Kadın kapının eşiğinde durmuştu. Üzerindeki uzun siyah pelerin yere kadar uzanıyor, yüzündeki silik gülümseme odadaki havayı daha da ağırlaştırıyordu. Eva, onun gözlerine baktığı anda içinde tarif edemediği bir ürperti hissetti. Bu, az önce karşılaştıkları yaratıklardan çok farklıydı. Onlar yalnızca korkutucuydu. Bu kadın ise sanki Eva'yı yıllardır tanıyordu.
"Ne kadar büyümüşsün..." dedi kadın, sesi neredeyse fısıltı kadar sakindi. "Annenin gözlerini almışsın."
Eva'nın nefesi kesildi.
"Annemi nereden tanıyorsun?"
Kadın cevap vermedi. Gülümsemesi biraz daha belirginleşti.
Kaan, Eva'nın önüne geçti. "Onunla konuşma."
Kadın alaycı bir kahkaha attı. "Hâlâ onu koruyabileceğini mi sanıyorsun?"
"Son kez söylüyorum..." Kaan'ın sesi sertleşmişti. "Geri dön."
Kadının yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.
"Emir vermek için çok geç kaldın."
Bir anda odanın içindeki bütün pencereler büyük bir gürültüyle patladı. Cam parçaları havada savrulurken Eva refleksle yüzünü kapattı. Kaan elini kaldırır kaldırmaz etraflarında ince, gümüş renkli bir ışık yayıldı. Cam kırıkları ışığa çarpar çarpmaz yere düştü.
Kadın hiç kıpırdamamıştı.
"Sana yazık olmuş," dedi Kaan'a bakarak. "Bir zamanlar en güçlü muhafızdın."
Eva, bu cümleyi duyunca istemsizce Kaan'a baktı.
Muhafız...
Demek gerçekten söylediği gibi başka bir dünya vardı.
Kaan, dişlerini sıkarak Eva'ya döndü. "Ne olursa olsun arkamdan ayrılma."
Kadın yavaşça elini havaya kaldırdı. Parmaklarının ucunda siyah dumanlar dönmeye başladı. Duman büyüdükçe odanın içindeki hava buz gibi oldu.
Sonra...
Tek bir hareketle dumanı Kaan'ın üzerine savurdu.
Kaan saldırıyı son anda engelledi ama geri savruldu. Sırtı duvara çarptığında derin bir nefes aldı.
Eva istemsizce ona doğru koştu.
"İyi misin?"
"Buradan çıkmamız gerekiyor."
"Ama—"
"Soru sormayı bırak."
Tam o sırada kadın yeniden konuştu.
"Gerçekten ona hiçbir şey anlatmadın mı?"
Kaan sustu.
Kadın bu sessizliği fırsat bilerek gözlerini Eva'ya çevirdi.
"Senin neden arandığını biliyor musun?"
Eva başını iki yana salladı.
"Çünkü sen..." Kadın birkaç adım daha yaklaştı. "Bu dünyanın değil, iki dünyanın da kaderisin."
O an, Eva'nın bileğindeki kırmızı işaret yanmaya başladı.
Canı öyle şiddetli acıyordu ki dizlerinin üzerine çöktü.
İşaret, ince bir çizgi olmaktan çıkmıştı. Derisinin altında dolaşan kırmızı damarlar gibi bütün bileğine yayılıyordu.
Kadın gülümsedi.
"İşte... Uyanıyor."
Kaan'ın yüzü bembeyaz kesildi.
"Hayır..."
Hiç düşünmeden Eva'nın kolunu tuttu ve onu ayağa kaldırdı.
"Koş!"
Binanın arka tarafındaki dar koridora doğru koşmaya başladılar. Arkalarından gelen ayak sesleri çoğalıyor, kadın tek bir kelime etmeden onları takip ediyordu.
Koridorun sonunda eski bir demir kapı vardı.
Kaan cebinden, üzerinde garip semboller bulunan gümüş bir anahtar çıkardı.
Anahtarı kilide çevirdiği anda kapının üzerindeki bütün işlemeler kırmızı bir ışıkla parladı.
Kapı ağır ağır açıldı.
İçerisi tamamen karanlıktı.
Eva tereddüt etti.
"Kaan... Burası neresi?"
Kaan ilk kez korkmuş görünüyordu.
"Bilmiyorum."
Eva şaşkınlıkla ona baktı.
"Ne demek bilmiyorum?"
"Çünkü bu kapı..." dedi Kaan, gözlerini karanlıktan ayırmadan, "...yüz yıldır hiç açılmadı."
Tam o anda arkalarından kadının sesi duyuldu.
"İçeri girerseniz geri dönüşünüz olmayacak."
Kaan bir an bile düşünmedi.
Eva'nın elini tuttu.
Ve birlikte karanlığın içine adım attılar.