İçeriğe geç

KIZIL VARİS

Bölüm 12 · 5 dk okuma

KIZIL VARİS

Bölüm 12

BÖLÜM 12: KUZEYDEN GELEN KOR

Limanın üzerindeki sis henüz dağılmamıştı. Servet ve diğer masanın baronları sabah dokuzda boyun eğip dosyalarını teslim etmişlerdi; ancak fırtınanın Karadeniz’in öte yakasından kopacağı aşikârdı. Hazar Karadağ’ın ölümü, sınırın ötesindeki devasa çarkı harekete geçirmişti bile.

İlk hamle Rus Bratva kanadından geldi. Karadağ ailesinin kontrolündeki 7 numaralı kuru yük iskelesine yanaşan Malta bandıralı yük gemisi, sıradan bir sevkiyat getirmiyordu. İskeledeki nöbetçiler tek bir kurşun sıkılmadan etkisiz hale getirilmiş, liman sahası yarım saat içinde zırhlı siyah araçlarla kuşatılmıştı.

Haber gökdelene ulaştığında Alev tereddüt etmedi.

— Sahaya iniyoruz, dedi. Üzerine siyah boğazlı kazağını ve deri uzun kabanını geçirirken belindeki kılıfı kontrol etti.

Ateş onun hemen arkasındaydı; çenesi kilitlenmiş, damarları öfkeden kabarmıştı:

— Bu açık bir kışkırtma, Alev. Moskova kanadı yaşlı Volkov öldükten sonra başıboş kaldı sanıyorduk. Bu kadar hızlı hareket etmeleri normal değil. Tuzağa basıyor olabiliriz, beni önden gönder.

Alev kapının eşiğinde durdu, buz mavisi gözlerini Ateş’e çevirdi:

— Eğer masanın başına geçtiysem Ateş, kapıma dayanan kurdu bizzat karşılarım. Yanımda olman bana yeter, önüme geçmeye kalkma.

Yarım saat sonra, ıslak beton zemin üzerinde iki siyah konvoy karşı karşıya durdu. Karadağ ailesinin silahlı korumaları ile tepeden tırnağa taktik donanımlı Rus tetikçiler arasında gergin bir namlu ormanı oluşmuştu. Havada tuz, pas ve yaklaşan çatışmanın barut kokusu vardı.

Karşı taraftaki zırhlı aracın kapısı açıldı.

İçeriden inen figür, alışılmış hantal Rus mafya babalarına hiç benzemiyordu. Yirmi beş yaşlarında, uzun boylu, yapılı; kül rengi yün bir palto giymiş, açık kumral saçları hafifçe alnına dökülen bir adamdı. Babası Moskova’nın korkulan ismi Boris Volkov, annesi ise İstanbullu köklü bir ailenin kızıydı: Arman Volkov. Babasının ani ölümünden sonra kuzeyin başına geçmiş, acımasızlığı ve stratejik hamleleriyle adı hızla duyulmuştu.

Arman, elleri ceplerinde, arkasındaki korumalara tek bir işaretle geride kalmalarını emrederek iki konvoyun arasındaki boşluğa doğru adımladı.

Alev de kendi aracından indi. Kızıl saçları denizden esen sert rüzgârla dalgalanıyor, beyaz teni griliğin içinde adeta parlıyordu. Yanında Ateş, bir elini ceketinin altındaki silahın kabzasından bir an bile ayırmadan, adeta Alev’in etrafında görünmez bir kalkan örerek yürüdü.

Arman adımlarını yavaşlattı. Karşısında takım elbiseli, yaşlı ya da en azından eli kanlı bir erkek figürü bekliyordu. Ancak gördüğü siluet adımlarını tamamen durdurmasına neden oldu.

Buz gibi mavi gözler, alev kırmızısı saçlar ve ölümcül bir zarafet...

Arman’ın dudaklarında alaycı ama bir o kadar da büyülenmiş bir tebessüm belirdi. Gözlerini Alev’in üzerinden ayırmadan, kelimelerin üzerindeki hafif Rus fonetiğiyle, sert ve aksanlı bir Türkçeyle konuştu:

— Pozhaluysta(lütfen)... Karadağ limanına geldim ama sanırım yanlış adrese çıktım. Hazar Karadağ’ın yerine geçen o meşhur ‘Demir’i arıyordum ben. Karşıma bir... krasavitsa(muhteşem), bir kızıl peri çıkacağını söyleselerdi, çiçeklerle gelirdim.

Ateş’in gözleri anında kısıldı, bir adım öne fırlamak istedi ama Alev sol elini hafifçe kaldırarak onu durdurdu. Ateş geride kalsa da bakışları Arman’ın şakağına kilitlenmiş bir mermi gibiydi; her an tetiği düşürebilirdi.

Alev bir adım daha yaklaştı. İki genç lider arasında sadece üç adımlık bir mesafe kalmıştı.

— Çiçeklerini kendi mezarına sakla, Volkov, dedi Alev. Sesi bir buz sarkıtı kadar sertti: — Hazar Karadağ’ın kanı da masası da benim. Aradığın Demir tam karşında duruyor. Ve benim limanıma izinsiz yanaşan gemilerin sonu genelde denizin dibi olur.

Arman kaşlarını kaldırdı. Aksanlı Türkçesiyle hafifçe kıkırdadı, sesindeki o Rus tınısı her hecede kendini belli ediyordu:

— Demir... Demek o kadar adamı titreten o meşur gölge sendin, ha? Babam hep derdi: ‘Türklerle masaya otururken dikkat et, arkalarından hançer çıkar.’ Ama bana bir kadının bu masayı yöneteceğini... hele de senin gibi birinin yöneteceğini hiç anlatmadı. Çok... enteresan. Çoook hoşuma gitti bu durum.

Arman konuşurken Alev’e doğru yarım adım atmaya kalktı.

Aynı salisede Ateş araya girdi. Namlusunu kılıfından sıyırmadan ama göğsünü Arman ile Alev arasına çelik bir set gibi koyarak durdu. Kehribar gözlerinde saf bir vahşet vardı.

— Bir adım daha atarsan o aksanlı dilini boğazından sökerim, dedi Ateş, dişlerinin arasından fısıldayarak: — Patronla konuşurken arandaki mesafeyi koruyacaksın, Rus.

Arman’ın arkasındaki korumalar aynı anda silahlarını kurdu. Ateş’in arkasındaki Karadağ adamları da tüfeklerini omuzladı. İskelede onlarca mekanizma sesi koro halinde yankılandı.

Arman gözlerini Alev’den ayırıp Ateş’e çevirdi. Yüzündeki sırıtış bozulmadı, aksanlı sesiyle alay etti:

— Barbaros’un sadık kurdu... Babam senden de bahsetmişti. İyi bir köpek, ama fazla havlıyor.

— Ateş, indir silahı, dedi Alev arkadan. Sesi tartışmaya kapalı bir emirdi.

Ateş kıpırdamadı, gözlerini Arman’ın gözlerinden çekmedi. Ancak Alev’in eli Ateş’in omzuna dokunduğunda, Ateş derin bir nefes alarak sadece yarım adım geri çekildi; ama yine de Alev’in yarım beden önünde durmaya devam etti. Koruma içgüdüsü, liderin emrinden bile baskın çıkıyordu.

Alev, Arman’ın tam karşısına geçti:

— Neden buradasın Volkov? Masamın sınırlarını test etmeye mi geldin, yoksa babanın cesaret edemediği savaşı başlatmaya mı?

Arman paltonun ceplerinden ellerini çıkardı, iki elini de zararsız olduğunu gösterir gibi hafifçe havaya kaldırdı. Gözlerinde tehlikeli, meydan okuyan bir hayranlık vardı:

— Savaş? Nyet(hayır). Henüz değil, Kızıl Varis. Sadece masanın yeni sahibini kendi gözlerimle görmek istedim. Ve gördüğüm şey... masadaki o yaşlı aptalların anlattığından çok daha tehlikeli. Çok daha... güzel.

Arman geri adım atarak zırhlı aracına doğru yöneldi. Kapıyı açmadan önce başını çevirip Alev’e o aksanlı, boğuk Türkçesiyle son bir kez gülümsedi:

— Gemi bu gece limandan ayrılacak, Demir. Saygımı göstermek için yükü sana bırakıyorum. Ama unutma... Karadeniz çok soğuktur. Ve ben o soğukta seninle bir gün mutlaka aynı masaya oturacağım. Bakalım o zaman da bu kurt seni koruyabilecek mi?

Arman arabasına bindiğinde konvoy geri çekilmeye başladı.

Liman yeniden ıslak bir sessizliğe gömüldüğünde, Ateş hırsla yere tükürdü ve Alev’e döndü:

— O herif seni tartmıyordu Alev. Seni gözüne kestirdi. Bir dahaki sefere böyle laflar etmesine izin vermeyeceğim, kafasına sıkarım!

Alev batan gemiye ve uzaklaşan konvoya baktı. Buz mavisi gözlerinde karanlık bir parıltı vardı:

— Sıksan da fark etmezdi Ateş. Ruslar içeri girdi bile. Ve bu çocuk... masadakiler gibi korkak değil. Asıl savaş şimdi başlıyor.

Bölüm sonu

1 yorum