Her zamanki gibiydi, ben evde oyuncaklarımla oynarken babam fabrika da çalışıyor annem ise mutfakta yemek yapıyordu.
Herşey çok normal, olması gerektiği gibiydi ne ara oldu da bu hale düştüm? Hala aklım almıyor.
O günü çok hatırlamıyorum. Çok bulanık... Net olan tek birşey vardı. Annemin telefonunun çalması, o telefon görüşmesinden sonraki annemin korku dolu gözleri ve bana bakışı.
Sonrası daha netti. Mutfak masasında oyuncağımla oynarken annem aniden kollarımdan sertçe tuttu. O korku dolu gözlerini anlam veremeden nefes almakta zorlanarak kollarımı daha sert sıktı.
Zor bela gülümseyerek doğrudan gözlerimin içine baktı.
"Şimdi seninle saklambaç oynayacaz! Git banyoya saklan ve ben seni bulana kadar asla çıkma! Ne olursa olsun. Tamam mı?"
Annemi o gün ilk defa bu denli ciddi görmüştüm. Ürkütücüydü... Korktuğum için onayladım. Masadan kalktım ve ben banyoya doğru ilerlerken annem hızla dışarı çıktı. Ne oluyor? Annem neden dışarı çıktı?
Onun dediği gibi banyoya gittim ve saklanacak yer aradım saklanacak yerler çok azdı. Bende banyo dolabının içine girdim ve annemin gelmesini bekledim.
Bekledim.
Bekledim..
Bekledim...
Hiç bu kadar uzun süre beklememiştim. Karnım çok acıkmıştı. Çok susamıştım. Dışarı çıkmak istiyordum ancak her buna yeltendiğimde annemin o korku dolu gözleri aklıma geliyor ve biraz daha dayanmam gerektiğini düşünüyordum.
Orada ne kadar bekledim bilmiyorum ama birkaç saat olmuştu. En sonunda hızla kapıların açıldığını duydum.
"Karina! Karina çık saklandığın yerden! Beni annen gönderdi. Buradan gitmemiz gerek, HEMEN!"
Bu ses benim yakın arkadaşımın annesinin sesiydi. Hemen saklandığım yerden çıktım. Onun yanına doğru koştum. Onu görünce daha çok korktum. Her tarafı kan içerisindeydi.
"AREN TEYZE! N'OLDU SANA? Annem nerede?!"
Aren teyze beni kucağına aldı ve koşmaya başladı.
"Merak etme balım. Bu kanlar benim değil. Az sonra bu evden çıkacaz ama göreceğin herşey hiç hoş şeyler değil. Lütfen gözlerini kapat."
Gözlerimi kapattım heryerden bir sıcaklık geliyordu. Daha fazla dayanamadım ve gözümü açtım.
O gün...
Keşke açmasaydım.
Etraf yangın yeriydi herkes kanlar içinde yerde yatıyordu. Daha fazla dayanamayıp gözlerimi tekrar kapattım.
Sonrası yok... Hatırlayamıyorum.
O günden beri ben. Annemi göremedim.
Annem o günden beri beni saklandığım yerden çıkarmadı. Babamı zaten çok görmüyordum onu da hiç görmemeye başladım.
Bende Orin ve ailesiyle yaşamaya başladım. Olayın üzerinden on yıl geçti artık aklıma çok gelmiyordu da işte... Unutamıyordum da.
Kasabamız on yıl içinde tekrardan aynı düzene geçti. Herkes sanki o olay hiç olmamış gibi davranıyordu. Bende ayak uyduruyordum.
Kasabada dolaşırken karşıma Orin çıktı. Sabah ben uyanmadan önce gitmişti öyle avel avel dolanıyor ortalıkta.
Sessizce arkasına yaklaştım. Ensesine vurarak "N'aber bladerim?" Dedim.
Orin sinirli bir şekilde bana baktı.
"Karina, bana bak Allah yarattı demem burada evire çevire döverim seni!"
Göz devirerek yanına geçtim.
"Hehee aynen, hayrola sabahın erken saati gitmişsin?"
Orin:
"Zevke gittim sanan da! Muhtar çağırdı ondan gittim."
Karina:
"Ne diyomuş muhtar?"
Orin:
"Yahu şu Güve Kelebeği Laneti hakkında konuşmak istemiş."
Karina:
"Ne konuştunuz?"
Orin:
"Ne kadar meraklı bir kezban çıktın sende be! Sanane ne konuştuk."
Karina:
"Anlatıyon mu? Yoksa seni geçen hafta ŞEY yaparken gördüğümü Aren teyzeye söyleyim mi?"
Orin:
"Sus lan milletin içinde..! Korsanlar burayı hedef görmüş ya çırak alacaklarmış ya da kasabayı yakacaklarmış. Muhtar da o yüzden çağırdı işte çırak olmaya uygun tek ben varmışım."
Karina:
"Hayrola iki elin bir işi tuttu da ben mi göremedim?"
Orin:
"Keriz, korsanların çırağı olmak için 17 yaşında ve erkek olmak gerek. Sağlam elemansan hatta kaçırmazlar seni."
Karina:
"Aman be... Keşke bende gelebilsem. En azından yalnız kalmazdın."
Orin:
"Aslında riskli bir ihtimalle gelebilirsin."
Karina:
"Hah? Nasıl? Dök bakayım aklındaki şeytanı."
Orin:
"Benim kıyafetlerim ve uygun saç kesimiyle seni harika bir erkek yapabiliriz. Ama... Şey..."
Orin'nin yüzü hafif kızarmaya başladı.
"Göğüslerini küçültmek için bir bandaj gerekecek diğer herşeyi ben yaparım. AMA ONU SEN YAPACAKSIN!"
Karina:
"İyi tamam da, bunu muhtara nasıl açıklayacaksın."
Orin gülümsedi.
"Muhtarın başka şansı yok. Eğer korsanlar koskoca kasaba da cidden tek oğlan ben miyim diye her yere bakarlar. Bakarken öldürürler. En sonda muhtarı da öldürürler. Muhtara bunu anlatınca tepkisi n'olur sence? Kendini mi, yoksa bizi mi riske atar?"
Karina:
"Sana boşuna iblis demiyorum."
Orin adımlarını hızlandırarak önüme geçti.
"Yaa Karina hanım... Sizin aklınızdaki bin çakal benim aklımdaki bir topal tavşanı sikemez be!"
Karina:
"Ağzını topla da konuş çakıl taşı."
Orin:
"Hadi anam hadi doğru eve daha çok işimiz var. İlk önce sen yok etmen gerekenleri yok et peşinden ben geliyorum."
Bir gün onun ağzına bir çarpıcam, görecek o topal tavşanı da bin tane çakalı da! Hakkat korsanlara katılınca artık Güve Kelebeği Lanetiyle daha çok içli dışlı olucam.
Herkese güvenemem onlarda güve kelebeği çıkabilir. Ancak hiç sorgulamadım bu güve kelebeği neydi? Aren teyzeye sormakta fayda var.
Eve gittim Aren teyze mutfakta fasulye ayıtlıyordu. Yanına gittim sandalye çekip bir yandan ona yardım ederken aklımda deli dana gibi tepinen o malum soruyu sordum.
"Bugün Orin'i muhtar çağırmış. Güve kelebeği laneti yüzünden korsanlar burayı hedef almış. Ya Orin'i çırak olarak alacaklarmış ya da kasabayı yakacaklarmış. Bende onu tek bırakmamak için yanında gidicem."
Aren:
"Orin'i anlarım da sen nasıl yapıcaksın Karina?"
Karina:
"Orası bize kalsın asıl sorum o değil. Şu Güve Kelebeği Laneti de ne bana onu anlatır mısın?"
Aniden elindeki işi bırakarak geriye doğru yaslandı. Bana baktı.
"Artık küçük değilsin Karina herşeyi en şeffaflığıyla sana anlatıcam. Git bana bir kahve yap, salon da konuşalım."
Karina:
"Pekala..."
Cezveyi elime aldım ve kahve yapmaya başladım. Aren teyze normalde işini hemen bırakan bir kadın değildi. Demek ki duyacaklarım hoşuma gitmeyecek.
HASSİKTİR KAHVE TAŞTI!
Of başıma gene bir dünya iş çıkardım. Götümle dokuz köyü yıksam yeridir. Ocağı temizledim ve Aren teyzenin kahvesini götürdüm.
Tam karşısına oturdum. Kahveden bir yudum alır almaz tükürdü.
"Karina bir işi de doğru yaptığını görsem yedi cihan eğlence yapcam. Ben orta şekerli seviyorum. Nerede bunun şekeri."
Karina:
"Ayy unutmuşum..."
Aren:
"Şaşırtı mı? Hayır. Neyse şu Güve Kelebeği şeyine gelirsek on yıl önceyi hatırlıyor musun Karina? Anneni gördüğün son geceyi. O gece Güve Kelebeği Laneti bizim kasabaya kadar geldi. Annen o gece seni korumak için ölmüştü.
Efsane mi gerçek mi tam bilmiyorum ama bir bilim adamının guve kelebeği üstünde deney yaparken güve kelebeğinin salgıladığı bir virüsten kaynaklandığı söyleniyor. O virüs kime bulaşırsa ilk günlerde yoğun ateş, sonrasında miğde bulantısı ve halsizlik.
Taa ki yüzü bembeyaz olup insanın ağzından güve kelebeği çıkana kadar."
Karina:
"İğrenç!"
Aren:
"Sözümü kesme! Bunların bir tane kraliçesi var o yönetiyor onları. Ne kılıç ne de silah hiç bir şey işlemiyor onlara ne de olsa bir insan formunda gözüken güve kelebeği. Düşünsene ölen bir insanın formuna gelen bir kelebek. Ayh fenalık geldi anlatırken."
Karina:
"Bu inanılmaz derecede korkunç... Annem de mi bunları yaşadı!?"
Aren:
"BİR DAHA SÖZÜMÜ KESERSEN SENİ PASPAS DİYE KAPIMIN ÖNÜNE SERERİM."
Karina:
"Tamam kızma da bunları yenmenin bir yolu yok mu?"
Aren elini masaya sertçe vurdu. O kadar sert vurdu ki kahvesi döküldü.
"Var Karina. Işık çiçeği poleni! Duydun mu hiç?"
Karina:
"Evet ama o bir efsane değil mi?"
Aren:
"Yaşamamız bir efsane zaten. Sadece nadir bulunuyor. Bazılarını felç bırakıyor bazılarını tahtalı köye yolluyor. Belki başka yollar da vardır bilmiyorum."
Aren bana daha çok yaklaştı bende ona yaklaştım.
"Karina biliyorsun Orin ne kadar bilek gücünde iyi olsa da güve kelebekleri bilek gücüne bakmaz. Sağdan soldan çok araştır. Şu dünyaya bir kez gelseydim seni de öz evladım olarak isterdim.
Oğlumu ben sana seni de Allah'a emanet ediyorum."
Ayağa kalktı ve mutfağa doğru gitti. Dökülmüş bir fincan acı kahve ve ben orada öylece kaldım. Aniden kapı açıldı. Hızla ayağa kalktım.
Gelen Orin'du.
"N'aptın Karina?"
Anlamaz gözlerle ona baktım.
"Neyi?"
Orin boş gözlerle bana baktı.
"Unuttum deme!"
Karina:
"Ay şimdi hatırladım hemen geliyorum."
Orin:
"Sakin ol Orin... İşin çok uzun."

