“Önce… Hatırlaman gerekiyor.”
Bir anda gözlerimde ışık patlamaları oldu. Patlamalar gözlerimi kamaştırdığında gözlerimi sıkıca yumdum. Tenimi soğuk bir rüzgar yaladığında gözlerimi şaşkınlıkla açtım. Ben neredeyim? Bana benzeyen adam nerede? Neden burası tanıdık ama bir o kadar da yabancı? Yere baktığımda eski bir fotoğraf var. Biraz eski ve parçalanmış. Fotoğrafdaki kız gözlüklerinin ardında saklanan bakışları, sanki dünyayı daha derin görüyormuş gibi bir his uyandırıyor. Bazen dalgın, bazen meraklı bir ifade beliriyor. Hafif dalga dalga inen kısa saçları, ışığa göre değişen yumuşak tonlarıyla omuzlarına dökülüyor. Rüzgar estiğinde, bir iki tutamı yüzüne düşüyor ve o da alışkanlıkla elinin tersiyle geriye atıyor. Yanındaki kapalı kız başının etrafına sarılı bir örtü var, başındaki eşarp, adını bilmediğim -hatırlamadığım kızı- kızı daha gizemli bir hale getiriyor. Yalnızca gözlükleri dikkat çekimiyor; üstündeki siyah eşofman takımı bir parça daha gizem yaratıyor. Gözlerinin ne düşündüğünü, ne hissettiğini bilmiyorum. Gözlüklerinin çerçevesi yüzüne tam oturuyor, ama bakışlarının kaybolduğu bir dünya var sanki.
Bunları düşünürken bir ses duydum.
“Kaan neden öylece dikilip duruyorsun yine kendinin keşfettiğini sandığın bir bitki mi buldun?”
Sesle irkildim ve arkamı döndüm. Evet fotoğraftaki kapalı kız.
“Neden aval aval bakıyorsun Ceren yine Kore’ye kaçmaya çalışıyor. Anlamıyorum takılmış elin Koreli’sine sabahtan beri ondan bahsediyor.”
Kapalı kıza anlamaz bir ifade ile baktım. Neyden bahsediyor bu? Kapalı kız arkasındaki tahtadan yapılma evden içeri girdi ve bende arkasından eve girdim.
Kafam karışmış kim olduğunu bilmediğim kapalı kızı takip ediyorum. Ayak seslerimi hafifletmeye çalışıyorum ama tahtanın üzerinde yankılanan ritmi susturamıyordum. O ise hiç arkasına bakmadan yürümeye devam ediyordu. Adımları ne hızlı ne yavaş; bir yere yetişmeye çalışır gibi değil, ama bilinçsizce bir ritme bağlıymış gibi ilerliyor. Tahta kapının önünde durdu derin bir nefes aldı ve aniden kapıdan içeri girdi.
“Ceren!”
Diye bağırdığında irkildim.
“Dön artık iki gözümün çiçeği. Sevde bak hissediyorum vallah bu sefer gelecek.”
Sevde… demek kapalı kızın adı Sevde.
“Ceren delirtme beni iyi ki bir dizi izledin bir daha Yaşar abiden dizi almayacağım.”
“Ama Sevde.” Dediğinde dejavu yaşadım
“ʜᴀᴛɪʀʟɪʏᴏʀ ᴍᴜsᴜɴ?” Bir ses yankılandı, ama nereden geldiğini bilmiyorum. Birbiri ile kavga eden kızlar etraftan kayboldu ve ilk gözlerimi açtığım yerde buldum kendimi. Gökyüzü miğfer gibi üzerime kapandı, havadaki ağırlık nefes almamı zorlaştırıyordu. Fotoğraf hâlâ ellerimde. Titreyen parmaklarımla kenarlarını yokluyorum, ama bu bir anıya dokunuyormuş gibi hissettiriyor -benim anım değil ama yine de tanıdık.- Gözlerimi sıkıca kapatıyorum. Hatırlamalıyım. Hatırlamazsam… Rüzgar kesildi ve dünya aniden sessizleşiyor. Gözlük camlarının ardında saklanan bir çift göz canlanıyor zihnimde. Durgun, ama içinde bir şeyler saklıyor. Bir sır, bir uyarı ya da çok daha fazlası. O kız… Birden fark ediyorum. Nefesim kesiliyor. Fotoğraf elimden kayıp yere düşüyor. Ben onu hiç tanımamıştım. Ama o beni her zaman biliyordu.