Salondaki hava öylesine ağırlaşmıştı ki masadaki liderlerin aldığı her nefes, boğazlarına takılan bir kurşun gibiydi.
Servet Bey’in şaşkınlıkla aralanmış dudakları titriyor, gözleri Alev’in işaret parmağındaki Karadağ aile mührü ile o masmavi, dondurucu bakışları arasında gidip geliyordu. Karşısında duran kadın, yıllardır emirlerini dinledikleri, tek bir sevkiyat krokisiyle imparatorlukları dize getiren o hayaletin ta kendisiydi.
Masada oturan diğer liderlerden, doğu kanadının kaçakçılık ağını yöneten Behzat ayağa kalktı. Yüzünde hem alaycı hem de sindiremediği bir hırsın izleri vardı:
— Sen kimsin de bu masayı bize mezar yapacaksın?! diye bağırdı Behzat. Elini belindeki kabzaya atarak masaya bir adım yaklaştı. — Hazar öldü! Masanın başında bir kız çocuğu değil, oturup pazarlık yapacağımız bir adam istiyoruz! Ateş, sen de aklını başına devşir! Bir kadının eteğinin arkasına saklanıp bize racon kesemezsiniz!
Behzat’ın cümlesi henüz bitmemişti.
Alev gözünü bile kırpmadı. Oturduğu deri koltukta tek bir kası dahi oynamadı; sadece sağ elinin iki parmağını usulca masaya vurdu.
Tık.
Ateş’in hareketi bir fırtına gibi patladı.
Göz açıp kapayıncaya kadar ceketinin altındaki namluyu çekti, masanın üzerinden kayarak Behzat’ın önüne indi. Behzat daha silahını kılıfından çıkaramadan, Ateş’in namlusu adamın çene kemiğinin hemen altına dayandı. Aynı anda Ateş sol eliyle Behzat’ın silah tutan bileğini kavrayıp ters bir açıyla büktü.
Kemik çatlama sesiyle birlikte Behzat’ın acı dolu iniltisi yankılandı; silahı gürültüyle mermer zemine düştü.
— Babamın kanununu sana hatırlatayım Behzat, dedi Ateş, kehribar gözlerinde ölümcül bir kıvılcımla. — Patronun karşısında ses yükseltenin dili, el kaldıranın kolu kesilir. Hangisinden başlamamı istersin?
Salonun köşelerindeki korumalar hemen ellerini ceketlerinin içine attı. Ancak aynı saniyede salonun tavanındaki havalandırma kapakları ve ana girişin üstündeki gizli bölmeler açıldı; içeriye siyah taktik kıyafetli, kırmızı lazer nişangâhları masadaki her bir baronun tam alnına kilitlenmiş Alev’in özel timi indi.
Kırmızı noktalar masadaki herkesin kalbinde ve alnında sabitlendiğinde, çıt çıkmaz oldu.
Alev koltuğundan hafifçe öne doğru eğildi. Dirseklerini masaya dayadı, parmaklarını birbirine kenetledi. Kızıl perçemleri yüzünün iki yanından süzülüyordu.
— Ateş, bırak onu, dedi Alev. Sesi fısıltı kadar yumuşak ama odayı donduracak kadar soğuktu.
Ateş tek bir kelime etmeden geri çekildi, Behzat ise kırılan bileğini tutarak inleyerek koltuğuna geri yığıldı.
Alev gözlerini tek tek diğer dört liderin üzerinde gezdirdi:
— Masanın kurallarından bahsediyorsunuz. Masanın tek bir kuralı vardı: Güç kimdeyse, kuralı o koyar. Yedi yıl boyunca ‘Demir’ dediğinizde önünüzü iliklediniz. Limanlarınızı Demir açtı, polis baskınlarından sizi Demir kurtardı, kasalarınızı Demir doldurdu. O gün Demir bir erkek olsaydı ayağını öperdiniz. Şimdi karşımdaki varlığımı cinsiyetimle tartmaya kalkan olursa...
Alev ayağa kalktı. Zümrüt yeşili ceketinin önünü tek bir zarif hareketle ilikledi. Boyu masadaki adamların üzerinde bir heybet gibi yükseldi.
— Babamın mezar toprağı henüz kurumadı, dedi. — Bu gece burada kan akıtmak istemedim; çünkü babamın hatırasına duyduğum saygı, sizin ucuz hayatlarınızdan daha değerli. Ama bu masadan çıktığınız andan itibaren bilin ki; Demir artık perde arkasında değil. Demir benim. Karadağ İmparatorluğu benim.
Cebinden küçük, şifreli bir cihaz çıkardı ve masanın ortasına bıraktı:
— Bu cihazda her birinizin son yedi yıllık tüm vergi kaçakçılığı, gizli depoları ve ailelerinizin yaşadığı güvenli evlerin koordinatları var. Yarın sabah saat tam dokuzda, limandaki ana ofisime biat dosyalarınızla geleceksiniz. Gelmeyenin yerine ertesi gün yeni bir isim atanacak.
Alev arkasını döndü, kapıya doğru yürümeye başladı. Ateş onun tam bir adım gerisinde, kalkanı gibi pozisyon aldı.
Tam kapıdan çıkacakları sırada, Servet Bey titreyen sesiyle arkalarından seslendi:
— Alev Hanım... Masanın dışındaki düşmanlar ne olacak? Ruslar ve İtalyanlar Hazar’ın ölümünü bekliyordu. Demir’in bir kadın olduğunu duydukları an şehre çökerler!
Alev kapının eşiğinde durdu. Başını hafifçe omzunun üzerinden geriye çevirdi. Yüzünde, Hazar Karadağ’ın en acımasız günlerini hatırlatan buz gibi bir tebessüm belirdi:
— Bırak gelsinler, Servet. Erkeklerin yönettiği bu dünyayı başlarına yıkmak için sabırsızlanıyordum zaten. Bir yangın görmek istiyorlarsa... Ateşi yakacak olan benim.
Alev ve Ateş ağır çelik kapılardan geçip koridorda kaybolurken, masadaki kurtlar ilk defa av olduklarını anlamıştı. Şehir artık bir mafya savaşına değil; Kızıl Varis’in kanlı devrimine sahne olacaktı.