Elay, Selin’in karşısında bir süre sessizce durdu. Ormanın sessizliği öylesine derindi ki, yaprakların nefes alışverişi bile duyulacak gibiydi. Ama Selin’in etrafında dolanan o tuhaf koku her şeyi bastırıyordu: menekşe, yanmış tarçın ve kanla yıkanmış yabani bir çiçeğin kokusu...Elay, kalbinin içinden gelen bir fısıltıyla konuştu: — Neden beni çağırdın? Selin cevap vermedi. Gözlerini yere dikti, sonra yavaşça avuç içini Elay’a uzattı. Elay’a dokunmadı ama kokunun yönü değişti. Bu kez havada rutubetli taş, eski kitaplar ve hafif bir gül kokusu belirdi.Elay gözlerini kapattı. Kokular zihninde bir görüntüye dönüştü: uzun bir taş koridor, yanan meşaleler ve kitap raflarıyla dolu bir oda. Bir kadın sesi fısıldıyordu:“Koruyucular asla geri dönmeyecek…”Gözlerini açtığında Selin kaybolmuştu. Ama onun kokusu hâlâ etrafındaydı. Artık korkmuyordu Elay. Artık anlamaya başlamıştı: O sadece sıradan biri değildi.O gece ormandan geri döndü ama içindeki sorular gitmemişti. Sabah güneş doğmadan yola çıktı. Adımlarını çocukken ninesinin götürdüğü eski dağa doğru yönlendirdi. O dağın eteklerinde, taşlarla çevrili eski bir mağara vardı. Kimse oraya artık gitmezdi.İçeri girdiğinde ilk dikkatini çeken şey sessizlik değil, kokuydu. Bu, geçmişin kokusuydu. Taşların arasında kurumuş lavanta, yanık kağıt ve toprak kokusu vardı.İlerledikçe mağaranın duvarlarında soluk işaretler hissetti. Görünmüyorlardı, ama her nefes aldığında bir şeyler fısıldıyordu burnuna:“Seçildin.”“Senin kokun bizi çağırdı.”“Artık yalnız değilsin.”Elay tam daha derine ilerleyecekti ki, aniden arkadan gelen başka bir koku hissetti: paslı demir, karabiber ve yanmış kemik... Bu koku tehditkârdı.Döndü. Selin geri gelmişti. Ama bu kez yalnız değildi. Onun arkasında gölgelerden çıkan siluet, karanlığın içinden parlayan sarı gözlerle Elay’a bakıyordu.Bir savaş başlıyordu. Ve bu savaş, kokularla yazılacaktı.
Bölüm 2
Koruyanın kokusu
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.