Alex’in bu samimi itirafı, Poppy’nin yıllardır etrafına ördüğü o kalın, kibirli ve soğuk duvarları darmadağın etti. Poppy, gözlerinden süzülen gözyaşlarına engel olamayarak Alex’e sarıldı. Başını onun göğsüne gömdüğünde, aradığı şefkatin, huzurun ve gerçek aşkın aslında yıllardır burnunun dibinde olduğunu fark etti.
Ertesi gün Poppy, bahçede duran Reeve ve Anna’nın yanına adımladı. Bu kez yüzünde kibirli veya öfkeli bir ifade yoktu; son derece olgun, dingin ve mahcup bir tebessüm vardı.
"Reeve, Anna... Sizden özür dilerim," dedi Poppy, içtenlikle. "Sizi sürekli engellemeye çalıştım çünkü kendi içimdeki eksiklikle yüzleşmekten korkuyordum. Gerçekten ne istediğimi bilmiyordum. Ama şimdi biliyorum. Anna... Reeve sana gerçekten çok özel bakıyor. Umarım mutlu olursunuz."
Reeve ve Anna şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Aralarındaki tüm engeller ve gölgeler tek bir anda eriyip gitmişti. Reeve, Anna’nın elini tuttu ve bu kez hiç tereddüt etmeden onu kendine çekip sarıldı. Anna başını Reeve’in göğsüne koyduğunda, aralarındaki çekim nihayet huzurlu ve gerçek bir aşka dönüştü.
Diğer tarafta ise Poppy, bahçede kendisini bekleyen Alex’in yanına koştu. Alex’in elini tuttu, ama bu kez kimseye nispet yapmak ya da bir oyun oynamak için değil; bir daha hiç bırakmamak üzere sarıldı parmaklarına.
"Oyun bitti Alex," dedi Poppy gözlerinin içi gülerek. "Şimdi bizim gerçek hikayemiz başlıyor."
Saint Jude Koleji’nin hırslı, soğuk ve sahte duvarları arasında başlayan bu macera; yalanların eridiği, sahte oyunların yerini sonsuz, tutkulu ve gerçek sevgilere bıraktığı unutulmaz bir aşk hikayesiyle son buldu.