Saint Jude Koleji’nin devasa meşe kapıları ardına kadar açıldığında, Anna derin bir nefes aldı. İçeriden yükselen ağır ve pahalı parfüm kokuları, koridorda çınlayan yüksek sesli kahkahalar ve cilalı mermer tabandan yansıyan tasarım ayakkabıların sesi, ona tamamen yabancı bir dünyanın kapılarını aralıyordu. Üzerindeki sade, kusursuzca ütülenmiş okul üniforması, diğer öğrencilerin özel dikim aksesuarlar ve tasarım çantalarla zenginleştirdiği stillerinin yanında fazlasıyla mütevazı kalıyordu.
Burslu bir öğrenci olarak buradaki tek amacı son derece netti: Görünmez olmak, derslerine odaklanmak, zorlu sınavları dereceyle geçip hayalindeki üniversitenin kapısını aralamak. Kendini hiçbir zaman bu lüks ve gösterişli dünyanın bir parçası olarak görmüyordu.
Ancak hayatın onun için hazırladığı planlar, kendi mütevazı hesaplarından çok daha farklıydı.
Ders programını almak üzere idari binaya doğru yürürken, bahçeden yükselen güçlü, tok ve hırıltılı bir motor sesiyle duraksadı. Siyah, mat renkli lüks bir spor motosiklet okulun ana bahçesinde durdu. Sürücü kaskını çıkardığında, etraftaki bakışların ve fısıltıların yönü bir anda değişti.
Gelen Reeve’di. Okulun kurucu ailesinin tek veliahtı; karizması, umursamaz tavırları ve keskin yüz hatlarıyla herkesin odağında olan o ulaşılmaz çocuk. Reeve, kaskını gidona asıp koyu renk saçlarını eliyle geriye attığı sırada gözleri şans eseri Anna ile kesişti.
Anna, ne yapacağını bilemeyerek bakışlarını hemen kaçırdı ve adımlarını hızlandırdı. Fakat Reeve’in yüzünde beliren hafif, meraklı tebessümü fark etmemişti. Daha ilk günden, Anna’nın bu çekingen ama dik duruşu Reeve’in dikkatini fazlasıyla çekmişti. Alışık olduğu sahte ilgi ve hayranlık dolu bakışların aksine, Anna’da kaçışan ama gerçek bir dürüstlük vardı.
Sınıfa girdiğinde Anna, cam kenarındaki en arka sıraya geçti. Birkaç dakika sonra sınıfın kapısı tekrar açıldı ve içeriye Reeve girdi. Gözleri doğrudan Anna’yı aradı ve hiç tereddüt etmeden gelip Anna’nın yanındaki boş sıraya oturdu.
"Burası boş mu?" diye sordu Reeve, derin ve etkileyici bir ses tonuyla.
Anna şaşkınlıkla başını kaldırdı. Kalbi aniden hızlanmıştı. "Şey... evet, boş."
"Ben Reeve," dedi elini uzatarak.
"Anna," diye fısıldadı genç kız, elini çekinerek uzatırken.
Reeve’in sıcak parmakları Anna’nın eline dokunduğunda, Anna vücudundan hafif bir elektrik akımı geçmiş gibi hissetti. Kalp atışlarının aniden hızlandığını fark edince hemen elini geri çekti. Reeve ise bu tepki karşısında içten bir tebessüm etti. Karşısında hislerini gizlemeye çalışan ama gözleri her şeyi anlatan gerçek bir insan vardı.
İkili arasındaki bu sessiz yakınlaşma, sınıfın diğer ucundan keskin gözlerle izleniyordu. Poppy, kolları göğsünde birleşmiş şekilde ikisini süzüyordu. Reeve ile çocukluktan beri aile dostu olan ve onu her zaman kendi geleceğinin bir parçası olarak gören Poppy için bu tablo kesinlikle kabul edilemezdi.
Poppy hemen yanındaki arkadaşına fısıldadı: "Şu burslu kızın kim olduğunu ve Reeve’in yanında ne aradığını hemen öğreniyorsun."
Fakat Poppy’nin hemen arkasındaki sırada oturan Alex için durum çok daha farklıydı. Alex, Poppy’nin bakışlarındaki hırsı ve kıskançlığı çok iyi biliyordu. Yıllardır Poppy’ye çocukça ama derin bir aşkla bağlı olan Alex, onun sadece Reeve’e odaklanmış olmasını için için izliyor, kendi duygularını ise sessiz bir sır olarak kalbinde taşıyordu.