Konuyu orada kapatmıştık. Olayın üzerinden bir haftadan uzun bir süre geçmişti ki sık sık kontrol ettiğim hesabımın akışlarına fotoğraflarım düşmeye başlamıştı. Kimisi işsiz kaldığım için o adama bakarak geçim sağladığımı söylüyor, kimisi o adamın kocam olduğunu ve onunla birlikte olmak için gruptan böyle bir dramatik ayrılma gerçekleştirdiğime dair komplo teorileri üretiyor, kimisi ise bizim sevgili olduğumuzu söyleyip bana destek mesajları atıyordu. Fotoğraflar ilk önüme düştüğünde olumlu yönde bir ivme kazandığım için bu beni rahatsız etmemişti ancak kolayca unutulmuş, yeniden beni kötüleyen yorumlar, Marifet'in yeni ve gizli projesi gündem olmuştu.
Yeniden gündem olmak istemiyordum, bu boşu boşuna çırpınışlardan ibaret olacaktı. Ben artık tarihin tozlu sayfalarına karışmış kötü kadere sahip ünlülerden olmuştum. İki kutu kahverengi boya sipariş verdim. Başta sadece uzun saçlarımı boyayacaktım ancak bunun yeterli olmayacağını bildiğim için kısaltmaya karar verdim. Evde, kendi bulduğum en kolay saç kesim yöntemiyle katlı ve hacimli bir şekilde saçlarımı omuzlarımın hizasında kestim. Kendi saç rengim kahverengiydi ancak on altı yaşımdan beri bakır kızılına boyadığım için, saçlarımı kahverengiye boyadığımda, ben bile kendimi yabancılamıştım.
Uzun uzun yüzüme, vücuduma bulduğum her bakım malzemesiyle bakıp yapıp tertemiz ve taptaze, evde olmasını hiç sevmediğim ancak yumuşaklığına aşık olduğum deri koltuğa kurulup battaniyemi üzerime çektim ve televizyonu açtım. Perşembe gününü telefonumdan uzak, sadece televizyon izleyerek ve abur cubur yiyerek geçirmiştim. Verimli miydi? Hayır. Yeni aldığım kitabın bir sayfasını bile açmamıştım.
Cuma sabahı tam yedide, ikimiz de aynı anda kapıdaydık. Düz beyaz bir tişört, siyah bisikletçi taytı, üzerime kapüşonlu bir hırka almıştım. Kepli şapka ve beyaz spor ayakkabılarımla dikkat çekicilikten uzaktım. Kartımı cebime attım, her zaman kullandığım klasik güneş gözlüklerimi araba bıraktığım için başka bir tane alma gereği duymadım.
Kapıyı kilitlerken Siraç da evinden çıkıyordu, bileğimdeki akıllı saate baktığımda yediyi bir geçiyordu. Kapıyı kilitlerken "Geç kaldın," dedim. Anlaşmış gibi o da beyaz tişört, siyah eşofman ve kapşonlu hırka giyip, beyaz ayakkabılarını ayağına geçirmişti.
"Ben kapıdan çıkarken saat tam yediydi," dedi ve bana döndü. Kaşları çatılmış halde beni süzerken merdivenlere doğru yürüyordu. Merdivenin başında artık alışık olduğumuz gibi değneklerini bana verdi. Trabzanlar tutunurken "Sende bir değişiklik var," dediğinde ona gülmek istedim.
Kolunun altına girerken "Ne gibi?" diye sordum.
Ağır ağır aşağı inerken "Duş mu aldın?" diye sorduğunda gözlerimi devirdim. Bu hareketime karşılık kıkırdamıştı. Parmaklarını saçlarımın ucunda gezdirdi "Hem boyamışsın hem de kısaltmışsın," dedi.
"Bir an dikkat ayarlarının bozulduğunu düşündüm,"
Güldü "Benim dikkatim dağılmaz," dedi.
"Eminim öyledir,"
Bir kat inmiştik ki sessizliği bozdu "Eski hali daha iyiydi," dedi.
"İyi ki sana güzel görünmeye çalışmıyorum," diye karşılık verdiğimde kıkırdadı.
"Bana güzel görünmeye çalışsan, saçlarının rengini değiştirir miydin?" diye sorduğunda bu kez gülme sırası bendeydi.
Birkaç basamak inenene kadar düşünür gibi yaptım "Elbette hayır," dedim.
"Artık sıradan görünüyorsun," dediğinde ona kolunun altından dik dik baktım ve hiçbir şey söylemeden önüme döndüm. Tam olarak istediğim de buydu, artık dikkat çekmek istemiyordum "Fazla sıradan," diye eklediğinde dişlerimi sıktım.
"Ne güzel, tam istediğim gibi,"
Dudaklarını büktü "Ben senin yerinde olsam sıradan olmak istemezdim, ünlüsün değil mi? Daha da göze batar, daha da sivrilirdim," dediğinde iç geçirdim. Buna cevap vermek istemiyordum, bu tartışmaya açık bir konuydu ve sabaha kadar onunla bu konuyu tartışabilirdim. Yürümeyi durdurup belini bedenime doğru iterken güçlü kolları beni daha sıkı kavrıyor, sert karnını ve göğsünü bedenime bastırıyordu. Ne yaptığını anlamak için suratına baktığımda yeşil gözlerinin üzerinde kaşları çatı gibi duruyor, acı çekerek bana bakıyordu "Tırnakların etime batıyor," dediğinde sımsıkı kavradığım belini serbest bıraktım.
"Özür dilerim," dedim bu kez üzerindeki hırkadan daha sıkı onu tutarken "Bu kadar canın tatlı mıydı?" diye alaya aldım.
"Tikim olduğu içindir belki de," dediğinde yeniden ona baktım.
Belini, biraz önce sıktığım yeri aniden sıktığında bu aniden bana daha fazla sokulmuştu. Bu kadar yakından, tenini ve bedenini hissetmek bana ilk gecelerimde gördüğüm o rüyayı hatırlatmıştı. Kendimi toparladım "Enteresan," dedim sırıtarak.
Omzumun üzerindeki koluyla başımı sıkıştırırken "Zevk mi alıyorsun bundan?" diye sordu. Sesi haylaz ve oyuncuydu. Hala hatırladığım rüyanın etkisi ve yakınlığı bedenimde yankılanırken bu hareketi kalbimin daha da çarpmasına sebep olmuştu.
Dudaklarımı büktüm "Belki de zayıf bir noktanı bulduğum için zevk duyuyorumdur, bilemeyiz," dedim.
"Keyfini çıkar,"
"Denerim,"
Beşinci kata gelene kadar sessizliğini korumuştu ve ben de ona sataşmamıştım. Bir buçuk haftadır neredeyse her gün, yol boyunca üç saat birbirimize katlandığımız için atışarak vakit geçirmiş, izlediğimiz diziler hakkında konuşmuştuk. Sıklıkla araba hakkında konuşuyorduk, motorundaki detayları bilmek istiyordu. Egzozunu nereden getirdiğimizin hikayesini, kimlerle çalıştığımın hikayesini... Hepsini tek tek, hevesli bir çocuk gibi dinlerken ilk defa birine, küçük zevklerimden birini anlatmak bana keyif vermişti. Sıklıkla araba hakkında konuşuyorduk.
"Eski grubunla görüşüyor musun?" diye sorduğunda bu beklenmedik soru karşısında şaşkınlığımı gizleyememiştim.
Başımı iki yana salladım "Hayır, sadece ağabeyimle görüşüyorum," dedim. En son kavga olayını kapatma konusunda konuşmuş, kısa kısa mesajlaşmalarla haberleşmiştik. Aklıma gelmiş miydi? Sık sık ama sorgulamadan suratıma kapatmasını kendimi değersiz hissettirmişti, bu yüzden ona kırgınlığımı belli etmek için aramıyor ve hiçbir şey anlatmıyordum ona.
"Neden? Yani, biraz haberlere bakmıştım. Sanırım adam senin vokalistin Mery'nin sevgilisiymiş," dediğinde ona "Her şey açık işte," bakışıyla yanıt verdim "Doğru, öyle ama siz yakın arkadaş değil misiniz yoksa medyaya mı böyle oynadınız?" diye sordu bu kez.
"Mery ile çok yakınız, lise yıllarından beri hem de. Sürekli birbirimizle vakit geçirirdik, grubun kalanıyla çok sonradan tanıştık. Her biri benim için çok önemlidir ama Mery'nin yeri ayrıdır," dedim.
"Üzüldün mü?"
Dudaklarımı büktüm "Kızdım. Nasıl olur da medyaya inanırdı? Nasıl oldu da o adam onu kandırmıştı? Neden benimle hiç konuşmadı? Kızgın ve kırgınım. Hangisi ağır basıyor diye soracak olursan, kesinlikle kırgınlık," derken üçüncü kattan ikinci kata inen merdivenlerdeydik.
"Belki de inanmak istedi," derken ona ölümcül bakışlarımı çevirdiğimde konuyu değiştirdi "Neden sen onunla konuşmadın?"
"Ağabeyim onun kızgınlığının geçmesini bekliyor, sonra birlikte oturup zaten konuşacağız," derken kendimden emindim. Ağabeyim beni bekletiyordu çünkü hala o adam Mery'nin hayatındaydı ve Mery beni dinlemek istemiyordu. Buraya taşınmadan önce defalarca kez onunla konuşmayı denemiştim ancak yanından bile geçememiştim.
"Bazen zaman geçtikçe kırgınlıklar artar, bunu unutma," dediğinde ona sadece başımı salladım.

