İçeriğe geç

Kod Adı:Buz Kraliçesi

Bölüm 31 · 4 dk okuma

Kod Adı:Buz Kraliçesi

Bölüm 31

BÖLÜM 31: DUMAN ALTI BİR MUTFAK VE KIR ÇİÇEKLERİ

Apartmanın üçüncü kat sahanlığına adım atan herkes, saat beşe doğru binayı saran o keskin, geniz yakan kokuyu alabiliyordu: Yanmış tereyağı, dibi tutmuş pirinç ve tarif edilemez bir baharat kaosu.

Sebep basitti. Gülce yeni başladığı lisede ilk dönem ara sınavlarını okul birincisi olarak tamamlamış, Civan ise kışladan ilk resmi hafta sonu çarşı iznini koparmıştı. Bu çifte zaferi kutlamak için Kerem ve Barış, "Devin komutanımıza elini sürdürmeyeceğiz, ziyafeti biz kuracağız" diyerek 4 numaranın mutfağını bir harekât üssüne çevirmişti.

Sonuç ise tam bir lojistik felaketti.

Devin, kendi dairesinin kapısını açıp koridora çıktığında burnunu tıkamak zorunda kaldı. Üzerinde pudra pembesi yumuşak bir triko kazak, altında koyu renk rahat bir pantolon ve ayaklarında artık Demir’in bile alıştığı o beyaz tavşan terlikleri vardı.

Karşı kapının aralığından süzülen yoğun duman bulutunu görünce gözlerini kıstı, üç hızlı adımla içeri daldı.

"Ne oluyor burada?! Yangın tüpünü mü getireyim?!"

Mutfak tezgahının önü duman altıydı. Barış, başına ters taktığı bir kağıt aşçı şapkası, elinde tencere kapağı kalkan gibi göğsüne siper edilmiş vaziyette fırının önünde diz çökmüştü. Kerem ise elindeki bez parçasıyla dumanı açık balkona doğru savurmaya çalışırken öksürük krizine girmişti.

"Komutanım... Öhö öhö... Tahliye yok, taktiksel karamelizasyon bu!" diye bağırdı Barış, gözlerinden yaşlar akarken.

"Ne karamelizasyonu geri zekalı?!" dedi Kerem bezi tezgaha vurarak. "Tavuk kömür briketine döndü diyorum sana! Altını kapat dedikçe fırının derecesini roket motoruna ayarlamışsın!"

Devin tek bir hamlede fırına yaklaştı, düğmeyi sıfıra çevirdi. Kapağı araladığında içeriden çıkan simsiyah duman bulutu mutfağı tamamen kapladı. Fırın tepsisindeki tavuk pirzolalar artık birer arkeolojik kazı parçası gibi görünüyordu.

Devin ellerini beline koydu. Başını iki yana sallarken dudaklarındaki o çaresiz gülümsemeyi tutamadı:

"Siz ikiniz... Cidden sınır ötesi operasyonda doçka mermisini gözünüz kırpmadan savuşturdunuz ama bir fırın tepsisine mağlup oldunuz, öyle mi?"

Barış kağıt şapkasını çıkarıp mahcup bir şekilde arkasına sakladı: "Gülce eti çok seviyormuş dediler komutanım... İyi pişsin, çiğ kalmasın dedik."

"İyi pişmemiş Barış, küllerinden yeniden doğmayı bekliyor şu an," dedi Devin tebessüm ederek. "Açın pencereleri. Çabuk. Ben Gülce gelene kadar köfte yoğururum, yanına da makarna haşlarız."

Tam o sırada kapı zili çaldı.

Kerem hemen üzerindeki isli önlüğü fırlattı: "Geldiler valla! Civan'la Gülce geldi, rezil olduk!"

Devin koridora çıkıp kapıya yöneldi. Kapıyı açtığında karşısında beklediği iki kardeş değildi.

Eşikte Binbaşı Demir Karaca dikiliyordu.

Üzerinde koyu gri yün bir palto, siyah boğazlı kazak vardı. Saçları hafifçe dağınıktı ve yüzünde karargahtaki o sert adamdan tek bir kırıntı bile yoktu. Ama en çarpıcı olanı, arkasında saklamaya çalıştığı ama heybetli cüssesi yüzünden açıkta kalan sol elindeydi.

Küçük, morlu sarılı, taze kokulu bir demet dağ kır çiçeği.

Demir kapının ardından süzülen dumanı ve Devin’in burnunun ucuna hafifçe bulaşmış un lekesini görünce duraksadı. Kehribar gözleri önce Devin’in yüzündeki o şaşkınlığa, ardından mutfaktan gelen öksürük seslerine kaydı. Dudaklarının kenarında o meşhur, insanın içini eriten çarpık gülümsemesi belirdi.

"Hayırdır Karahan?" dedi Demir sesini alçaltarak. "Kışlayı yakamadınız, apartmanı mı ateşe veriyorsunuz?"

Devin kapı pervazına yaslandı, yanaklarının hafifçe pembeleştiğini hissetti. Demir’in elindeki çiçeklere baktı; kışlanın en korkulan dağ kurdunun elinde bir demet kır çiçeğiyle kapısında durması, dünyadaki bütün zafer madalyalarından daha değerli bir görüntüydü.

"Kerem ile Barış aşçılığa soyundu," dedi Devin tebessümle. "Sonuç, ikinci derece kundaklama girişimi."

Demir içeri bir adım attı. Sol elindeki çiçek demetini Devin’e doğru uzattı. Parmakları Devin’in parmaklarına değerken gözlerini kadının gözlerinden ayırmadı. "Kışladan çıkarken yol üstündeki yamaçta gördüm. Senin gibi... Ayaza inat açmışlar."

Devin çiçekleri göğsüne bastırdı, kokusunu içine çekti. Kalbindeki o sıcaklık bir kez daha dalga dalga yayıldı. "Teşekkür ederim Demir..."

O sırada mutfak kapısından kafasını uzatan Barış, Demir’in elindeki çiçeği ve Devin’in yüzündeki o bakışı gördü. Gözleri fal taşı gibi açıldı, hemen arkasındaki Kerem’i dürttü:

"Oğlum Kerem... Binbaşı çiçek getirmiş lan! Yemin ederim dağ kurdu bildiğin salon beyefendisi oldu!"

Kerem Barış’ın kafasına vurdu: "Sus lan hayvan! Romantizmi baltalama!"

Demir başını hafifçe mutfağa doğru çevirdi, gözlerini kısarak tok bir sesle seslendi: "Asteğmen Barış. O tavuğun dumanı on dakikaya çıkmazsa, yarın sabah kışlanın bütün fırınlarını diş fırçasıyla temizletirim sana."

Barış içeriye doğru fırladı: "Pencereler sonuna kadar açık komutanım! Esinti harekâtı başladı!"

On dakika sonra apartman kapısı bir kez daha çaldı; bu kez gelenler Civan ve Gülce’ydi. Civan kardeşinin omzuna kolunu atmış, yüzünde hayatında hiç olmadığı kadar gururlu bir gülümsemeyle duruyordu. Gülce ise Devin’i gördüğü an boynuna atıldı.

Akşam saatlerinde o duman altı mutfaktan sonra kurulan sofra, bir saray ziyafetinden daha neşeliydi. Devin’in hızlıca hazırladığı köfteler, Demir’in bizzat tabağına koyduğu salata, Kerem ve Barış’ın tatlı sakarlıkları ve Civan’ın gözlerindeki o sarsılmaz minnet...

Gülce okulda kazandığı başarı belgesini masanın ortasına koyduğunda, Civan cebinden küçük bir hediye kutusu çıkardı; kardeşine ilk çarşı harçlığıyla aldığı ince gümüş kolyeyi uzattı. Gülce ağlayarak abisine sarılırken, Devin masanın altından Demir’in elini tuttu.

Demir parmaklarını Devin’in parmaklarına kenetledi, başını hafifçe eğip kulağına fısıldadı:

"Görüyor musun Yüzbaşı? O gün kışla bahçesinde döktüğün o tek damla yaş... Bu gece bu masada koca bir yuvaya dönüştü."

Devin başını Demir’in omzuna hafifçe yaklaştırdı, gözlerindeki derin huzurla gülümsedi. Zırhlar artık tamamen kalkmıştı.

Fakat hayat, onlar bu masada gülerken kışlanın karanlık koridorlarında onlar için yeni bir fırtınanın tohumlarını çoktan ekmeye başlamıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.