
Remulus kehanet mi demişti?
Volaris gülmemek için kendini tutarak, zar zor koruduğu ciddi ifadesini bozmadan dinlemeye devam etti. Bir yandan da görevi için gerçekten vaktinin azaldığını düşünüyordu.
Remulus inançlı bir adam değildi ve kendisinin bile inanmadığı bir şeyin arkasında bu kadar ısrarla durması sadece tuhaf denilebilirdi.
Kehanetler ve masallar derdi, Kral, bu ikisi yalancıların ürünüdür ya da rahiplerin.
Şimdi ise oturmuş sabahın köründe ciddi ciddi gördüğü bir rüyayı mı anlatacaktı? Artık kullanılmayacak kadar eski bilgilerin ve unutulmuş ilimlerin saklandığı bir kütüphanede bulunan tuhaf masalların yarattığı tuhaf bir rüya... En sonunda gülme isteğini bastırarak,
"Gerçekten iyi uyuduğunuza emin misiniz, majesteleri?" diye sordu usulca.
Ama Remulus hiç oralı değildi.
"Merak etme, deliksiz uyudum. O an kehaneti ilk duyduğumda Altus'a, ben de senin gibi tepki vermiş ve masal dinlemek istemediğimi haykırarak onu başımdan kovmuştum. Ama şu kadın doğururken, Altus'un anlattıkları tüm gece aklımdaydı. " Son varisini doğururken ölen genç kızdan bahsediyordu. Ama daha çok ölmüş bir fareden bahseder gibiydi.
Öksürerek konuşmasına ara verdi ve köşede duran kadehinden koca bir yudum aldı. Şifacı, çok soğuk içmemesi konusunda Kral'ı defalarca kez uyarmıştı. Ama her zamankisi gibi uyarılar Remulus'un bir kulağından girip ötekinden çıkıyordu.
Son varisini kaybettiği, Krallığın geleceğini etkileyen böyle önemli bir gecede bile masallar ve kehanetlerden bahsetmesine şaşırmamak gerekirdi. Lord Volaris artık yaşıyla beraber Kral'ın daha da inatlaşmasından öte daha da çılgınlaşmasından korktuğunu fark etti.
Ama az sonra düşüncelerini bölen Remulus,
"Kehanet şöyle diyor, ama eski bir inanışa göre bir kehaneti ne kadar yüksek sesle tekrarlarsan gerçekleşme ihtimali o kadar artarmış... Her neyse bunu bir kez sadece sana anlatacağım zaten."
Yine de Kral'ın sesinin gittikçe alçaldığı fark edilebiliyordu. "Kehanete göre, " Sesi istemsizce alçalmış ya da oda kendiliğinden yine soğuk bir sessizliğe bürünmüştü.
"Kızıl dolunayda yükselecek bir Kraliçe, Amansızca son verecek kara tahtın gücüne. Devirecek tahtı ejderhanın nefesi , Kızıla boyanacak Kral'ın gövdesi."
Sadece alevlerin ve balkondan gelen esintinin bozduğu bir sessizlik hakimdi tekrar odaya. Remulus ciddiyetle sandalyesinde hareketlendi.
"Kehanetin bulunan kısmı bu kadar. Ama Altus parşömenin altında yazılı olan notu da çevirmiş: Kızıl kehanet buyurur ki, yükselince gökte şafak yıldızları, yerin halkı selamlayacak Kanlı tacı."
Remulus düşünceli düşünceli büzdüğü dudaklarıyla devam etti. "Ancak bu, kehanetin aslından bir parça mı yoksa Vandoria'lı bir keşişin sonradan eklemesi mi, bilinmiyor. Notu düşen üstad bunu belirtmemiş. "
Vandoria'lı keşişler, geçmişten beri süregelen kadim bir Ejderha tarikatinin müritleriydi. Ruhani yükseliş yolunda aldıkları kehanetlerle seçilmiş kişi olacaklarına inanırlardı. Ancak yaptıkları sadece büyücülerden öğrendikleri yarım yamalak cümlelerin kara büyü bozmasından ibaretti. Tabii büyü yasaklanmadan önceki zamanda yaptıkları, demek daha doğru olur. Çünkü artık ne böyle bir tarikat ne de kehanet vızıltıları kalmıştı geriye.
Volaris, bu kehanet zırvasını kağıda döken Üstadın, asıl kehaneti ne bir büyücüden ne de bir keşişten duyduğuna inanıyordu. Bu sadece, kendi hayalinden ya da rüyalarından uydurduğu bir dizi lirik anlatıydı muhtemelen.
"Kehanet hakkında ne düşünüyorsun Volaris?"
Kral, boğuk sesiyle emredercesine ama meraklı bir tonda konuştuğunda Volaris'in düşünceleri bıçak gibi bölündü. Bu kehaneti birçok kişi bilirdi aslında, ya da buna benzer bir şarkıyı mırıldanırdı dillerinde.
Lord Volaris de bu kehaneti çoktandır biliyordu. Çocukluğunda kulağına çalınan birkaç sözcüğü anımsatıyorlardı.
"Tahtın tek bir varisi olacak, ancak sahici olan yukarı çıkacak...(şarkının bu noktasını hatırlayamıyordu, anılarında kopukluk vardı) Kanla süsleyip gezdirince tacı, son varis alacak şanı. Kızıl kıyamet kopunca gökte, tatlı sular inleyecek yerde. Prensler, Kızıl kanat ve kraliçe dönecek duracak aynı yerde."
Ancak kendi kendine mırıldanışını bitirdiğinde Remulus söylediklerini çoktan işitmişti. Volaris Kral'ı umursamadan bir süre dalgın bakışlarla ateşi izlemeye devam etti. Derin düşüncelere dalmış, keskinleşen bakışlarını alevlerin üzerinden aniden çekerek,
"Evet, Kral'ım. Bahsettiğiniz bu kehanet ben daha çocukken arka sokaklardaki falcı kocakarıların kulağıma fısıldadığı ve sokaklarda oyun oynarken söylediğimiz bir şarkı.(Bir an duraksadı ve fazla küstah olup olmadığından emin olamadan, ) İsmi de Ateşle boğulan Kral'ın Ağıtı," dedi şarkının tonunda mırıldanarak,
"Tek bildiğim bu ağıtın, iki asır evvelki Kızıl Çağ'ın düşüşünde yaşamış son büyücü Kralının hazin sonunu anlattığı. Kısacası çoktan gerçekleşmiş, hatta sokak çocuklarının oyunları ve şarkıları haline gelmiş bir kehanetin benzerini veya belki de başka bir versiyonunu öğrenmişsiniz. Demem o ki, bu kehanet ve masallara vaktinizi ayırıp, kendinizi yormanızı istemeyiz. Önümüzde tahtın varisini seçmek gibi önemli bir mesele varken hele...İzninizle, artık dinlenmenizi ısrar edeceğim. Ben de emrinizle çok geçmeden yola koyulmalıyım. Dilerseniz sonra kehaneti sizin için araştırabilirim. "
Ancak Remulus sert bir ifadeyle sözlerini tamamlamasına izin vermeden,
"Kocakarı masalları değil bu, kadim bir kehanet! Alimler Kulesi'nin yasaklı kütüphanesinden çıktı! Kehanet, Kızıl Çağın bitişini falan da anlatmıyor! Beni anlatıyor!(bağırmayı bir an kesti ve sakin bir tonda konuşmaya devam etti) Ayrıca bu kehanetin varlığını, sokaktaki iplikçiye kadar herkesin bildiğini ben de biliyorum. Kehaneti, ben de senin gibi çocukken duymuştum, hem de babamdan... " Sesi bir anda yeniden değişmiş, bakışları yeniden dalgınlaşıp harlanmış ateşin kıvılcımlarına takılmıştı.
"Kral Aeron bana daha küçükken anlatırdı bu hikayeyi. Bana ve kardeşlerime ezberletirdi... Annemin küçükken bizi kucağına oturtup anlattığı hikayeleri, annem öldükten sonra aynı şekilde devam ettirdi. Annenizin, o hayat dolu anısını sizin için yeniden canlandırıyorum, derdi." Bir an duraksadı ve haşin bakışlarını tekrar parlayan Lorda çevirdi.
"Ama özellikle bu kehaneti, bana anlatmıştı. Belki de beni uyarmak istemişti, geleceğim hakkında. Ama o zamanlar onu anlamayacak kadar küçüktüm... "
"Beni bir akşam mahzene indirdi, eski kralların tabuttan gölgelerini izledik. Anıtların ve taş mezarların yanında dolaştık. İşte o zaman anlatmıştı bu kehaneti. Dikkatli olmam için uyarmıştı belki de, tahta geçecek varisin ben olduğumu söylerdi hep ya, işte geleceğimi de benden iyi biliyordu."
Yutkunarak es verdiğinde Volaris bir an Kral'ın gözlerinin buğulandığını görür gibi oldu. Ailesi hakkında ilk kez böyle konuşuyordu yine de bu kadar duygulanması onun gibi biri için şaşılmayacak gibi değildi, dikkatlice yüzünü gerdi ve şaşkınlığını gizleyerek, kontrol altına almaya çabaladı.
"Gerçek ya da değil, neye inanırsan inan, ama bu kehanet her şeyi açıklıyor. Asıl sözleri de Şifacı'nın getirdiği parşömende saklı, sokak köşelerinde değil! Ve sakın bana aklımı kaçırmışım gibi bakma! Bu yaşlı kurt henüz ölmedi ve öyle bir niyeti de yok! " Bağırdıktan hemen sonra bir öksürük nöbeti daha sesini tizleştirdi.
Volaris hemen ihtiyatla başını eğerek Kral'ın hırçın öfkesinin dinmesini bekledi. Remulus biraz soluklandıktan ve armut şarabının dibini yudumladıktan sonra daha sakin bir tonda devam etti.
"Bu kehanet bir zırva ya da değil, ama söz konusu olan kara taht Srodhann'ın tahtı ve kızıla boyanacak gövde de bana ait... "
Volaris, Kral'ın birazcık olsun yatışmış olduğu anı kollayarak, kısa bir sessizlikten sonra usulca söze girdi.
"Ama kehanetler Kral'ım, muğlak bir ifade biçimine sahiptirler. Sizin aktardıklarınız ise daha çok lirik bir anlatı. "
Bu açıklamanın en azından biraz olsun onu mantıklı düşünmeye iteceğine inanıyordu.
Remulus ise hiçbir şeyi dinlemiyor gibiydi, endişeyle gerilmiş yüzünü balkondan vuran gün ışığına çevirmişti. Olumsuzca kafasını sallarken sesinde belki de ilk kez çaresizliğin tonu vardı.
"Bu bir kehanet. Biliyorum, ilk başta benim de kulağıma bir saçmalık gibi gelmişti. Ama dün gece umursamazca bu düşünceleri zihnimden kovduğumu sanarak uyurken şafak sökmeye yakın bir kâbusla uyandım, (uzun bir soluk aldığında endişeli ifadesinin ruh halini ne kadar ele geçirdiği artık görülebiliyordu) Uyandığımda kan ter içindeydim. Halbuki uzun zamandır bir rüya bile görmemiştim," Remulus durdu ve sabah rüzgarının fısıltısını dinler gibi başını eğdi.
"Kehaneti gördüm Volaris, anlıyor musun? Kâbusumda onu gördüm, kehanetin aynısını! Alevler tüm krallığı yalayıp yutuyordu ama yine de soğuktu. Küllerin kar tanesi gibi başımdan aşağı düşüşünü gördüm. Kızıl Kraliçenin yükselişini gördüm. "
Sanki gerçekten yaşanmış gibi anlattığı hikayesi, rengi atmış yüzünde yeniden canlanmıştı.
Remulus, başdanışmanına nadiren ismiyle hitap ederdi. Bu da, o nadir anlardan biriydi. Endişeyle gerilen sesi korkusunu gizleyememişti. Ama sert mimikleri sanki hiç oynanmamış gibiydi.
Volaris ihtiyatla Kral'ın devam etmesini bekledi, anlaşılan Remulus, son zamanlarda bazı şeyleri cidden kafaya takmıştı. Bir yutkunmalık bir sükunetin ardından, Kral'ın boğazına takılmış kelimeleri tekrar ses buldu.
"Gerçek ya da değil, bu kehanet zırvası Srodhann'ın düşüşünü ve lanetli bir cadının yükselişini anlatıyor! Hikayenin başı ya da lanet sonunda ise ben ölüyorum! Bu, Remulus Hanesinin de sonu demek, bu Srodhann'ın sonu demek, bu her şeyin sonu demek, biliyorsun! "
Volaris kıpırdamadan durdu ve sessizlik içinde dinledi. Savaş toplantılarını paylaştıkları gecenin kör vakitlerinde olduğu gibi Remulus'un aklını yine zehirli kuruntuların ele geçirdiğini düşünüyordu. Bunca şeye karşı bulabildiği en makul sebep buydu.
Yapılabilecek en iyi şey sadece dinlemek ve usulca kafa sallamaktı. Birkaç saat sonra bu düşüncelerin hepsi uçacaktı nasılsa. O zaman boş yere bu kadar bağırdığını anlayacaktı Remulus. Volaris'in umutları çaresizce bu yönde çırpınırken içindeki ses, tam aksini söyleyerek kendini boş yere kandırmamasını fısıldıyordu.
Kral, endişeyle yoğurulmuş o keskin bakışlarını yeniden Lord Volaris'e dikti.
"Altus, kehanetteki gizli zaman dilimini benim için okudu. İhtiyarın bunu yapması uzun sürdü ama istediğim sonuca nihayet ulaştı. Kızıl Kraliçe denen cadı , mehtabın yeryüzüne en yakın olduğu Kızıl Dolunay zamanında dünyaya gelecek."
Hâlâ ısrarla kehanetten bahsetmesi tam bir çılgınlıktı ve içindeki kuruntuları daha da güçlendiriyordu. Tüm bu anlattıkları kulağa deli saçması gibi geliyordu. Daha da garibi Remulus'un ağzından çıkanlara gerçekten inanmasıydı. O an Volaris'in zihninde sabah rüzgarından başka hiçbir şeyin duyulmadığı bir sessizlik oluştu. Remulus gerçekten delirmiş olabilir miydi?
Kral'ın çürümüş tırnakları yanındaki ceviz masada duran bir parşömeni işaret etti. Gerçekten hikayesinden geri adım atmayacak gibiydi, en azından bu gece ona inanmış gibi yapmalıydı.
Volaris, parşömeni sessizce inceledi. Eski ve yıpranmıştı, daha çok bir eskiz gibi kullanılmışa benziyordu. Üzerine, kenarına ve köşesine eski rünler, yasaklanmış kelimeler karalanmış, tam ortasına ise bir ay döngüsü çizilmişti. Tabii ki köşedeki karalamalar eski dilde kaleme alınmış sözlerdi ancak Volaris büyü gibi gözüken bu kelimelerin Kral'ın az önce anlattığı kehanetin kendisi olduğunu dikkatli bakınca okuyabiliyordu. Ay döngüsü haritası ise, halk dilinde Kanlı Dolunay diye anılan kırmızı dolunay vaktini gösteriyordu.
"Ayın gökte yeryüzüne bu kadar yakın olduğu evre yaklaşık yirmi yılda bir gerçekleşiyormuş. Zaten... "
Volaris sakince kağıt parçasını eski yerine bıraktı. Tek kaşını kaldırarak bakışlarını tekrar Kral'a yöneltti. Zaten, ne?
"Şifacının gökyüzü okumalarına göre, yakında gerçekleşeceğine dair işaretler neredeyse kesinmiş."
Lord Volaris az önceki kağıt parçasının bir müsvettenin ötesinde, yıllık kayıtlardan koparılmış önemli bir sayfa olduğunu şimdi anlıyordu. Havanın durumunu veya önemli doğa olaylarını ölçmek, şimdiki gibi ayın döngüsünü okumak ve böylece denizcilere daha doğru tahminlerde bulunarak yol göstermek için, Kraliyet Donanmasını doğanın sürprizlerine hazırlamak için tutulan bir dizi kayıt defteriydi bunlar.
"Yani Altus'un yorumuna göre, açıkça anlaşılıyor ki Krallığın sonunu getirecek Kızıl Kraliçe, Kızıl saçlı cadı yakında dünyaya gözlerini açacak!"
Volaris Remulus'un ilk defa henüz doğmamış bir bebekten korktuğunu görüyordu. Hiçbir şeyden korkmayan Zalim Kral, bir bebek yüzünden tir tir titriyordu! Gerçekten dinlenmesi gerekiyor, diye düşünmekten alamadı kendini yine. Ertesi gün Kral, bu anlattıklarını dinlese en çok kendisi gülerdi. Eğer gülmezse gerçekten delirmiş demekti! Vaktinin hızla geçtiğini hissederek,
"Peki, bunun için beni neden çağırdınız?" dedi, hemen sadede gelmeye çalışarak.
Henüz doğmamış bir bebek için ne yapabilirdi?
Kral'ın sertleşen yüzü bir anda tatminkar bir ifadeyle gevşedi, sonunda istediği noktaya gelinmişti.
"Bu gece bir emir vereceğim. Bu emirle, önce kentteki sonra tüm krallıktaki kızıl saçlı kadınları, kız çocuklarını ama en çok da bebekleri öldürmeni istiyorum! "
Alevlerin parlattığı soluk yeşili gözleri bir hayaletinkileri andırıyordu.
"Bu geceden itibaren herhangi bir kızıl saçlı kaltağı bu topraklarda görmek istemiyorum. Kızıl saçlı kadınların bu gece sonu gelecek ve bu emri de sen vereceksin! Hepsi toplatıldıktan sonra meydanda törenle yakılacaklar, bebeklerse anında öldürülmeli. Tek bir bebek bile sağ kalmamalı! "
Bu düşünce bir delilik ürünü değilse ne olabilirdi?! Remulus bu sefer sınırlarını gerçekten zorluyordu.
Dikkatlice seçmeye çalıştığı kelimeleriyle karşısında alev topu gibi parlayan Kral'ına karşı konuşmayı göze aldı. Eğer bunu şimdi söylemezse tüm krallık bir deliliğin kurbanı olacaktı.
"Eğer bir gecede sırf saç renginden dolayı halkınızı katlederseniz, adınız bir soykırıma karışır ve halk memnuniyetsizliğini mutlaka belirtecektir." Ama pek de hoş olmayan yollarla diye geçirdi içinden. Devam edecekken Kral, hışımla sözünü kesti.
"Sen ne dersen de, Lord El. Şehir muhafızları komutanı çoktan emirimi bekliyor, senin yapacağın sadece bu temizliği(!)başlatmak."
Çirkin bir kahkaha atarak konuşmasına ara verdi. Sinsi bir kasvet sesine hakim olmuştu yine.
"Böylece kıyımı başlatan sen olacaksın, yine de itibarımı düşündüğün için minnettarım sana, Lord Volaris."
Volaris artık engel olamadığı öfkesiyle kenetlenen çenesini daha da sıktı. Kral'ı boş gözlerle izledi. Ya gerçekten delirmişti ya da şarabı fazla kaçırmış ve öğlen çıkacağı avdan sonra bu sabah söylediklerini bile hatırlamayacak sonraysa yine yaptıkları için onu suçlayacaktı. Her ne olursa olsun bu emri halkın gözünde Kral vermiş olacağını kendiside biliyordu. Ama Volaris'in adının karışması devrilemeyecek Kral'ın yerine daha kolay hedef olan Lordun hayatını tehlikeye atıyordu. Kral, bir hiç uğruna Lord'un itibarını tehlikeye atıyordu ve kendisininkini de attığının farkında bile değildi!
"Ayrıca senin daha önemli bir meselen var, hatırlarsan... Bir varis olmadan bu tahtı daha fazla koruyamam."
Kuruyan dudaklarını az önce yaptığı hiddetli konuşmanın yarattığı iştahla yalayarak ıslattı.
"Siz lordum, bugün, bu Krallığın ve benim akıbetimi belirleyecek kişisiniz. Daha fazla seni yolundan alıkoymak istemem."
Volaris, umutsuzca konuşmanın bittiğini anlayarak tam söylemek üzere açtığı ağzının öfkeyle kapandığını fark etti. Ancak Remulus'un bu deliliğini durdurmanın bir yolunu bulmalıydı! Ve bu gece bulamazsa yarın çok geç olabilirdi.
Hiddet, çenesini sımsıkı kenetlenmişti. Ancak yüzüne basan öfkenin yakıcı sıcaklığı bile artık nafileydi. Kral kararını çoktan vermiş görünüyordu.
Remulus'un ya çok içmekten ya da sabah sarhoşluğuyla verdiğine inanmak istediği bu deli saçması kararını, keskin bakışlar altında yeniden inceledi. Ama hiçbir mantıklı açıklama bulamadığı bir deliliğin eşiğinde gibiydi.
Daha kötüsü halkın buna karşı tepkisi ne olacağıydı. Hayali bir öfkenin omzunda yarattığı baskıyla sımsıkı kapanmış ince dudaklarını büzdü. Başıyla kısa ve sert bir reverans yaparak, "Kral'ım," Dediğinde lanet odadan çıkmak üzereydi ki Remulus ağzında son bir şey daha geveledi.
"Bugün çanlar ölenler için değil hayat bulanlar için çalacak, bunu unutmayın lordum. Ve bu gece çanların kimin için çaldığını sadece sen ve ben bileceğiz. Varisi getir ve kızı öldür. "
İtinayla kıstığı bakışlarını Volaris'in öfkeli ve ketum yüzünde sabitledi.
"Ve son emri de unutmayacağına eminim."
Kral iğneli sözlerini bitirince neye uğradığını şaşırmış bir şekilde pelerinine daha da sıkıca sarınan Lord Volaris aceleyle çıkışa yöneldi.
" Tüm bunları yaparken arkanızda ipucu bırakmadığınızdan emin olun, lordum. "
Remulus'un bu son emri kulağında korku dolu bir çığlık gibi çınlarken hışımla odayı terk etti. Ona bir şey danışmayacaktı madem ne diye Kral Elı yapmıştı?!
Bu deli saçması konuşma onu fazlasıyla öfkelendirmiş, öfkesi şimdiden başına bir bıçak gibi saplanmıştı. Bir eliyle ağrıyan şakaklarını ovalarken taş merdivenlerden hızla aşağı iniyordu.
Gündoğumundan beri süren bu konuşmanın az önceki sözlerle tamamlanması, aslında ne kehanetin ne de varisin Kral'ın gerçekten umrunda olduğunu düşündürüyordu içten içe.
Remulus'un tek korkusu altında oturduğu tahtın sallanmasıydı. Lord'un şuanki tek korkusu ise Kral'ın gösterdiği bu delilik emaresinin gerçek olmasıydı. Kasaba halkının azımsanamayacak bir kısmının resmen kılıçtan geçirilmesi emrini vermişti, sırf gördüğü bir rüyadan dolayı ve konseye hiçbir şey danışmadan... Kral'ın bu emri nasıl verdiği duyulsa tarih kitaplarının sayfasına geçerlerdi, tabii gülünç bir şekilde... Srodhann'ın şu ana kadar birçok deli ve hasta Kralı olmuştu. Ama her ikisine aynı anda barındıran bir Kral, ilk kez bu tahtta oturuyordu.
Volaris, ketum bir şekilde artık sessizleşen kulenin son basamaklarından hızlıca indi. Altın Kubbeye tek başına vardığında Krallığın akıbeti ve öfkeli kalabalıkların isyanı gibi meşum görüntüler zihninde şimşekler gibi çakıyordu. Ritmik bir hızla yürürken Taht odasını arkasında bıraktığını fark etti ama kara tahtın gölgesinin, yol boyunca onu takip edeceğini iliklerine kadar hissedebiliyordu.
*Süper kanlı dolunay 18 yılda bir gerçekleşir ve ayın daha büyük olduğu bir zamandır



