anlamam," dedim.
"Hamur yapmayı biliyor musun?" diye sorduğunda elimdeki aromalı yağa baktı. Onaylar anlamda başını sallarken benden cevap beklediği açıktı, ben de vazgeçmesi için ona bakıyordum.
"Evet," dedim.
"Aynı," dediğinde suratıma geniş bir gülümseme kondurdum. Yapacağım her şeyi hamur yoğurma becerilerimin üzerine atabilirdim. İç geçirdim ve hemen yanına oturdum. Şişenin dışına baktığımda Misbahçe'nin rahatlatıcı masaj yağıydı. Şişe doluya yakındı, kapağını açtığımda usulca kokladım. Genellikle Siraç'tan aldığım serin ve ferah kokuydu. İçerik listesine baktığımda bir yığın aromanın içinden benim ağırlıkla hissettiğim lavanta, portakal ve bergamot birleşimiydi.
Yağı usulca omuzlarının arasında omurgasının üzerine bıraktığımda ellerimin altında irkildi ve bedeni kalsıldı. Gözümün önüne gelen bacaklarımın arasında aynı bu şekilde kasılması geldiğinde kendimi köşeye çekip tokatlamak istiyordum. Ne zamandan beri bu kadar cinselliğin peşine düşer olmuştum? Evet, bunun tek bir açıklaması vardı: Biraz önce Ali uyarılmama sebep olmuştu ve bu yüzden, Siraç'a karşı arzulu yaklaşıyordum. Belki de hala sindiremediğim alkolün de etkisi vardı. Emin değildim. Alkolün bu kadar tesirinde kalacak bir insan değildim, gerçi fazla su içmemiştim ve bedenimin alkolü hızlı sindirmesini sağlayacak her şeyi ertelemiştim ama yine de tüm suçu alkole atıp kendimi aklayacak değildim. Aslında... Sanırım öyleydim. Ne de olsa ben annesinin kızıydım.
Belinin alçak noktasına, bel gamzelerinin biraz üzerindeki çukura dolan yağı parmaklarımla tüm sırtına yayarken soğuk ya, teninin sıcaklığıyla ısınmış ve cildini parıl parıl parlar hale getirmişti. Sırtındaki kaslar, bacaklarının aksine daha da sıkıydı. Mermer parçasının üzerine örtülmüş yumuşak örtü gibiydi. Masaj yağlarından olsa gerek teni yumuşak ve pürüzsüzdü. Masajdan hoşlanmadığım için hiç yaptırma gereği duymamıştım ancak onun cildine bakarken, ellerim güzel teninde dolaşırken bir gün masaja gitmeyi kendime yazdım.
Tırnaklarım güzel teninin üzerinde belli belirsiz, yağın arasında kendine yol açarak akarken sırtında kırmızı çizgiler yaratma isteğim doğuyordu. Bu histen kurtulmaya çalışırken "Daha sert," diye mırıldandı Siraç. Gözümün önünde beliren daha sert şu anki durumumuzla tamamen alakasız ve erotikti.
"Ne?"
Omzunun üzerinden bana bakarken yeşil gözleri parıl parıl parlıyordu. Sanki aklımdan geçenleri duymuştu ve tıpkı benim gibi hissettiği fikrine kapılmıştım "Avcunun içiyle biraz bastır, tırnaklarınla değil," dediğinde yeniden gerçek dünyaya dönmüştüm. Masaj.
Belinin ortasından omuzlarına kadar avcumun kaba etiyle, bileklerden birkaç santim aşağısıyla tenini ezdiğimde hoşnut sesler çıkararak mırıldandı. Bunu görmezden gelmeye çalışarak derin bir nefes aldım ve biraz olsun canının yanmasını dileyerek dizlerimin üzerine çıkıp aynı hareketi tüm ağırlığımı vererek tekrarladığımda daha da memnun olmuştu. Normalde cinsellikle arasına mesafeler koymuş, bunu zaman kaybı olarak gören ve negatif bakan taraf her zaman ben olmuştum ancak ne olduğunu bilmiyorum ama söz konusu o olduğunda, sanırım tersine dönmüştü.
Elini havaya kaldırdı işaret ve orta parmağını kancaya asılır gibi havaya kaldırıp bana gösterdi "Omurgamı şu iki parmağının arasına alıp bastırarak yukarı yukarı yapa," dediğinde ona dik dik bakıyordum "Masörüm çok güzel yapardı," diye ekledi.
Ağzımın içinden bir küfür homurdandım "Aferin ona," diye daha sesli bir şekilde homurdandım ve gösterdiği hareketi omurgasından yukarı birkaç kez yaptım.
"Dümdüz yapamıyor musun şunu?" diye çıkıştığında ona gözlerimi abartıyla devirdi, beni görmediğini bildiğim için suratımı buruşturarak sessiz küfürler ve şiddet gösterileri sundum. Kafasını yastığa vura vura, yumuşak bir cisimle bayılmak neymiş ona göstermek istiyordum.
Belinin iki yanındaki tikli bölgelere tırnaklarımı geçirdiğimde ellerimin altında kıpırdandığında onu kaçırmak istemiyordum, at biner gibi kalçasının üzerine oturduğumda sabit kaldı. Öfkeyle parmaklarımı arka arkaya omurgasından yukarı masaj yaparken "İyi mi böyle, Yüzbaşı Barbar?" diye çıkıştım. Öfkeli miydim? Evet. Sanki oyuncak gibi benimle oynuyordu ve kendimi rahatlatmak için bir kez olsun düşüncesizce davranmaya çalışırken bunu mahvetmişti.
Altımdan kalkmaya çalışırken "Yeterli," diye mırıldandı ancak sesinde öfkeli olmaktan çok kıkırtıyı andıran bir tını vardı.
Omuzlarından onu yatağa bastırdığımda yan profilinden şaşkın görünüyordu "Yeterli mi? Yeni başladım," diye çıkıştım ve dirseğimi omuzlarının arasına bastırdığımda acıyla inledi.
"Gazel," diye mırıldandı.
Doğrulduğumda belinin üzerinde oturuyordum, elimin altındaki tenini hamur gibi mıncıklarken yine tikine dokunmuştum ve çabucak bacaklarımın arasında sırtüstü dönmüştü. Artık karnının üzerinde oturuyor, nefes nefese kalmış öfkeli suratına bakıyordum.
Ellerimi sert karnının üzerine koydum "Bir sorun mu var?" diye sordum.
"Yeterli,"
Ellerimi karnının üzerinde gezdirirken "Bırak devam ede...-" henüz cümlemi tamamlayamadan bileklerimden tuttu ve beni hemen yanına, yatağın üzerine attığında öfkeyle burnumdan soludum. Evet, bacakları güçsüz olabilirdi ancak o, güçsüzlüğü kendine yedirecek bir adam değildi. Bacaklarını telafi edecek kadar güçlü kolları ve omuzları vardı.
"Sana, yeter, dedim," diye homurdandı.
Çabucak toparlandım ve yataktan kalktım "Dalga mı geçiyorsun benimle?" diye çıkıştığımda yatakta oturur konum almaya çalışırken eşofmanı kaymış, kasıklarına karnından uzanan uzanan çizgileri biraz da meydana çıkarmıştı. Gözlerimi kaçırdım ve öfkeyle ona arkamı döndüm "Gerçekten benimle oyun oynamak istediğinde değil de ihtiyacın olduğunda çağırırsan sevinirim," diye bağırdım odanın kapısına doğru yürürken.
"Sana yeterli olduğunu söyledim, gidebileceğini söylemedim," dediğinde koridoru geri döndüm ve kapının eşiğinden ona bakarken ellerimi belime koymuştum.
"Ne dedin?" diye çıkıştım.
"Gidemezsin," dedi çatı gibi yeşil gözlerinin üzerine çatılmış kaşlarla.
Güldüm "Yakala o zaman," dedim ve ona sıkılı yumruğumla hareket çektim. Elbette bu ona yaptığım bir kötülüktü, bunun için ayriyeten cehennemde bile yanabilirdim ama biraz önce benimle dalga geçmesinin yanında bir hiçti. Kapıyı çarparak çıktığımda çarpma sesi tüm katlarda yankılanmıştı. Hızlı adımlarla evime girdiğimde Ali, holde salonun eşiğinde durmuş bana şaşkın gözlerle bakıyordu.
"Bir problem mi oldu?" diye sorduğunda.
"Hayır," diye çıkıştım ve yanından geçerek yatak odasına yürüdüm.
Ben odanın kapısını kapatmadan önce "Ben gideyim o zaman," dediğinde sadece baktım ve hiçbir şey söylemeden kapıyı çarparak kapattım.

