İçeriğe geç

Kod Adı:Buz Kraliçesi

Bölüm 14 · 4 dk okuma

Kod Adı:Buz Kraliçesi

Bölüm 14

BÖLÜM 14: PATLAMIŞ MISIR

BÖLÜM 14: KAPI DELİĞİNDEKİ KUŞATMA VE PATLAMIŞ MISIR BARIŞI

Akşam çöktüğünde apartmanın merdivenleri, Devin’in omzundaki yorgunluğu iki katına çıkarmıştı.

Parkurdaki o son sözler, Demir Karaca’nın o derin, sakin ve kurşun kadar ağır cümlesi hala kafasının içinde dönüp duruyordu: "O cehennemin ateşini de çok iyi biliyorum..."

Devin anahtarı çevirip içeri girdiğinde, kapıyı arkasından usulca kapattı. Çantasını bir kenara fırlattı, sol omzundaki sızıyı hafifletmek için elini boynuna götürdü. Demir haklıydı; hücum yeleğinin askısı gevşek olduğu için omzunun üstü mosmor bir halkaya dönmüştü. Banyoya geçip yüzüne soğuk su çarptı, aynadaki aksine baktı. Gözlerinin altı hafifçe çökmüştü ama bakışlarındaki o yabanilik hala yerli yerindeydi. Üzerine dizlerine kadar gelen bol, hardal sarısı bir triko elbise geçirdi, altına gri yün çoraplarını ve vazgeçilmezi olan tavşanlı terliklerini giydi.

Kafasını dağıtmak, hiçbir şey düşünmemek istiyordu. Tam bir fincan yeşil çay demlemek için su ısıtıcısının düğmesine basmıştı ki, kapının önünden gelen tuhaf tıkırtılar duyuldu.

Fıs fıs fıs...

"Oğlum Kerem, tencereyi yere koyma, parke çizilirse kadın bizi kışlaya sokmadan kapının önünde infaz eder."

"Sus lan Barış! Dürbünden bakar falan, hazır ol pozisyonuna geç!"

"Neyin hazır olu oğlum, elimde koca kaseyle tekmil mi vereceğim?!"

Devin parmak uçlarında kapıya yaklaştı. Dürbünden baktığında gördüğü manzara karşısında dudaklarını ısırmak zorunda kaldı.

Kerem, üzerine dökümlü bir sweatshirt giymiş, elinde fırından yeni çıktığı belli olan dumanı üstünde bir tepsi börekle kapının önünde dikiliyordu. Barış ise kollarının arasına koca bir plastik leğen dolusu patlamış mısır sıkıştırmış, üzerinde "Dünyanın En İyi Askeri" yazılı komik bir önlükle kapı pervazına yaslanmıştı. İkisi de içeri girmek için kimin zile basacağı konusunda birbirini dirseklip duruyordu.

Devin derin bir nefes alıp kapıyı aniden ardına kadar açtı.

İkili suçüstü yakalanan iki acemi er gibi oldukları yerde donup kaldı. Kerem’in tepsiyi tutan elleri titredi, Barış ise gayriihtiyari kollarındaki leğeni göğsüne bastırıp "DİKKAT!" diye bağıracakken Devin işaret parmağını dudaklarına götürdü.

"Şişt! Apartmandayız aptallar," dedi Devin, sesini sert tutmaya çalışsa da gözlerindeki o bıkkın tebessümü tamamen saklayamadı. "Ne bu haliniz? Yine neyi ateşe verdiniz?"

Kerem boğazını temizledi. "Komutanım... Yani Devin Hanım. Biz düşündük ki... Bugün parkurda çok fazla kalori yaktınız. Lojistik destek olmadan askeri personelin toparlanması mümkün değildir. Annem memleketten ıspanaklı börek yollamıştı, Barış da... şey, mısır patlatırken tencerenin kapağını havaya uçurdu ama mısırlar sağ salim kurtuldu."

Barış leğeni biraz daha öne uzattı, masum bir kedi yavrusu gibi gözlerini kırpıştırdı: "Tuzu da tam ayarında komutanım. Hiç yanık kokmuyor, vallahi."

Devin iki gence baktı. Gündüz kışlada Demir Karaca ile aralarında geçen o ölümcül gerilimi görmüşlerdi. Devin’in o fırtınasını, o kırılma anını hissetmişler ve şimdi kendi derme çatma yöntemleriyle, ellerinde börek ve patlamış mısırla komutanlarının kapısına birer can simidi gibi dayanmışlardı. Hiçbir şey sormadan, geçmişi kurcalamadan; sadece onu bu karanlık sessizlikten çekip çıkarmak için.

İçindeki o kaskatı kaya bir kez daha yumuşadı.

"Geçin içeri," dedi Devin kenara çekilerek. "Ama o mısırların tek bir tanesi bile halıya dökülürse, yarın sabah beş buçukta ikinizi de tam teçhizatla kışlanın çevresinde koştururum."

"Emredersiniz komutanım!"

İkisi birden parmak uçlarında salona daldı. Tepsiyi ve leğeni sehpanın üzerine bıraktılar. Evin sıcaklığı, Devin’in hardal rengi trikosu ve ayağındaki tavşan terlikleri ortamı bir anda kışla ciddiyetinden çıkarıp sıcacık bir aile yuvasına dönüştürdü.

On dakika sonra sehpanın etrafına dizilmişlerdi. Devin koltuğun köşesine bağdaş kurmuş, elinde bir dilim börekle arkasına yaslanmıştı. Barış yerde, halının üzerine oturmuş ikişer üçer mısır atıştırıyor; Kerem ise televizyonda açık olan eski bir komedi filmine kıkırdıyordu.

"Kerem," dedi Devin aniden, ses tonu sakin ama derindi.

Kerem hemen ağzındaki lokmayı yutup toparlandı. "Emredin komutanım."

"Gündüz... Parkurda olanları tabura yaymadınız değil mi?"

Kerem’in yüzündeki muzip ifade bir anda silindi, yerini sarsılmaz bir ciddiyet aldı. Gözlerini doğrudan Devin’in gözlerine dikti.

"Komutanım, biz o parkurda hiçbir şey görmedik. Sadece görevini herkesten daha iyi yapan bir yüzbaşı ve ona yetişmeye çalışan bir birlik gördük. Bizim dilimiz de kulağımız da bu kapının dışında mühürlüdür. Barış konuşursa da dilini ben keserim zaten."

"Ben niye konuşayım ya?!" diye atladı Barış alttan, ağzı mısır doluyken. "Benim zaten aklım fikrim börekte. Hem komutanım, Demir Binbaşı biraz şey... Fazla dağ kurdu gibi duruyor ama kötü birine benzemiyor sanki, ne bileyim. Bakışları biraz dik ama..."

Devin’in bakışları elindeki böreğe kaydı. Demir’in o son bakışı, gözlerindeki o derin acı ve "Mezarların yükünü tek başına sırtlanmana izin vermeyeceğim" deyişi zihninde yankılandı.

"Dağ kurdudur," dedi Devin sessizce, sesi adeta kendi kendine konuşur gibi çıktı. "O dağlarda çok adam kaybettiğini duymuştum. O yüzden herkesi taştan sanıyor."

Kerem hafifçe gülümsedi. "Herkesi taştan sansın komutanım. O sizin kalbinizin nasıl olduğunu henüz bilmiyor. Ama yakında öğrenir."

Devin başını kaldırıp Kerem’e baktı. Tek kaşını kaldırdı, o meşhur tehditkar yüzbaşı bakışını takınmaya çalıştı: "Üsteğmenim, sen benim kalbim hakkında ne cüretle yorum yapıyorsun bakayım?"

Kerem hemen bir avuç mısırı ağzına tıkıp gözlerini televizyona çevirdi: "Ben bir şey demedim komutanım, film çok komikmiş ona gülüyorum."

Barış kıkırdadı. Devin de başını iki yana sallayarak sessizce güldü.

Dışarıda ayaz vardı, dağlarda yaklaşan operasyonun fırtınası hazırlanıyordu, Demir Karaca kışlada kendi karanlığıyla nöbetteydi. Ama o küçük salonda; bir tepsi börek, bir leğen patlamış mısır ve üç askerin arasında, dünyadaki hiçbir zırhın sağlayamayacağı kadar korunaklı, sıcacık bir sığınak kurulmuştu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.