Alarm sesi ile irkildim. Saat 9’a geliyordu.Dur bir dakika SAAT 9’A GELİYOR. Okul gezisine geç kalamam bu sefer olmaz eğer yine geç kalırsam Meriç hoca beni öldürür.
“Kaan oğlum kalk hadi işe giderken seni de bırakayım.”
Annemin sesini duyduğumda derin bir oh çektim. En azından öğretmenlerin belirlediği buluşma noktasına koşturmadan gidebilecektim değil mi? Kahvaltımı da arabada yapsam fena olmaz. Elimi yüzümü yıkadım, üstümü değiştirdim ve sırt çantamı alıp hemen annemin arabasına doğru koştum.
Kahvaltımı arabada yaparken annemin endişeli yüzünü gördüm. İlk başta arabaya ekmek kırıntıları döktüğüm için arabayı nasıl temizleyeceğini düşünüyor sanmıştım ama annemin sözü beni duraksattı.
“Kaan okul gezisine gitmeyi çok istediğini biliyorum ama bir kez daha düşünsen olur mu? Bak Eren de orada olacak tamam öğretmenler başınızda duracak ama oraya gitmen beni rahatsız ediyor.”
Ah her zamanki konular annem ne zaman bir yere gideceğim zaman böyle konuşmalar yapar beni de korkuturdu. Ama bu sefer farklı. Yakın zamanda liseye geçeceğim ve arkadaşlarım ve öğretmenlerim ile son bir güzel anımın olmasını istiyorum.
“Anne liseye geçmeme 3 ay kaldı. Bırak da son kez okuldakilerle güzel bir anım olsun hem derslerim de iyi merak etme derslerimde düşüş olmaz.”
Annem kaşlarını çatarak dudaklarını birbirine bastırdı ve derin bir iç çekti. Alt tarafı 5 saat ayrı kalacaktı oğlundan sonra normal bir şekile devam edecektiler hayatına değil mi?
Bunları düşündüğümde çoktan öğretmenlerin ayarladığı buluşma yerine varmıştık.
“Geldiğim zaman sana oradan bir taş getireceğim mağaranın taşlarının çok güzel olduğunu söylüyorlar.” Dediğimde annem kıkırdadı. Parlak şeyleri çok seviyor bu yüzden ben de ara sıra dalga geçerek onu güldürmeyi seviyorum.
“Kaan bak bir şey olduğu gibi beni arıyorsun ve o Eren denilen çocuğa yaklaşmıyorsun.”
“Tamam anne.”
Yanağından bir öpücük bıraktığım gibi çantamı aldım ve arkadaşlarımın yanına geldiğimde Atlas yanıma geldi.
“Yine uyuya kaldın değil mi?”
“Ah hayır ders çalışıyordum, o yüzden geç kaldım.” Alaycı bir sesle konuştuğum zaman elini yumruk yaparak biraz sert biraz da yumuşak bir şekilde omzuma vurdu.
“Aynen Kaan rüyanda ders çalışıyordun herhalde?”
“Gençler hadi otobüse.”
Meriç hocanın sesini duyduğumuzda ikimiz irkildik ve herkes otobüse binmeye başladı.
Meriç hocanın yanında çoğu zaman Damla hoca olurdu. Tuhaf etrafta gözükmüyor halbuki derste geziye geleceğini söylemişti.
Koltuklarımızda oturduğumuzda Atlas ile sohbet ederken zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım. Atlas küçüklüğümden bu yana en iyi arkadaşım olmuştur bu yüzden onunla aramızda sıkı bir bağ var. Otobüsten indikten sonra Damla hocayı daha yeni fark etmiştim yine Meriç hocanın yanındaydı. Onların birbirine olan sevgileri belki de biraz aşkın gerçek olabileceğine inandırmıştı beni.
“Gençler bakın mağaraya inerken bizden ayrılmayın bize emanetsiniz.” Demişti Meriç hoca.
Mağaranın içine adım attığımda, sanki zamanın akışından tamamen kopmuş bir aleme giridim. Duvarlarda, yüzyılların ötesinden gelen hafif nemli bir ışıltı var; her bir taş, titizlikle işlenmiş gibi zarif desenler barındırıyor. Tavandan sarkan sarkıtlar kristalize olmuş, yumuşak mor ve mavi tonların dansıyla etrafı aydınlatıyor; bu ışık oyunları, mağaranın derinliklerine doğru ilerlerken, bilinmeyen hikayelerin fısıltılarını getiriyor.Ayaklarının altında, ince bir sis tabakası gibi yayılan nem, adımlarının her yankısını, buranın ebedi sessizliğini daha da belirginleştiriyor. Duvarlarda ve zeminde, doğanın ustaca oymaları ve oluşumları, yaşamın ve zamanın izlerini anımsatırken, her köşe keşfedilmeyi bekleyen bir sır gibi parlıyor. Mükemmel ve bir o kadar da gizemli bu ortam, hem huzur hem de hayranlık uyandıran, adeta evrenin derinliklerinden süzülmüş bir sanat eseri gibi duruyor.
Kaan mağaranın büyüleyici atmosferinde ilerlerken her adımında keşfedilmemiş sırları arıyordu. Ayaklarımın altında ince bir sis tabakası yayılmış, taşlar arasında gizemli desenler dans ediyordu. Ancak bir anlık dikkatsizlikle, kaygan zemin üzerinde dengemi yitirdi.İlk başta ufak bir kayma gibi başlayan bu olay, aniden kontrol edilemez bir düşüşe dönüştü. Zaman, sanki yavaşlamış gibiydi; kalbi hızlıca çarparken, mağaranın soğuk ve nemli havası arasında çığlık atmak istese de sesi boğuldu. Etrafındaki ışık oyunları, mağaranın derinliklerinde hızla kaybolurken, yerçekiminin acımasız çekimine yenik düştü.Kaan bir anda, karanlık ve bilinmez bir çukura doğru savrulurken buldu kendini. Düşüşün her anı, evrenin derinliklerine doğru çekilmenin dehşetini fısıldıyordu.