İçeriğe geç

KIZIL YÜREK

Bölüm 5 · 6 dk okuma

KIZIL YÜREK

Bölüm 5

NOX YEDİ YAŞINDA

HENÜZ BABASI ÖLMEMİŞKEN

Çalışma masamda oturmuş resim yaparken son dokunuşu yapmak için sarı boyaya uzandım. O sırada babamın içeriye girmesi ile boya kalemini unutup babama doğru döndüm. “Benim minik prensesim ne yapıyormuş?” diye gelerek resmime bakmaya başladı. “Resim yapıyorum babacığım ama hala bitmedi. Bitince sana vereceğim.” Babamın son söylediğim cümle ile yüzüne yerleşen gülümseme beni daha da heyecanlandırmıştı. “Onu ofisime asmak için can atıyor olacağım” diyerek beni yanağımdan öptü. Öpücüğün yanağımdaki bıraktığı ıslaklığı mırıldanarak silerken babam bu halime gülüyordu. Nazikçe öpmek bu kadar zor olmamalıydı. Fakat yine de ne kadar huzursuz gibi görünsem de hoşuma gidiyordu. Onun yanağıma bıraktığı öpücükler ne kadar ıslak olursa olsun hoşuma gidiyordu.

“Bende seni öpeceğim.” Dediğimde babamda onu öpmem için bana doğru eğildi. Nazikçe yanağına bıraktığım öpücük ile kaşlarını çattı. “Böyle kuru öpücükte olmaz ki” diye itiraz ederken annem içeriye girdi. “Asıl öpücük böyle olmalı bence.” Annem niye tartıştığımızı anlayınca o da gülmeye başladı. “Nox’a katılıyorum.” Babam annemin de bana hak vermesi ile olduğu yerden doğrularak gülümsedi. Babam annemi de öptükten sonra kapıya doğru ilerledi. Annem ile beraber ona görüşürüz deyip uğurladıktan sonra ben resmime geri döndüm. “Bugün Eris bize gelecekmiş” dediğinde heyecanla ona doğru döndüm. “Gerçekten mi?” diye sorduğumda başı ile onayladı. Mutluluktan iki kolumu da yukarıya kaldırdıktan sonra sandalyemden inerek odamı toparlamaya başladım. “Ne zaman gelecekmiş peki anneciğim?” annem benim bu mutluluğuma gülümsedikten sonra kolundaki saate baktı. “Birazdan gelir tatlım.” Elimi daha da hızlandırarak bir an evvel etrafı toplamaya çalıştım. Misafirimi iyi karşılamak istiyordum.

Hızlı adımlarla merdivenden aşağı doğru ilerlerken kapının önünde ceketini çıkaran Eris’i gördüm. Yanına gittiğimde ceketini alarak bir hizmetçiye asması için verdim. “Hoş geldin” dedim elbisemi düzeltirken. “Hoş bulduk.” Sesi her zamanki gibi soğuktu. O hep böyleydi. Herkese karşı soğuktu. Kendi ailesine bile. Sadece benim ile evcilik oynarken yumuşuyordu. Ve sadece o sırada gülümsüyordu. Onun haricinde hiçbir yerde onun gülümsediğini göremezdiniz. Annem, Eris’in sırtına nazikçe dokunup, “hoş geldin” dedi. Eris, “hoş buldum.” Onun elini tutarak kendime doğru çektim. “Gel, hadi odaya geçelim. Aklımda çok güzel bir oyun fikri var.” Eris bana itiraz etmeden onu odama sürüklemesine izin verdi. Aslında yalan söylemiştim, aklımda bir oyun fikri yoktu. Annem son dakika geleceğini söylediği için bir şey düşünememiştim. Fakat odama giderken düşünme fırsatım olmuştu. Aklıma ne kadar saçma şeyler gelse de aralarından en mantıklısını bulmaya çalıştım. Ki bunu yapamadan odama varmıştık. Kapıyı açarak içeriye geçtim. Eris, yavaşça içeriye geçerek yatağımın üzerine oturdu ve beni izlemeye başladı. Gri gözleri üzerimde gezerken ister istemez gerildim. “Şey… Bak resim çizdim.” Babama çizdiğim resmi havaya kaldırarak ona gösterdim. “Güzel.” Bu söylediği garip bir şekilde hevesimi kırmıştı fakat alışıktım. “Aklında güzel bir oyun fikri vardı.” Resmimi çekmecenin içine koydum. “Unuttum.” Çekmeceyi geri kapatıp ona döndüğümde başını eğmiş kucağında duran ellerine baktığını fark ettim. “Ama aklımda başka bir fikir var.” Merdivenleri tırmanırken aklıma gelen fikirlerden biriydi. “Şimdi biz iki komşu olalım. Ama arkadaşız tamam mı?” Eris başı ile beni onayladı. “Tamam ama sana bir şey söylemeliyim.” Sesindeki ciddiyet ile durdum ve karşısında geçerek söylemesini bekledim. “Annem ben biraz daha büyüyünce beni orduya verecekmiş.” Söylediği ile gözlerim fal taşı gibi açıldı. “Ne yani savaşlara mı katılacaksın?” bu çok tehlikeliydi ve ben onun gitmesini istemiyordum. Savaşta onu kaybetmek istemiyordum. “Evet,” dedi ve yataktan kalktı. “Ama daha var. Bu yaşta olmuyormuş zaten. Şimdi oyuna başlayalım.” Eris, oyun için yerini aldığında bende yerimi aldım ve oyuna başladık.

Bir süre boyunca oyun oynadıktan sonra sarmayınca oynamayı bırakıp bahçeye indik. Yeşilliklerin arasında dolaşırken bir şeyler konuşuyorduk. “Peki, sen orduya katılmak ister misin?” Eris’in bana sorduğu bu soru ile kaşlarım çatıldı. Bu konu da ne diyeceğimi bilemiyordum. “Savaşlardan korkarım. Her gün babam televizyonda izliyor ve çok korkutucu. Ama senin için katılırdım.” Eris bu cevabımı başını iki yana sallayarak reddetti. “Benim için değil, Phoenix için katılmalısın. Adamız için.” Beyaz saçlarımı geriye doğru atarak, “Tabi onun içinde katılırdım” dedim. Adamız için katılmak aklımın ucundan bile geçmemişti. “Peki, madem sende katılacaksın. Birbirimize silah doğrulttuğumuzda arkadaşlığımız ve diğer şeylerin hepsi biter, tamam mı?” Eris’in aniden bu söylediği ile donup kaldım. Bu da ne demekti şimdi? “Ben niye sana silah doğrultayım ki? Ayrıca diğer şeylerde ne?” dedim kiraz ağacının çiçeklerine bakarken. “Geleceğin nasıl olacağını bilemeyiz, Nox. Diğer şeyleri ise boş ver.” Eris son cümlesini söylerken utancından kızaran yanaklarını gizlemeye çalışıyordu. “Eris, söyle.” Adımlarımı durdurdum. Söyleyeceği şeyleri çok merak ediyordum. “Nox, boş ver dedim.” Sesi bu sefer daha soğuk ve net çıkıyordu. Bende daha fazla soru sormayarak ilerlemeye devam ettim. Bazen onu anlayamıyordum.

Eris ile biraz daha oyalandıktan sonra kendisi evine gitmişti. Bende şimdi annem ile beraber öğle yemeğini yiyorduk. “Bugün pazara gitmek ister misin prensesim?” annemin bir anda sorduğu soru ile heyecanlandım. “Tabi ki isterim” dedim. Pazara gitmeyi çok severdim. Orada kendime çeşitli oyuncaklar alır, bazılarını Eris’e hediye ederdim. İnsanlara hediyeler vermeyi seven biri olduğum için kendime bir şey alırken tek arkadaşım Eris’i de düşünürdüm. Ona göre alacağım şeyi seçerdim. Ona bir şeyler hediye etmeyi severdim. Onun mutluluğu benimde mutluluğumdu.

“Hızlı seç kızım.” Pazardaki oyuncak tezgâhının önündeydik ve ben kararsız bir insan olduğum için oyuncak seçemiyordum. En son bir tane beyaz tavşan aldım. “Bunu istiyorum.” Dediğimde annem cebinden parayı çıkartarak esnafa uzattı. Kendime tavşan Eris’e ise tilki almıştım. Tilkileri sevdiğini bildiğim için almıştım. “Anne, önce Eris’in evine gidip bunu ona versek olur mu?” diye sordum anneme. “Peki, olur kızım ama hızlı olmalıyız tamam mı? Baban bizi bekliyor.” Pazar işi biraz uzun sürdüğü için akşam çökmüştü bile. Güneş batmış, yerine ay ortaya çıkmıştı. Hem de hilal olarak.

Kalabalıktan çıktığımızda ikimizde rahatlamıştık. Annem ile beraber kalabalık ortamları sevmiyorduk. Sebebi ise bunaltıcı olmasıydı. Gecenin vermiş olduğu soğukluk ile üzerimdeki hırkanın önünü ilikledim. Eris’in evine gelmiştik. Bahçe kapısından geçerek merdivenlerde ilerledik. Kapının önüne gelince heyecanla tıkladım. Kapıyı açan hizmetçi bizi görünce biraz şaşırmıştı. Habersiz geldiğimizden dolayı olsa gerek. Hizmetçi, Eris’in annesini çağırmaya kalkıştığı sırada annem onu durdurdu. “Rahatsız ermek istemeyiz o yüzden sadece bir şey verip gideceğiz. Kızım ile pazara gittik de Eris’e hediye almak istedik. Hediyemizi verip gideceğiz.” Hizmetçi, annemi onaylayarak tilki oyuncağını aldı. Ardından daha fazla oyalanmadan evin yolunu tuttuk.

Eve girdiğimizde hemen paltomu çıkararak astım. Annemde platosunu çıkararak astığı sırada bir hizmetçi yanımıza geldi. Hizmetçi annemin kulağına eğilerek bir şeyler fısıldadı. Annem hizmetçinin söylediği ile gözler fal taşı gibi açıldı ve hemen babamın odasına doğru koşarak gitti. Ne olduğunu öğrenebilmek için bende annemin peşinden gittim. Annem hızlıca babamın odasına girdi. Bende tam odaya girecekken hizmetçilerden biri beni durdurdu. Beni kolumdan tutarak babamın odasına girmemi engelledi. “Bıraksana kolumu” diye bağırdım hizmetçiye. Fakat hizmetçi bırakmamakta ısrarcıydı. “Bırak.” Hizmetçiye tekmeler savurmaya başlamıştım. Neler dönüyordu burada? Annem neden koşarak babamın yanına gitmişti? Yoksa… Babama bir şey mi olmuştu? Ben bunları düşünürken içeriden gelen ağlama sesi ile tekmelerimi durdurdum. Annem ağlıyordu ama ne için? Başımı kaldırıp beni tutan hizmetçiye baktım. “Babama bir şey mi oldu?” diye sorduğum sırada hizmetçi beni bıraktı. Hizmetçinin beni bırakması ile yavaş adımlarla babamın odasına doğru ilerledim.

Babamın odasının önüne geldiğimde gözlerime inanamadım. Hiçbir şeye inanamıyordum. Şuan bunun gerçek olduğuna bile inanamıyordum. Babam yatağında uzanmış beyaz bir örtünün altında duruyordu. Örtünün altından çıkıp bana şaka yapacak ümidiyle yanına gittiğimde örtünün altından çıkmadı. Bu bir şaka değildi ama inanamıyordum. Babamın beni bırakmış olabileceğine inanamıyordum. Yatağa doğru ilerledim ve tam önünde durduğumda bunun ciddi olduğunu yeni anlamıştım. O beyaz örtünün içine bir daha çıkmamak üzere girmişti. Sonra bir anda gözyaşlarım yanağımdan akıp gitti. Elimdeki tavşana sarıldım. Babam gerçekten gitmişti. Bir daha gelmemek üzere. Bir daha onu göremeyecektim. Çünkü o gitmişti. O artık yoktu. Ve ben hala bunu kabullenmek istemiyordum. Daha sabah konuşup, gülüştüğüm babam nasıl olmuştu da şimdi beni bırakıp gitmişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.