Ege:
Sabah kapıma gelen bir vurma sesi ile uyanmıştım. Maria efendinin bugün bana izin verdiğini ve biraz dinlenmemi söylemişti. Ben de Maria’yı onaylayıp yatmaya devam etmiştim. Başka yapabileceğim bir şey yoktu çünkü.
Kapının açılma sesi ile gözlerimi açtım. Uyuya kalmışım.
İçeri girmiş efendimi görünce yatakta oturur pozisyon aldım. Hala uyku sersemiydim.
"Ege.”
"Buyrun efendim.”
Yanıma gelip elini saçlarıma daldırdı.
"Ailem adına özür dilerim.”
"Lütfen özür dilemeyin efendim.”
"Benimle dışarıya gelmek ister misin?”
"Evet!”
Sesim heyecanlı çıkmıştı. Efendi saçlarımı karıştırdı.
"Tamam o zaman haydi hazırlan.”
"Sizin yanınızda mı efendim?"
"Rahatsız mı olursun?”
"Şey, yani evet"
"Tamam, ben çalışma odama gidiyorum. Hazır olunca gel.”
Efendi odamdan çıkınca hızlıca hazırlanmaya başladım. Üstüme siyah bir tişört altıma da siyah kot pantolon giydim. Saçımı tarayıp bağladım.
Aynada kendime son bir kez bakıp efendinin yanına gitmeye başladım. Çalışma odasına gerince kapıya vurup 'gel' sesinden sonra içeri girdim.
"Yanıma gel Ege.”
Kafamı salladım ve efendinin yanına gittim.
"Boynunu uzat.”
Efendiye boynumu uzatıp bekledim. Boynuma tasma taktı.
"Bu bizim ailenin simgesi. Bize ait olduğunu gösteren bir simge.”
“Anladın mı?”
"Anladım efendim.”
Efendi ile çalışma odasından çıktık. Dışarı çıkmak için ayakkabılarımızı giymeye başladık. Gözüm duvarda asılı olan aynada takıldı. Tasma çok güzeldi.
Tasmanın ortasında kurt figürü vardı. Tasma süslüydü ama sanki fazla süslü. Sanki daha değerli bir şeymiş gibi görünüyordu.
Gözlerimi aynadan çekip efendiye baktım. Bana elleri cebinde bakıyordu. Hem de dik dik!
Utanıp kafamı eğdim.
"Haydi gel!”
Kafamı salladım ve evden çıkan efendime ayak uydurdum.
Yüzüme vuran hafif rüzgar ile gülümsemiştim. Güneşin tatlı sıcaklığı yüzüme vuruyordu. Evin etrafi çiçeklerle doluydu. Gülümseyerek etrafa bakmaya devam ettim (ayrıca hala efendimi takip ediyordum) gözüm evin yanında çalışan kölelerde takılı kaldı.
Üstlerinde eski kıyafetler vardı ve zar zor çalışıyorlardı.
Bazıları bir deri bir kemik kalmıştı. Hatta burdan zor nefes aldıklarını bile görebiliyordum!
Gözlerim dolu bir şekilde efendime baktım. Arkasından gittigim için dolu gözlerimi görmüyordu ve bunun için mutluydum.
Efendi neden bana onlar gibi davranmamıştı? Neden bana da eski kıyafetler giydirip onlar gibi çalıştırmamıştı? Neden bana böyle davranıyordu?
Efendi elma ağaçlarının olduğu yere dönünce gözlerimi silip efendiye biraz daha yaklaştım.
"Elma ister misin?”
"Hayır efendim teşekkür ederim.”
Çalışan köleleri gördükten sonra bir şey yiyebileceğimden emin degilim...
"Tamam.”
Efendi durup bana bakmaya başladı. Birden elini belime atıp benimle birlikte yürümeye başladı. Şaşkın bir şekilde efendiye baktım ve yürümeye devam ettim.
"Burada oturacağız.”
Ağaçların arasında güzel bir oturma yeri vardı. Beni de yanına alıp oturdu.
"Bana neden verildiğini biliyor musun Ege?”
Birden sorduğu soru ile şaşkınca efendiye baktım. Aklıma beni süsledikleri zaman geldi. Kafamı iki yana salladım. Oysa ki tahmin edebiliyordum.
"Bana seks oyuncağı olman için verildin.”
Kafamı eğip ellerim ile oynamaya başlamıştım. Belki yanaklarımda kızarmış olabilir. Utanmaktan degil sinirden.
"Bana bak Ege.”
Hala elime bakıyordum.
"Bana bak Ege!”
Bağırarak konuşması ile kafamı kaldırıp ona bakmıştım.
"Sen benim için sadece çalışansın, seks oyuncağı değil.”
“Tamam mı?”
Kafamı salladım.
"İsteseydim seninle birlikte olurdum ve sen de buna engel olamazdın ama Ege, sen benim için sadece yanımda kalmanı isteyecegileceğim birisin.”
Gözlerimi kaçırdım.
"Güzel bir yüzün ve vücudun var. Tam birlikte olmak isteyeceğim bir tipsin ama ben vücudunu değil davranışlarını sevdim.”
Tamam bu sefer yanaklarım utandığım için kızarmıştı. Belimde hissettiğim el ile irkilip belimde ki ele baktım ve efendime döndüm.
"Seni ilk gördüğüm zaman kalbimin ritmini bozmuştun.”
“Varlığını unuttuğum kalbimi bana yeniden hatırlatın sen Ege.”
"B-be-ben..?”
Ellerimle yüzümü kapatım. Elimin üstünde hissettiğim hafif öpücük ile nefesim kesildi.
"Seni seviyorum Ege hemde ilk gördüğüm günden beri.”
Elimin üstünde bir el hissetim. Eller elimi tutup yüzümden almıştı. Efendi bana yaklaştı ve yanağımdan öptü.
Kalbim çok hızlı atıyordu.
"Eve gidelim mi?”
Kafamı hızlı bir şekilde salladım. Birden saçlarım önüme düşmüştü. Harika, tokam kırıldı galiba. Efendi saçlarımı tutup geri taradı ve alnımdan öpüp geri çekildi.
Efendi ayağa kalkıp sonra da beni nazikçe kaldırdı. Beni belimden tutup yürümeye başladı. Eve doğru giderken yine hiç durmadan çalışan kölelere baktım.
Onlar için üzülüyordum ama ben....
Akşam yemeği saati yaklaşınca yemekleri yapmaya başlamıştım. Karıştırdığım çorbadan bir kaşık aldım ve tadına baktım. Güzel olmuştu. Kaşığı yıkayıp çorbayı karıştırmaya devam ettim.
"Temiz çalışıyorsun aferin.”
"Aman!”
Korkuyla arkama döndüm. Yemek yapmaya o kadar dalmışım ki Buket hanımın geldigini fark etmemişim.
"Korkuttuğum için özür dilerim.”
"Şey, önemli değil.”
Yemeğin altını kapatıp kapağını kapatım.
"Güneş olacak kişi ve annem gitti. Ben de yarın gidiyorum. Masayı ona göre hazırla tamam mı?”
"Tamam hanımefendi.”
"Ya sen çok tatlısın.”
"Anlamadım..?”
"Acıktım dedim.”
“İsterseniz atıştırmalık bir şeyler vereyim size.”
“Yok yok abimi beklerim ben.”
Mutfaktan çıkan Buket hanıma baktım. Garip biriydi. Kapının zili çalınca önlüğümü çıkartıp mutfaktan çıktım.
"Ben bakıyorum Maria!”
"Tamam!"
Hızla gidip kapıyı açtım. Efendi bana bakıp gülümsedi ve içeri girdi. Montunu ve çantasını alıp askılığa bıraktım.
"Masayı hemen hazırlıyorum efendim.”
"Tamam.”
Dedi ve merdivenlere yöneldi. Ben de masayı hazırlamaya başlamıştım.
Masa hazır olduğunda efendiyi çağırdım. Efendi yemeğini yedikten sonra tekrar yukarı çıkmış ben de bulaşıkları mutfağa götürmüştüm. Bulaşık işi Mariaya aitti.
Ben de odama gidip üstümü değiştirmeye başlamıştım ki hala boynumda olan tasmaya baktım.
Üstüme mavi bir tişört ve altıma gri bir eşofman giyip efendinin yanına gitmeye başladım. Kapıya vurup bekledim ve içerden 'gel' sesini duyunca odaya girdim.
"Neden geldin Ege?”
"Şey boynumdakini alıcak mısınız?”
"Gel yanıma.”
Efendi oturduğu tekerlekli sandalyeyi geri itip oturmaya devam etti.
"Biraz daha yaklaş"
Çekinerek biraz daha yaklaşmıştım. Birden beni kolumdan tutup kucağına oturmamı sağladı. Tasmamı alıp masanın üstüne bırakıp belime sarıldı.
"Rahatsız oluyor musun güzelim?”
Ay bana güzelim dedi!
Kafamı iki yana salladım.
"Yarın sana okuma yazmayı öğretecek bir öğretmen gelecek."
Gülümseyerek ona baktım.
"Bu kolye aile yadigarımız.”
Boynumdan çıkardığı kolyeyi gösterirken. Bende ona durmadan tasma dedim.
"Bir şey sorabilir miyim?"
"Sor güzelim.”
Kalbim güm güm.
"Siz bu kolyeyi kasayaya koymuştunuz ve şifresini siz biliyordunuz. Güneş hanım nasıl oldu da aile yadigarınızı aldı?”
"Kimse aile yadigarını tam olarak nasıl bir şey olduğunu bilmiyor annem ve kardeşim bile.”
“Ben de kasaya sahte bir kolye koyup şifreyi de bir not defterine yazdım. Güneş bunu görüp aile yadigarı sandığı kolyeyi aldı.”
"Vay be çok akıllıca.”
"Biliyorum.”
"Uykum geldi.”
"Bu gece benimle uyumaya ne dersin güzelim?"
"O-olur.”
Efendi beni kucağına alıp ayağa kalkmıştı. Düşmemek için bacaklarımı beline doladım ve boynuna sarıldım.
Efendinin odasına gelince efendi beni yatağa yatırıp üstündeki tişörtü çıkartmış ve yanıma yatmıştı.
Utandığım için arkamı döndüm. Efendi beni kendine çekti ve belime sarılıp saçlarımı öptü.
"İyi geceler güzelim.”
"İyi geceler efendim.”