İçeriğe geç

Kod Adı:Buz Kraliçesi

Bölüm 29 · 3 dk okuma

Kod Adı:Buz Kraliçesi

Bölüm 29

BÖLÜM 29: KAZANILMIŞ ŞAFAK VE İKİNCİ SARGI

Kartaltepe ve Kurtboğazı raporları Tugay Komutanlığı’ndan Genelkurmay Başkanlığı’na kadar ulaşmış, Üçüncü Tabur ile Özel Kuvvetler timinin ortak harekâtı sınır hattında yılın en başarılı operasyonu ilan edilmişti.

İki gün sonra, öğle saatlerinde tabur karargahının geniş içtima alanında tam kadro bir karşılama töreni düzenlendi. Tabur sancağı rüzgarda dalgalanırken, Tugay Komutanı bizzat kürsüye çıkıp personele teşekkür etti. Civan Karadağ ve Murat Çelik disiplinli duruşları ve sahadaki soğukkanlılıklarıyla övgü toplarken, Kerem ve Barış tekmillerini gururla verdi. Devin Karahan ise birliğinin başında dimdik duruyordu; bakışları her zamanki gibi keskindi ama askerlerinin her birine baktığında göğsünde kabaran o vakar, yüzündeki o taşlaşmış soğukluğu tamamen silip atmıştı.

Tören bittiğinde, Demir Karaca nekahet iznini kışlada geçirmeyi tercih ettiği için revir binasının arka bahçesindeki kamelyada oturuyordu. Sağ kolu askıdaydı, üzerine giydiği haki renkli yün kazak sivil bir hava katmıştı ama omuzlarının heybeti hala yerli yerindeydi.

Devin elinde küçük bir ecza çantasıyla kamelyaya doğru yürüdü. İçtima alanındaki gürültü dağılmış, kışlanın üzerine ılık bir ikindi güneşi vurmuştu.

"Töreni balkondan izledin sanıyordum," dedi Devin, kamelyanın ahşap basamağını çıkarken.

Demir başını kaldırdı. Güneşin vurduğu kehribar gözleri kısıldı, dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi. "Balkondan taburu izledim, doğru. Ama komutanlarını buradan, yakından görmek daha iyi."

Devin çantayı ahşap masaya bıraktı, Demir’in yanındaki boşluğa oturdu. "Yaranın ikinci pansumanı yapılacaktı. Revirdeki sıhhiyeci yerine ben geldim, itirazın var mı Binbaşım?"

"Senin elinden gelene itiraz edecek kadar aklımı yitirmedim Yüzbaşı."

Devin çantayı açtı; steril gazlı bezleri, batikonu ve taze sargı rulosunu çıkardı. Demir’in sol eliyle kazağının yakasını hafifçe indirmesine yardım etti. Sargıyı yavaşça sökerken parmakları Demir’in çıplak omzuna, dikişlerin hemen kenarındaki sert tene değdi. Yaranın etrafı hala pembe ve hassastı ama iltihap kapmamıştı; doku hızla toparlanıyordu.

"Hızlı iyileşiyorsun," dedi Devin fısıltıyla, pamuğu yavaşça yaraya dokundururken. Başını eğdiği için saçlarından süzülen hafif şampuan kokusu Demir’in nefesine karışıyordu.

"Dağ adamıyız Karahan, çabuk toparlarız," dedi Demir. Bakışları bir an bile Devin’in yüzünden, o konsantre olduğunda hafifçe çatılan kaşlarından ayrılmıyordu. "Ama bu sefer acelem başka."

Devin başını kaldırmadan sordu: "Neymiş o acele?"

"Apartmandaki o masaya oturmak. Patatesleri soymak, Kerem’le Barış’ın saçmalıklarını dinlemek... Ve en önemlisi, karşımda senin o tavşanlı terliklerle oturduğunu görmek."

Devin’in parmakları sargı rulosunun üzerinde bir an duraksadı. Başını kaldırıp doğrudan Demir’in gözlerine baktı. Aralarındaki mesafe yine sadece bir karıştı. Artık ne bir kaçış vardı ne de inkâr edilecek bir zırh.

"O terlikleri çok diline doladın Karaca," dedi Devin, sesindeki o tatlı tehditle ama gözlerindeki sıcaklığı saklamadan. "Sırf senin inadına bir çift de sana alacağım. Kırk beş numara, kulakları yerleri süpüren cinsinden."

Demir derin, kısık bir kahkaha attı. Sağlam sol elini kaldırıp Devin’in elinin üzerine koydu; parmaklarını Devin’in narin ama tetik çekmekten sertleşmiş parmaklarına kenetledi.

"Sen al yeter ki... Karargahta bile giyerim."

Devin yutkundu. Demir’in elinin sıcaklığı, bütün bedenine yayılan o tanıdık güven hissini tazeledi. Gözlerini Demir’in gözlerinden ayırmadan sargının son ucunu bantladı ama elini hemen çekmedi.

"Kartaltepe bitti Demir," dedi Devin, sesi ilk defa bu kadar huzurlu çıktı. "Kabus bitti. O mezarlar... Artık arkamda değil."

Demir başını hafifçe eğip Devin’in alnına doğru yaklaştı. İki askerin nefesi bahçedeki çam kokularının arasında birleşti. "Biliyorum Devin. Sen o dağda sadece taburunu kurtarmadın. Kendini de kurtardın."

Kamelyanın birkaç metre uzağındaki çakıllı yoldan gelen ayak sesleri aralarındaki sessizliği böldü.

Barış ve Kerem, ellerinde koca birer tabak tatlıyla nizamiyeden tarafa doğru yürüyordu. Barış birden kamelyayı fark edip durdu, Kerem’in kolunu çekiştirdi:

"Oğlum Kerem! Bak yine yakalandık, yemin ederim bu sefer Binbaşı bizi askeri mahkemeye verecek!"

Kerem hemen tabağı arkasına saklayıp sırıttı, yüksek sesle bağırdı: "Komutanlarım! Nizamiyeden halk tatlısı dağıtıyorlar da, tabur adına payınızı getirdik! Rahatsız etmedik inşallah!"

Devin elini Demir’in elinden çekip ayağa kalktı, üzerindeki kamuflajı düzeltti. Yanakları yine hafifçe kızarmıştı ama bu kez tebessümünü hiç gizlemedi. Masadan ecza çantasını alıp iki teğmene doğru döndü:

"Kerem, Barış! O tatlıların yarısını yemediyseniz buraya gelin. Yediyseniz, Binbaşınızın yerine yarın sabah sizi ben koşturacağım!"

Demir arkasına yaslanıp sağlam koluyla güldü. Güneş kışlanın çatılarından yavaş yavaş batıya doğru kayarken, kazanılan sadece bir sınır harekâtı değildi; hayatlarının geri kalanında sırtlarını birbirine dayayacakları o büyük yuvanın temeliydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.