Şehrin dışında, terk edilmiş bir tersanenin altındaki sığınakta kurulan büyük masa, yıllardır yeraltının en kanlı pazarlıklarına şahitlik etmişti. Masanın etrafında oturan yedi büyük mafya lideri, tütün dumanlarının ve ağır viski kokularının arasında gergin bir sessizlikle bekliyordu. Her birinin arkasında en güvendiği ikişer tetikçisi hazır kıta dikiliyordu.
Hazar Karadağ’ın sağlık durumunun kötüleştiği haberi çoktan sokaklara yayılmıştı. Masadaki kurtlar, paylarına düşecek bölgeleri şimdiden bölüşmenin hayalini kuruyordu.
Çift kanatlı ağır demir kapı gıcırtıyla açıldı.
İçeri önce Hazar Karadağ girdi. Adımları eskisi kadar çevik değildi, bir bastona yaslanıyordu ama bakışlarındaki o buz gibi otorite zerre eksilmemişti. Yanında Barbaros vardı; hemen bir adım gerisinde ise siyah takım elbisesi, dik duruşu ve tehlikeli bakışlarıyla Ateş görünüyordu.
Hazar masanın başındaki boş koltuğuna oturmadı. Sandalyenin arkasında ayakta durdu, iki elini birden bastonunun üzerine koyup masadaki liderleri tek tek süzdü.
Masanın en agresif ve sabırsız ismi olan Vedat, purosunun dumanını havaya üfleyerek alaycı bir tonla söze girdi:
— Geçmiş olsun Hazar Ağam. Rengin solmuş... Dedikodular doğru demek ki; kurt kocamış, masayı taşıyamaz olmuş. Bir oğul bırakmadın arkanda. Şimdi bu taht kime kalacak? Masayı kime emanet edip çekileceksin köşene?
Masanın etrafında boğuk bir onaylama mırıltısı yükseldi. Herkes Hazar’ın masayı devretmek zorunda kalacağını ve aralarında bir kan banyosu çıkacağını biliyordu.
Hazar hafifçe gülümsedi. O gülümseme, masadakilerin iliklerine kadar donmasına yetti.
— Kurt kocar, ama kanunu değişmez Vedat, dedi Hazar tok bir sesle. — Ben masadan kalkıyorum. Doğru duymuşsunuz. Ama masayı size bırakmaya değil; benden sonraki tek sahibini ilan etmeye geldim.
Vedat kaşlarını çattı, gözleri Ateş’e kaydı:
— Barbaros’un eniğini mi başımıza patron yapacaksın? Biz kural biliriz Hazar, masa kandan gelir!
— Ateş benim sağ kolumun emanetidir, dedi Hazar keskin bir sesle. — O, yeni patronun sahada vuran eli, gören gözü olacak.
Hazar bastonunu yere sertçe vurdu. Yankılanan ses odayı anında susturdu.
— Yeni patronunuz benden sonra kanımın tek taşıyıcısıdır. Ticareti, limanları, sevkiyatları ve bu masanın kaderini yönetecek tek bir isim var: Demir.
Masadakiler birbirine baktı. Kimse "Demir" diye bir oğul duymamıştı. Hazar Karadağ’ın bir oğlu yoktu; herkes bunu bilirdi.
Vedat öfkeyle ayağa fırladı:
— Kim bu Demir?! Hangi delikten çıktı? Nerede bu adam? Yüzünü bile görmediğimiz bir hayalete mi itaat edeceğiz?
O sırada sığınağın tavanındaki hoparlörlerden mekanik, boğuk ve ses değiştirici bir filtreden geçmiş bir ses yankılandı. Ne kadın ne erkek olduğu anlaşılan, metalik, soğuk ve derinden gelen bir ses:
— Demir senin kafanın tam üzerinde duruyor, Vedat.
Tüm gözler refleksle yukarı baktı. Masayı yukarıdan gören, zırhlı ve karartılmış camdan ibaret olan asma kontrol odasında hafif bir ışık parıldadı. Camın hemen arkasında, yüzü gölgede kalan, silueti siyah bir kabanın içine gizlenmiş bir figür dikiliyordu. Elindeki tabletten masadaki her bir adamın anlık verilerini, banka hesaplarını ve gizli operasyonlarını tek bir dokunuşla kontrol eden kişiydi bu.
Alev, zırhlı camın arkasından masaya baktı. Ses filtrelenmiş bir halde aşağıdaki salona dökülmeye devam etti:
— Üç gün önce Köstence Limanı’ndan kaçırdığın kayıtsız kokain sevkiyatı şu an benim depolarımda, Vedat. Masanın arkasından çevirdiğin işlerin belgeleri de şu an masanın tam ortasındaki çantanın içinde. Ya oturup sana verilen payla yetinirsin ya da bu gece bu kapıdan cesedin çıkar. Karar senin.
Vedat’ın yüzündeki kan çekildi. Rengi kireç gibi oldu. Bu bilgi sadece kendisinde ve en güvendiği adamındaydı. Korkuyla çantaya, ardından yukarıdaki karanlık siluete baktı.
Ateş öne doğru bir adım attı, ceketinin önünü ilikleyerek masadaki her bir liderin gözünün içine baktı:
— Demir yüzünü göstermez. Demir pazarlık yapmaz. Demir masanın kurallarını yeniden yazdı. İtirazı olan varsa, önce benimle hesaplaşır.
Salonda tek bir nefes sesi bile çıkmadı. Masanın kurtları, yüzünü bile görmedikleri, cinsiyetini bilmedikleri bir hayaletin karşısında darmadağın olmuştu. Hazar Karadağ başını yukarı, zırhlı cama doğru kaldırdı; kızıyla göz göze geldi. Dudaklarında gururlu bir kıvrılma vardı.
Demir doğmuştu.
Ama o demirin içinde, yeraltını küle çevirmeye yemin etmiş kızıl saçlı bir yangın saklıydı.