Gözlerimi açtım. Neler yaşadım az önce öyle?Ne anlama geliyor bunlar?
“Horultundan bütün gün uyuyamadım.”
Kaşlarını çatarak baktı Kaan 2
Vücudumun her yeri ağrıyordu inlememek için dudaklarımı birbirine bastırdım ve yutkundum.
“Hâlâ canın acıyor mu?” diye fısıldadığı o an, vücudumun her zerresinin tekrar ağrıdığını hissettim.
“Çok fazla kendini sıkıyorsun.”
“Ne oldu?”
Gördüğün hayalleri bazen ben de göremiyorum yani seni koruyamıyorum.
Söylediği şey dikkatimi çekmişti kaşlarımı çatarak ona baktım.
“Ne demek istiyorsun?”
“Yani sen uyurken aslında ben de senin gördüğün şeyleri görüyorum ama sadece sen kendi iradenle kararlar alıyorsun ben sadece seni izliyorum.” Mağaranın bir köşesinden bir elma aldı ve ısırdı. “Ve başına kötü bir şey gelirse bunu çeşitli şeylerle engellemeye çalışıyorum.”
“P-peki Damla hoca yaşıyor değil mi yani yaşanan olayların gerçek olması nadiren yaşanan bir olay demiştin.”
Sesim titriyerek çıkıyordu.
“Yani nadir de olsa ölmüş olma ihtimali var ama merak etme bazen tranvalar yaşadığın zaman gördüğün tranvadaki kişilerin yüzlerini hatırlayamazsan çevrendeki kişileri tranvana eklersin.” Elini beline koydu ve bir kayalığa yaslandı. “Yani merak etme Damla hoca muhtemelen yaşıyordur.”
Derin bir iç çektim sanırım Damla hocanın hâlâ hayatta olduğuna inanacaktım
“Hadi bakalım çok yoruldun biraz dinlen.”
3 gün sonra…
“KAAN MAYAK MISIN NASIL ATLAYACAKSIN KARŞIDAKİ KAYALIĞA!”
“Ya bak vallah yapacam hem gerçekten ölmem ki.”
“SONRA BAŞIMDA ‘BELİM AĞRIYOR.’ DİYE AĞLIYORSUN İN ÇABUK AŞAĞI!”
“WAAA!”
Kayalıktan diğer kayalığa atlayacağım zaman gözlerimi kapattım. Ve gözlerimi açtığımda evet başarmıştım diğer kayalığa atlamıştım.
“HAHA BAK BAŞARDIM DİĞER KAYALIĞA-“
Dediğimde dengemi kaybedip sırtım yer ile buluştu şu an komada olmasaydım ve gerçekten böyle bir şey yapsaydım muhtemelen kaburgalarım kırılmıştı.
“Ah belim…”
Oflayarak yaklaştı yanıma Kaan 2
“Noldu? Çabuk bitti hava atman?”
Sırıttı ve yüzüne bir yumruk çaktım.
“Kaldır beni.”
“Kaldırmıyorum.”
“Yaaaa”
“Beni dinlememenin cezasını çek kal orada öyle.”
———————— 2 saat sonra
————————
Gerçekten de kaldırmamıştı bana yardım etmemişti hain Kaan 2
“Nasıl gidiyor?” Sırıtarak girdi Kaan 2
“Hiç yuvarlanıyoruz işte.” Dedim iğneleyici bir tonla.
“Hadi ayağa kalk da tekrar bir şeyleri hatırlamaya çalış.”
Yavaşça doğruldum sırtımdaki ağrı biraz daha geçmişti.
“Kaan 2”
“Efendim?”
“Neden bunu yapmak zorundayım? Her böyle şeyler gördükçe kendimi daha kötü hissediyorum.”
Topukları üzerinde dönen Kaan 2 birkaç adımla yaklaştı bana.
“Zor olduğunu biliyorum ama yüzleşmen lazım.”
“Neden?”
“Her hayal gördüğün zaman birkaç fotoğraf parçası buluyorsun ya bunlar bir bütün olduğu zaman buradan çıkabileceksin yapboz gibi düşün.” Dedi ellerini cebine koyarak.
“Hazır mısın?”
Yutkundum “Hazırım.” Gözümde ışık patlamaların olduğunu ve vücudumun gevşediğini hissettim.
Gözlerimi açtığım zaman okuldaydım ah o kadar özlemişim ki
“N’aber kardeşim?”
Arkamı döndüğümde Atlası görünce heyecanlandım çok özlemiştim onu.
“İyiyim.”
“Eee senin Ceren’e noldu.”
Bir an duraksadım göz bebeklerim büyüdü ben eskiden Ceren’den hoşlanıyordum. Çok utandığım için de hiçbir zaman konuşamamıştım onunla her zaman mezun olduğum zaman söyleyeceğim diye de Atlası geçiştirmiştim Atlas da her zaman benim iyiliğimi istiyordu değil mi?
“Çok güzel.”
“Kaan 100. söyleyişinde anladım ama hiçbir gelişme göremedim.”
“Korkuyorum.”
“Erenden mi?”
“Hayır reddedilmekten. Tüm okul bizi konuşursa utançan kafamı duvardan duvara çarparım.”
“Hadi ama zaten bir kaç aya kadar herkes başka okullara gidecek kimse seni tanımayacak bile.”
“Bence Sevde’ye söyleyeyim Ceren’den hoşlandığımı o da Ceren’e söylesin.”
“Saçmalama hangi kız korkak erkekten hoşlanır?”
“Mezuniyette söyleyeceğim.”
“Mezuniyette söyleyeceğim.” Diye dalga geçer tonda taklit etti beni Atlas.—————————- 4. Teneffüste —————————- teneffüs zili çaldığında Kaan derin bir nefes aldı ve koridorda Ceren’i buldum. Yanında Eren de vardı ama artık geri adım atamazdım. Gidip doğrudan konuşacaktım.“Ceren, bir dakika konuşabilir miyiz?” dedim sesimin titrememesi için kendimi zorlayarak. Ceren şaşkınlıkla bana döndü. “Şey, Kaan… Şu an Eren’le—”Eren, bana soğuk bir bakış attı. “Ne konuşacaksın?” Derin bir nefes aldım. “Ceren, ben seni uzun zamandır seviyorum,” dedim tüm cesaretimi toplayarak. “Sana bunu söylemem gerekiyordu.” Koridordaki birkaç öğrenci başlarını çevirip bakmaya başladı. Ceren’in yüzü şaşkınlıkla kızardı. Yanındaki Eren’in yüzü ise aniden gölge gibi karardı.“Kaan, üzgünüm ama ben Eren’i seviyorum,” dedi Ceren yavaşça. Bu cevabı beklediğim halde yine de içinde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Başımı sallayıp oradan uzaklaştım. Ama Eren’in bakışlarını fark etmemiştim. ⸻ “Kaan iyi misin çok durgun görünüyorsun?” dedi Atlas yumuşak bir ifade ile ah kardeşim şu an sana sarılıp ağlamak istiyorum ama hiç zamanı değil. “Eve birlikte gidelim mi?” diye sordu Atlas “Yok ya benim başka bir yere de uğramam lazım bay bay.” diyerek hızlıca Atlasın yanından uzaklaştım eğer biraz daha orada kalsaydım gözyaşlarıma engel olamayacaktım. Okul çıkışında ,bahçedeki demir merdivenlerin oradan geçiyordum. Birden bir gölge önüme düştü. Başımı kaldırdığımda Eren’i ve arkasında iki arkadaşını gördüm.“Benden hoşlanan birine mi yürüyorsun ha?” dedi Eren, gözleri öfkeyle parlayarak.Geri çekildim ama kaçacak yerim yoktu. “Ben sadece duygularımı söyledim. Bunda kötü bir şey yok.”Eren yumruğunu sıktı. “Kötü bir şey mi yok? O zaman neden bana iftiralar atıyorsun?” dedi dişlerini sıkarak. “Sana iftira atmadım-“ aniden beni yakaladı ve duvara itti. Bir anda yüzüne inen darbeyle sendeledim. Etrafındaki birkaç öğrenci durumu fark edip bakmaya başladı ama kimse müdahale etmiyordu. Eren’in öfkesi dinmemişti. Bir yumruk daha atmak için geri çekildiğinde Atlas araya girdi. Yanında Taner hoca ve Ceren vardı. Ceren’in yüzü hem korkmuş hem de Ereni ayıplar bir şekilde bakıyormuş gibi bir ifadesi vardı. Atlasın bağırışı hepimizi yerinden zıplattı. “Yeter!” diye bağırdı. “Bu saçmalık!” Eren dişlerini sıktı ama geri çekildi. “Bu son olsun Kaan,” dedi sert bir sesle ve ardından uzaklaştı. Atlas hemen yanıma koştu. “İyi misin?” Başımı kaldırdım, yüzüm morarmaya başlamıştı bile ama gözlerimde bir kararlılık vardı. “Önemli değil,” dedim yavaşça. “Ama bir gün… bunun karşılığını alacak.” Okulun soğuk rüzgârı esmeye devam etti. O gün Kaan, sadece bir reddedilişin değil, bir savaşın da başlangıcını yaşamıştı. Taner hoca da endişe ile bize bakıyordu. Garip normalde soğuk olan bu hoca benim için endişeleniyordu. Yanımıza yaklaştı
“Kaan merak etme Eren’in ceza alması için elimden geleni yapacağım bu yaptığı çok oldu artık.”
Ceren hâlâ Eren’i sakinleştirmeye çalışıyordu ama kaçamak bakışlar atarak arada sırada bana bakıyordu.
