İçeriğe geç

KIZIL YÜKSELİŞ

Bölüm 5 · 11 dk okuma

KIZIL YÜKSELİŞ

Bölüm 5

KIZIL KULE II

Çember odanın duvarları günün ilk ışığıyla aydınlanırken, hemen köşedeki meşe masada oturan Kral, kafasıyla içeri girmelerini emretti.

Masanın üstü birkaç parşömen yığını ve en kalitelisinden tüy kalemlerle kaplıydı. Altından yapılmış bi hokka da hemen Kral'ın yanıbaşında duruyordu. Masanın sol arka köşesinde, tülden bir örtüyle örtülmüş büyük bir yatak ve sağ tarafındaki duvarda ise demir ocağındaymışçasına harıl harıl yanan bir şömine duruyordu.

Kral'ın özel odası, kaz tüyü yatağının arkasındaki küçük balkon ile tamamlanmıştı. Balkonu örten uzun perdeler sonbahar rüzgarıyla içeri uçuşurken Lord Volaris tam karşısında oturmakta olan Kral'la bakıştı.

Ancak Remulus gözlerini Sir Alan'a çevirince, Volaris de ilgisini tekrar odaya yöneltti. Nasıl olsa az sonra her şey aydınlığa kavuşacaktı. Başkumandan hızlıca Kral'ın yanına giderek kulağına bir şeyler fısıldadı. Kumandan hemen eski yerini alırken Volaris, Sir Alan'ın emri yerine getirdiğine dair rapor verdiğini varsaydı.

Remulus'un özel odasının balkonu, Antik zamanı andıran kemer korkuluklarla süslenmişti. Kalenin koyu gri taşlarından değilmiş gibi gözükmesine sebep olan soğuk mermer taşların rengine boyanmıştı. Kuleye sonradan eklenmiş hissini veriyordu.

Onlar içeride beklerken dolunay, aydınlanan gökyüzünde hâlâ soluk bir leke gibi parlamaya devam ediyordu. Balkondan yansıyan görüntüsü şafak sökümüyle beraber eşsizdi.

Balkonun yanındaki küçük pencereler, Güney Fırtına denizine bakıyordu. Böylece iki büyük liman da Kral'ın penceresinin görüşü altındaydı. Kızıl Kule'nin yüksek pencerelerinden limanlardaki gemilerin giriş çıkışını izlemek son derece kolaydı.

Lord Volaris nadiren keşfetme fırsatı bulduğu bu özel odayı göz hapsine alırken Kral, her zamanki pis sırıtışıyla muhafızları süzüyordu. Lakin gülümsemesi çok uzun sürmedi.

Son zamanlarda sık sık artan ağrıları yüzünden yüzü aniden renk değiştirmişti. Bir eliyle bacağını ovarken diğer eliyle, şöminenin önünde dikilen hizmetçi oğlanı yanına çağırdı.

Oğlan, emir üzerine hemen tepsideki özel taşlarla süslenmiş sürahiden, mevsimin son yaz şarabını demir kadehe akıttı.

Kral'ın ekşiyen suratı, buz gibi armut şarabından bir yudum almasıyla eski hatlarına hemen kavuşmuştu.

Armut, karanfil ve kırmızı meyveler kokulu şarap, açık pembe rengiyle kadehte parlarken odaya hoş bir koku yayıldı.

Kral, tek eliyle oğlanı yanından savuşturduktan sonra Volaris'in ardındaki muhafızlara kendisini masadan kaldırmalarını emretti.

Bunu sıklıkla yapardı, muhafızlar artık bu duruma alışmıştı.

Sıradan bir kraliyet muhafız ve Gregory'nin desteğiyle şöminenin başındaki dinlenmek için hep tercih ettiği yerine, ayı kürküyle kaplı sallanan sandalyesine yerleştirildi.

Ama yerleşirken, yardımına koşan diğer muhafızları ve fazlalıkları dik bakışlarıyla süzmeyi de ihmal etmedi.

"Çekilin, bir adamı oturtmak için bu kadar kalabalığa gerek yok! " Diye bağırdı sertçe.

Ensesinden uzayan gri ve seyrek saçlarının çevrelediği yüzü her zamanki ciddiyetini ve sertliğini koruyordu.

Gün içerisinde eskisine göre daha çok oturmasından kaynaklı düşen omuzlarına ve kamburlaşan sırtına rağmen hâlâ kimseye muhtaç olmadığını haykırıyordu. Ve Volaris, onu tanıdığı bunca zamana dayanarak ölüm döşeğinde olsa bile yardım almazdı.

Hastalığına ve ağrılarına inat, eski askerî dinçliğini koruyordu korumasına lakin kırışmış elleri ve kamburlaşan sırtı artık başka bir gerçeği fısıldıyordu. Ancak Remulus bunu asla kabul etmeyecekti.

Muhafızlar ve Gregory, Kral'ı yerleştirdikten sonra aceleyle geri çekildiler.

Kral, biraz daha soluklandı ve anlamlı bakışlarını usulca başdanışmanının gözlerine dikti.

Volaris, duyacakları için şimdiden endişelenmeye başlamıştı. Kral'ın oturduğu bu uzun yıllar boyunca hep sağlıklı kararlar almadığını biliyordu.

"Herkes dışarı çıksın! " Diye emretti Remulus tok bir sesle.

Kral'ın bu emri üzerine içerideki muhafızlar ve tüm hizmetçiler sorgusuz sualsiz odayı terk ettiler.

"Siz de Sir Alan,"

"Lordum," Sir Alan, kraliyet muhafızlarına yaraşır bir şekilde başıyla küçük bir reverans yaptıktan sonra muhafızlar ve Gregory'nin ardından odadan ayrıldı.

Kral'ın odası birden sabah sessizliğinin kucağına düşmüştü. Lord Volaris, aceleyle esvabını düzelterek, boğazını temizledi. Kapı kapandıktan sonra hemen söze başlamak istiyordu, daha fazla beklemeye artık tahammülü yoktu.

"Majesteleri, doğum odasından geliyorum ve yanımdaki muhafızlar da bana eşlik ediyorlardı, diğer muhafız ile Sir Alan, Üstad Altus'un eşliklikçisiydiler, bir an durdu ve tek nefeslik bir sessizlikten sonra devam etti, Şifacı acilen beni çağırdığınızı bildirdi. "

Bu son derece açık sözler gizli görevin aslını öğrenmek için iyi bir başlangıç sayılırdı. Kral ise daha çok, sıkılmış bir ifadeyle başını sallayarak sadede gelmesini salık veriyordu.

"Odaya girdiğim vakit Şifacı veya bebekten eser yoktu. Hatta odada sessizlik dışında hiçbir şey yoktu lordum. Daha sonra odaya giren, Sir Alan tarafından korunan, Üstad Altus bana gizli bir görevde olduğundan bahsetti. Ona verdiğiniz bu görevin, yenidoğanla ilgili olduğu aşikardı.(tekrar duraksadı ve Remulus'un tepki vermesini bekledi) Zira bebeği görme fırsatım olmadan Üstad bebekle beraber ortadan kaybolmuştu. "

Kelimelerini dikkatli seçmeye çalışmıştı ama Remulus'un rahat tavırlarından bebeği görmüş olup olmanın gerçekten önemli olup olmadığını sorgulamadan edemedi.

Kral'ın onu yanına niçin çağırdığı asıl önemli mesele gibi gözüküyordu. Remulus'un yüzünden bu çıkarsama, açıkça okunabiliyordu.

Kum saatinden düşen bir dizi kum kadar süren bir sessizlikten sonra Remulus konuştu.

"Sevgili Volaris, seni niçin çağırdığımı ve Kral'ın Eli'nin dahi haberinin olmadığı şu lanet gizli görevin ne olduğunu bilmek istiyorsun... Değil mi?"

Volaris, Kral'ı tatmin etmek için her zamanki kibirli alaycılığına kısa bir kafa sallamayla cevap verdi.

Bebek, muhtemelen yine ölü doğmuştu ve Altus onu çoktan nehrin uçsuz bucaksız derinliklerine göndermişti. Buraya gelene kadar boş yere endişelenmişti. Kral'ın bu rahatlığı ancak buna yorulabilirdi.

"Bebeği ve kadını ortadan kaldırmalarını ben emrettim. Yalnızca bu sefer bu işin daha hızlı halledilmesi gerekiyordu. Ayrıca bir şey daha var... "

Adının yedincisi Yüce Kral Remulus'un yüzü ilk kez endişeli bir ifadeyle çökmüştü.

"Bu mesele, Sir Alan haricinde kimseye duyurulmayacak!"

Başmuhafız, Şifacı ve El'in taşıdığı bir sır... Volaris bunun nereye bağlanacağını sezmeye başlamıştı. Ama ihtimaller üzerine düşünmek istemiyordu özellikle de kendi kellesini ilgilendiriyorsa...

"Bebeğin ölü doğduğunu kimse bilmeyecek, çünkü aslında ölmedi." Dediğinde Kral, Volaris dikkatlice kaşlarını çattı.

Bu da ne demek oluyordu? Anlaşılan Remulus yine bilmeceleri sevmediğini söylerek bilmece gibi konuşuyordu.

Kral, ateşi izlediği bakışlarını tekrar başdanışmanına çevirdi. Yüzünde aynı sert ve soğuk ifade okunuyordu. Ama bu her zamanki ifadenin altında, yılan gibi kıvrılarak yükselen bir düşüncenin varlığını hissetti, Volaris.

"Bebeği sen yaşatacaksın."

Remulus'un son zamanlarda iyice tuhaflaştığını ve huysuzlaştığını, yaşlılığının ama en çok da hareketsizliğinin getirdiği bir asabiyetle dolaştığının farkındaydı. Ama şuan sadece aklından geçenleri anlamaya çalışarak, yaklaşık sekiz yıldır hizmetinde olduğu Kral'ına boş bakışlarla bakmakla yetiniyordu. Ancak Remulus, endişeden herhangi bir emare vermeksizin usulca devam etti.

"Taşlık meydanın arka mahallelerinden birinde gençken kardeşlerimle uğradığım bir ev var. Kızıl Carolina'nın yeri ya da Cömert Carolina... Gerçekten yaşlanmışım! "

Hırıltılı boğazından çirkin bir kahkaha koptu, hatıraların geçiciliği gerçekten acımasız, dedi mırıldanarak.

"Evden bir bastard(p*ç) getirmeni istiyorum. Gün doğmadan evvel getirmiş ol." Ancak gün çoktan aydınlanmıştı.

"Ya da gün batmadan." Değişik bir emir, dedi Lord içinden kinayeyle. Remulus'un kafası gerçekten yerinde değildi.

Ayrıca dikkat çekmeden öyle bir eve girmek gün ışığında kolay olmayacaktı ama sokaklar bu saatte hala sakindir, diyerek kendini teselli etmeye çalıştı Volaris. Yine de bu, sarhoş bir Kral'ın vereceği bir emre benziyordu.

"Kısaca görünmeden, gizlice hareket et. Eve vardığında Zarif Selina'yı bulacaksın. Onu bulduğunda bebek için ondan yardım isteyebilirsin. Ama başka kimsenin bundan haberi olmamalı, görevi gizli yürüt ve yanına çok fazla adam alma! Mümkünse kimseyi alma! Dikkat çekmeni veya gürültü çıkarmanı istemiyorum."

Remulus'un gürültüden kast ettiği herhangi bir arbede veya kavgaydı. Kavga dövüşle hızlıca çocuğu alıp çıkamayacaktı.

"Katliam ya da herhangi bir skandal da olmasın." Dedi hırıltılı nefesiyle.

Anlaşılan halkın dahi bu işten haberi olmamalıydı. Dedikodular ilk kez Remulus'un sofrasında endişe malzemesi oluyordu. İşte bu gerçekten ilginçti...

"Sessizce git ve sessizce gel. Elinde bir erkek çocuğu getirmezsen de gelme."

Volaris şimdi her şeyi anlıyordu.

Kral'ın,ölen bebek yerine geçireceği sahte bir varis için yaptığı sinsice bir planla karşı karşıyaydı.

Aslında kraliyetin akıbeti ve kendi soyunun devamı için bu, akıllıca bir hamle olabilirdi. Hatta son çare gibi görünüyordu.

Aksi takdirde kendisi topal bir Kral olarak anılacak ve birkaç seneye kalmadan Srodhann'ı ele geçirmek için çevresindeki krallıklar harekete geçecekti.

"Selina habercimizdir, Lord Astan (İstihbarat ve keşif lorduydu kendisi)tarafından bizzat görevlendirildi. Ama eğer istersen Lord Astan'a seninle paylaşmasını emredebilirim... "

Kral, pis sırıtışıyla Volaris'i süzdükten sonra soğuk bir tonda devam etti.

"Bu görevden bebeğin annesinin bile haberi olmamalı, eğer olursa onu nasıl susturacağını biliyorsun." Dediğinde bir anlığına odada asılı kalan sessizlik, Volaris'in bu işi gayet iyi bildiğinin habercisi gibiydi.

"Selina bir casus, sadece evde çalışan basit bir kadın değil ve ev sahibesi olarak da oldukça cömerttir."

Lord Volaris son sözleri umursamadan hâlâ alayla sırıtan Kral'ın yüzüne boş boş baktı.

"Peki şu Carolina kimdir Kral'ım? " Eve ismini veren kişi genellikle evin sahibi olurdu.

"O mu? O hiç kimse. Yıllar önce yaşıyordu ama çoktan göçtü." Remulus'un gözlerinde gizleyemediği bir dalgınlık anı yakalar gibi oldu. Ama sonra Kral'ın geçmişini çok da sorgulamak istemediğine karar verdi.

Eskiden Kral'a bilgiler sızdıran kişi kendisi olduğu zaman, bu şehirdeki herkesi ve her yeri avucunun içi gibi biliyordu. Ama Kral'ın Eli olduğundan beri aldığı sorumluluklar dışarıda olanları çoğunlukla kaçırmasına sebep olmuştu.

Lord Astan ise bu işe kendisinden daha fazla hevesli gibiydi(!).

Volaris biliyordu ki, yetenekleri pörsümesine rağmen bu işin üstesinden hâlâ gelebilirdi.

Üstünü başını tekrar düzenleyerek Kral'ın emrettiği üzere hemen yola çıkmak için hareketlendi. Ama Remulus elini kaldırarak onu durdurdu.

"Bu işin hemen bitmesini istiyorum, evet. Bu yüzden şimdi yola çıkacaksın. Ayrıca atını hazırlayacak bir seyis de olmayacağından daha fazla vakte ihtiyacın olduğunun da farkındayım. Ama seni buraya bu görev için çağırtmadım Yüce El, Lord Volaris."

Kral, sözünü bitirdiğinde bir an için durdu ve zihninden geçen gölgelerin aydınlatılmasını bekledi.

Ancak merak ediyordu, sahte Varisi getirmekten daha önemli şuan ne olabilirdi?

Ayrıca hava daha fazla aydınlanmadan yola çıkmalıydı. Bunu Kral'ın da bildiğine emindi. Endişeyle sağ ayağıyla tutturduğu ritmi durdurdu.

"Öncelikle bu işe hiç karışmadın? Her zamanki gibi söyleyecek bir şeylerin yok mu? Sahte varis sizin için çok kurnazca ama riskli bir fikir değil mi gibi gibi aptalca bir önerin..."

Son cümleleriyle Volaris'i taklit etmişti. Sonra öfkeyle ateşe tükürdü. Eleştirilerden asla haz etmezdi.

Volaris herhangi bir karşı çıkışta bulunmamıştı çünkü uzun zamandır Krallığı böyle bir durumun beklediğini sezmişti.

Remulus'un hiç çocuğu olmuyordu. Önceleri Kraliçelerden sonra ise denediği tüm kadınlardan...

Eğer namı bu kadar kudretli ve karakteri bu kadar otoriter olmasaydı konseydeki hiçbir Soylu, Kral'ın bir fahişeden varis yapmasını kabul etmezdi. Başka bir Kral'ın iktidarında bu mesele kolaylıkla iç savaşa sürüklenebilirdi. Ama Remulus söz konusu olunca bu, soyun akıbeti için mecburi bir yol olmuştu.

Kral, her bastardını meşrulaştıracak bir emir vermişti. Yıldız Kulenin din adamları da usulca bu emre boyun eğmiştiler.

Kral'ın mutlak gücü, yaklaşık yirmi yıldır soğuk ellerinde sıkıca tutuşu sadece tüm lordları değil manastırları da böylece hizaya getirmişti.

Kendi öz kardeşiyle yaptığı savaş ve beraber büyüdüğü kuzenini bir gecede katledişi...

Tüm bunlar herhangi bir Kral'ın yapabileceği şeyler değildi. En azından Srodhann'ın tarihinde sıklıkla böyle bir şahıs sahneye çıkmamıştı.

Bu nedenle sahte bir varis en son çözüm olusa, eğer Remulus istiyorsa, olurdu. Çünkü o, isterse olurdu ancak o isterse...

Ancak Volaris aklına gelmiş olan bu fikirden asla bahsetmemişti. Kral'ın ne zaman konuyu açacağı zamanı ihtiyatla beklemişti.

Şimdi anlaşılıyordu ki Remulus da artık bu fikrin izindeydi. Bazen aynı aklın iki farklı ürünü olduklarını hissediyordu Volaris. Biri şeytani diğeri ise sadece saf ve katıksız bir akıl.

Kendini toparlayarak,

"En doğrusunu düşünmüşsünüz Kral'ım. " Diyebildi sakin ve ciddi bir tonla.

"Krallığın akıbeti için şuan yapılacak başka bir şey kalmadı." Diye de eklemekten çekinmedi.

Çünkü Remulus asla kuru övgüden hoşlanmazdı.

Kral, aynı fikrin başdanışmanının da aklından geçmiş olmasına sevinmiş gibi görünüyordu.

"Varis'in doğumu için tüm çanların iki kez çalınmasını ve hemen bir şenlik tertiplenmesini istiyorum. Çocukla geri döndüğünde hemen bu işlere bakmalısın. Ayrıca tüm gece, kutlamalar için gökyüzünde patlayan fişekleri de unutma. Herkes Srodhann'ın yeni varisini kutlayacak! Bebek sabaha doğru sağlıklı bir şekilde doğdu. Bebeği hazırlanmış odasına bizzat sen koyacaksın. Altus ve Sir Alan bile seni görmemeli. Varisin gerçek olduğundan çok büyük bir ihtimalle şüphelenecekler ama yine de ses etmeyeceklerdir. Sen de gözlerine bir kanıt sokmamalısın. Sonra hiç beklemeden hizmetçi kızlara emirler ver. Haberin kalenin tüm duvarlarında yankılanmasını istiyorum. Srodhann'ın beklenen varisi doğdu! Varisin gerçekte kim olduğunu senden ve Benden başka kimse bilmeyecek, anlaşıldı mı?"

Lord Volaris yıllarca yaptığı hizmetler boyunca ilk kez boğazına saplı bir yumru hissetti. Bu büyük bir yüktü ve yıllarca taşıması gerekecekti. Belki ömür boyu...

Ancak yutkunabildikten sonra

"Size hizmet etmek benim için bir zevktir, majesteleri." Diyebildi.

Remulus biraz olsun rahatlamış omuzlarını serbest bırakarak,

"Seni Kral'ın Eli yaptığım güne lanet okutmayacağını biliyordum Volaris, sızıntı kurdu."

Volaris bu lakabı duyunca irkildi. Bu ismi duymayalı yıllar olmuştu.

Asil bir aileden gelmeyen Lord, kaleye ilk geldiği zamanlar yeteneklerinin görülmesi için ayak işlerinde koştururken saray takımı ona bu lakabı takmıştı. Sızıntı kurdu. Her olaya ve her ortama bir şekilde girmesi ve her şeyden haberinin olması vermişti bu lakabı ona. Ve hep bir merak konusu olmuştu. Ama Volaris bu merakı hiçbir zaman aydınlatmayacaktı.

Kral'ın konseyine girmeden önceki hayatını ve her şeyini bu isimle beraber silmişti çünkü.

"Başka bir emriniz yoksa hemen yola koyulacağım, Kral'ım."

Anılarından savuşturarak, sahte varisi getirmeye çıkacağı görevine odaklandı.

Remulus, bakışlarının ve sert ifadesinin çizdiği suratını bozmadan düşünceli bir hâlde yanmakta olan ateşe tekrar baktı.

"Bir şey daha var... Seni odama çağırmamın asıl sebebi... "

Sesi incelerek odunların çatırtısında kaybolmuştu.

Zalim Remulus'u bu kadar çaresiz bırakan şey ne olabilirdi?

Onu çağırdığını neden hala söylemiyordu?

Söylemekte geciktirdiği bir şey vardı. Volaris odaya girdiğinden beri aklında olan, ama bir türlü dilinin ucuna gelmeyen bir şey.

Lord Volaris seziyordu ki Kral'ın bu akşam söyleyecekleri ne kendisinin ne de Krallığın hayrına olacaktı. Bu kadar bekletmesinin başka bir sebebi olamazdı, Volaris'in ona karşı çıkacağını biliyor ve bunu bildiğinden, söyleyecekleri güçlükle ağzından çıkıyordu.

Kral daha ağzını açmadan odadaki sabah soğuğunu keskinleşti. Sanki bir yerde kırılan bir aynanın uğursuzluğunu taşıyordu bu sözler. Sanki daha ağzından çıkmadan lanetlenmişti.

Bölüm sonu

6 yorum