Odanın içini ağır bir sessizlik kapladı.
Elif'in gözleri, yere düşen siyah kimlik kartından ayrılmıyordu.
"Mert..." dedi titreyen bir sesle. "Bana gerçeği söyle."
Mert derin bir nefes aldı.
"Evet... O kuruluş için çalıştım."
Elif'in kalbi sıkıştı.
"Çalıştın mı? Yani bütün bu olanlar..."
"Hayır!" diye araya girdi Mert. "Sana yaklaşmamın nedeni görevdi. Ama seni tanıdıkça her şey değişti. Onlara ihanet ettim."
Tam o anda Elif'in babası konuştu.
"Doğru söylüyor."
Elif şaşkınlıkla babasına döndü.
"Mert olmasaydı seni çoktan yakalamış olurlardı."
Ancak konuşmaları uzun sürmedi.
Koridorun sonunda kırmızı alarm ışıkları yanıp sönmeye başladı.
Hoparlörden soğuk bir ses duyuldu:
"Kaçış tespit edildi. Bina beş dakika içinde tamamen kilitlenecek."
Mert hızla odanın diğer tarafındaki metal kapıya koştu.
"Buradan çıkmalıyız!"
Kapının arkasında dar bir tünel uzanıyordu.
Üçü de karanlık tünele girerken arkalarından silah sesleri yankılandı.
Koşmaya devam ettiler.
Dakikalar sonra tünelin sonunda paslı bir demir kapıya ulaştılar.
Kapıyı açtıklarında gece havası yüzlerine çarptı.
Kendilerini terk edilmiş bir ormanın içinde bulmuşlardı.
Elif tam rahat bir nefes alacakken uzaktan motor sesleri duyuldu.
Siyah arazi araçları hızla onlara doğru yaklaşıyordu.
Babası sessizce cebinden eski bir USB bellek çıkardı ve Elif'in avucuna bıraktı.
"Bunun içinde her şey var," dedi.
"Gerçek... deneyler... ve seni neden seçtikleri."
Elif USB belleği sıkıca kavradı.
Tam o sırada babası onları itti.
"Koşun!"
Arkasını döndü ve peşlerindeki ekibin önüne tek başına çıktı.
Elif çığlık attı.
"Baba!"
Fakat babası sadece gülümsedi.
"Gerçeği ortaya çıkar."
Elif ve Mert gözyaşları içinde ormanın karanlığına doğru koşarken, arkalarından büyük bir patlama sesi yükseldi.
Alevler geceyi aydınlatırken Elif'in aklında tek bir soru vardı:
Babası gerçekten öldü mü... yoksa bu da planın bir parçası mı?